'Düşmanı Korkutacak Ne İse, Onu Hazır Bulundurmalı'

Abone Ol

Enfâl Suresi nin 60. ayet-i kerimesinde Rabbimiz (C.C.)

mealen şöyle ferman buyurmaktadır:

Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet

ve cihat için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, çünkü onunla Allah ın

düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah ın

bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size

eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.

Bu ayet-i kerimede geçen kuvvet ten murat, savaşta

düşmana karşı üstünlük sağlayacak her çeşit vasıtadır. Kara, hava, deniz

kuvvetlerine ait bütün vasıta ve silahlar, elektronik haberleşme cihazları,

işte bu kuvvet mefhumuna dâhildir. Bu kuvvetin ihmal edilmesinin ve asıl

kuvvet membaı olan birlik ve beraberliğin zaafa uğramasının neticesi ne olur

Diyanet İşleri Başkanlarından merhum Ahmet Hamdi Akseki (1887-1951), bu ayet-i

kerimenin tefsiri sadedinde yaptığı bir mev izesinde bu sorunun cevabı

mahiyetinde şöyle demektedir:

Aziz din kardeşlerim! Dersimiz olan ayet-i kerimeye

(Enfâl / 60) mana vermezden önce, mevzua bir giriş olmak üzere,

gayretsizliğimiz ve ittifaksızlığımız yüzünden, içinde bulunduğumuz durumu

gözler önüne getirerek, eğer bu perişan halde devam edersek ve kendimizi selâmet

sahiline atmazsak, yarınımızın çok korkunç olacağını bazı tarihî hakikatlerle

ispata çalışacağız.

Ey muazzez Müslüman kardeşlerimiz! Endülüs tarihini

okuyanlarımız yahut hiç olmazsa o memleketin tarihini ağızdan ağza

işitenlerimiz pek çok sanırım. Sekiz yüz sene mamur ve bayındır olarak yaşayan

ve İslâm saltanatının merkezi olan o koca memleket nasıl oldu da İslâmların

elinden çıktı Ne oldu da bir ferdi kalmayıncaya kadar Müslüman ahalisi

mahvolup gitti Yüzden fazla vilayeti bulunan bu büyük devletin zenginlik ve

mamurluk cihetinden emsali görülmüş değil idi. Bu kadar vilayetler içerisinde

mesela İşbiliye şehrini ele alacak olursak, bu şehrin Mısır ve Şam a kat kat

üstün olduğunu; Mürsiye şehrinin ise lâtif havası, yemyeşil bağ ve

bostanları, taze yemişleri ile cennet gibi bir şehir olup, içindeki

hamamlarının ve misafirleri ücretsiz olarak barındıran hanlarının adedinin bine

yakın olduğunu; Gırnata şehrinin çok güzel manzarasına bakmakla

doyulamadığını görürüz. Hele insan, İspanya nın meşhur şehirlerinden olan

Kurtuba nın, iki yüz bin binasıyla Emevi İslâm Devleti nin başşehri olduğunu

öğrendikten sonra bütün vücudunu bir dehşet kaplar, tüyleri ürpermeye başlar.

Bu şehir o zamanlar ilim ve maarif bakımından öteki şehirlere üstündü. Altı yüz

camii şerifi, beş yüz hastane ve şifa yurdu, sekiz yüz medresesi vardı.

Etrafında üç bin köy ve her köyde şeriat hükümlerini bilen birer hâkim

bulunuyordu. Ezberinde İmam Malik hazretlerinin El-Muvatta adlı kitabı veya

on bin hadis-i şerif bulunmayan kimselere hâkimlik verilmezdi. Gerçi Endülüs ün

bütün nüfus sayısı iyice bilinmiyorsa da Emîr Yusuf un hükümeti zamanında üç

yüz bin minberde namına hutbe okunduğu muhakkaktır. Yani üç yüz bin camii

vardı. Umumî nüfus ona göre kıyas edilsin. Hatta Endülüs ün İspanyol

vahşilerine teslim edildiği gün bile Gırnata da üç milyon İslâm nüfusunun

bulunduğu tarihçe sabittir. Endülüslüler sekiz yüz sene zarfında üç yüz yetmiş

defa muharebe edip hepsinde düşmanlara karşı galip gelmiş iken, en sonunda;

Bir de öyle bir musibetten korkun ki, o, yalnız içinizde zulmedenlere isabet

etmez, (bu bela başkalarına da geçer, umumî olur). Bilin ki Allah ın azabı çok

şiddetlidir (enfâl/ 25) ayet-i kerimesiyle beyan buyrulan büyük fitneye sebep

olan nifak ve şikaklar, ihtilaflar, cemiyeti saran kötü ahlaklar, İslâmî

terbiye ve edeplerde vukua gelen zaaflar, riyakârlıklar, cihat vazifesinden

kaçmalar, Cenab-ı Hakk ın sayısız nimetlerine nankörlükler dolayısıyla

başlarına belâlar geldi ve İspanyol vahşilerinin esareti altına düştüler ve

toptan mahvolup gittiler. İlim incileriyle dolu olan kütüphaneleri hamam

külhanlarında yakıldı. Bakılmaya kıyılamayan camileri hayvan ahırı oldu.