Düşler ve Düşünceler

Abone Ol

Düşümüzdeki şeyler, bazen gerçek hayat dediğimiz şeyin önüne geçiyor. Sizin de geçmiyor mu? Böyle bi’şeyi kafaya taktığınızda, sürekli onu düşündüğünüzde, aklınızdan çıkmadığında ve hatta aklınızdan çıkaramadığınızda gerçeklikle karıştırdığınız olmuyor mu? Asıl gerçek olanın ne olduğunu karıştırdığınız, en azından kısa süreli de olsa bir kafa karışıklığı yaşadığınız olmuyor mu? Oluyordur ya, oluyordur, oluyordur.

Merhum Barış Manço, “Unutma ki dünya fani, veren Allah alır canı, ben nasıl unuturum seni, can bedenden çıkmayınca” diyor ya. İşte bu sözlerle başta bahsettiğim konunun bir alakası var mı? Şimdi tam bilemedim. Bi düşünelim. Fani ne demek, bir gün yok olacak olan, gelip geçici olan. Yani dünya aslında yok gibi demek istemiş Barış abi. Diğer iki cümlede konu net, üzerine tartışmaya gerek yok. Son cümle de önemli, bir önceki cümledeki soruya cevaben ne diyor; “can bedenden çıkmadan ben seni unutamam.” Peki can bedenden çıktığında unutacağını kesin olarak biliyor mu? Bilmiyor, bilemez, çünkü bu tecrübe edilmiş, yaşanmış ve aktarılmış değil ayrıca ispat edilmiş de değil. Tahmini olarak böyle söylüyor.

Burada herkesin bildiği ve itiraz etmediği iki önemli gerçek var. Biri, bu dünyanın fani olması, diğeri de her canın bir gün mutlaka içinde bulunduğu bedenden ayrılması. Peki “can” dediğimiz şey nedir? Kimileri ona ruh diyor. Yani asıl olan biz. O zaman, asıl olan biz fani olan yani gelip geçici olan, yani asıl olmayan bir hayatta mı gerçekliği yaşıyoruz yoksa emanet olarak içinde bir süreliğine yaşadığımız bedenden kurtulduktan sonra mı yaşayacağız? Evet. Şimdi en baştaki konuya dönmek gerekirse, mesele biraz daha netlik mi kazandı, yoksa daha da karmaşık bir hale mi soktuk? Ya da iki konunun birbiriyle çok alakası yok mu?

Sizce bu dünyada bütün soruların bir cevabı var mıdır? Vardır diyenlere bir sorum daha olacak. O cevapların hepsi doğru mudur ya da her sorunun mutlaka doğru bir cevabı var mıdır? Vardır diyenlere bir sorum daha olacak. O mutlak doğru cevabın gerçekten mutlak doğru cevap olduğunu kanıtlayacak olan kimdir? Ne demiş ünlü bir düşünür, “yollar yürümekle, sorular yöneltmekle bitmez.”

Son olarak şöyle düşünün. Milleti bölüp parçalayanların birlik ve beraberlikten bahsettiği, haramzadelerin ahlâk dersi verdiği, yalancıların doğruluk metinleri yayınladığı, sahtekârların dürüstlük konferanslarında konuşmacı olduğu, beceriksizlerin en önemli görevlerin başına getirildiği bir ülkede kime ne soralım, ne anlatalım ve hangi cevabın peşine düşelim, söyler misiniz?