Duruşumuz önemli durduğumuz yer de önemli

Abone Ol

Günde beş vakit namazımızda Hakkın huzurunda duruş, namaz

dışında bütün sosyal ilişkilerimizi Rabbin kitabına, Sevgili Peygamberimizin

sünnetine göre ayarlayarak 24 saatimizi de yine Hakkın huzurunda duruş haline

getirmek gerekir.

Hakkın huzurunda duruşumuzu güzel yaparsak halkın içinde

duruşumuz, dostlarınızın yanında duruşumuz, düşmanlarınızın karşısında

duruşumuz, eşinizin gözünde duruşumuz, siyasi duruşumuz güzel ve etkili olur.

Arafat ta vakfe/duruşumuzla biz, bütün dünya

Müslümanlarıyla birlikte tarafımızı ortaya koyuyoruz.

Bütün bu duruşlar görüntüde farklıdırlar ama hepsinin

ortak tarafı durduğunuz yer ve sizin iç dünyanızın duruşudur.

Bu duruşlarımızın ölçüsünü biz koymaya kalkarsak herkes

kendi duruşunu doğru gördüğünden kendisi gibi durmayanların yanlış olduğunu

söyleyecek, söylemeyle kalmayıp kendisi gibi durmaya zorlayacak, başaramazsa duruşunu

kanunlaştıracak ve kanun kırbacıyla durumu düzeltecek.

El pençe divan duranlar hiçbir zaman Dolap beygiri

gibi dönüp duranlar a iyi gözle bakmazlar ve onları da oklava yutmuş gibi

durdurmaya çalışırlar.

Bir dalda durmayanlar la kafası duranları bir arada

durdurmak, ateşle barutu  bir arada durdurmak gibi zordur.

Duruşumuz önemli ama durduğumuz yer de önemli. İçimiz ne

kadar temiz olursa olsun tuvalette namaza durmak olmaz. Duruşumuz güzel ve

temiz olduğu gibi durduğumuz yer de güzel ve temiz olmalı.

Namazda ve Arafat ta aynı gün ve saatlerde bizi bir araya

getiren Allah ın kurallarına uyduktan sonra yeme, içme, giyme, yatma, kalkma ve

bunları elde etme kurallarında Allah düşmanlarının kurallarına 24 saat uyarsak

iki arada kalıverir ve birbirimize karşı duruşa geçip silah sıkma halinde

dönüşüverir ve bu halimizi de haklılık boyutuna taşıyıverir.

Güzel ve temiz ormana, ormanın içinden bakanla karşıdan

bakan aynı şeyi görmez.

Yüz kadar kişinin kirli çamaşırlarının teşhir edildiği

bir magazin dergisinden yetmiş sekiz milyon insana bakan birisi, Halkın yüzde

doksanı zina yapıyor diyebiliyor.

O diyebilir. Kendi çevresi öyle olabilir. Biz

bulunduğumuz yerden bakınca öyle görmüyoruz ama başkalarının gördüğünü

nakledebiliyoruz.

Gözü ve gönlü güzel bir profesörümüz bir gün kendi evinde

bana gazeteden okuduğu bir fuhuş haberinin kötü boyutunu söylüyor ve rakam

veriyor.

Ben kendisine Bu sokakta böyle biri var mı dedim.

Hayır, yok dedi. Benim sokakta da yok dedim.

Diğerlerine sordum aynı cevabı verdiler.

O haberi verenler kendi yüz kişilerinin doksanından haber

veriyorlar ve onların tamamı yüz kişi.

Eski başbakanımızdan biri, lokanta ve marketleri

gezdikten, lokanta ve marketleri dopdolu olduğunu gördükten sonra Bir de

ülkede fakirlik var diyorlar diye konuşuveriyor.

O lokantaya bir ömür boyu giremeyecek milyonları

görmüyor.

Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler diyen Fransız

kralının gözüyle bakanlardır.

Durduğumuz yere göre görülen değişir ama o gördüğünü

değerlendiren değerler sistemi, değişmeyen bir sistem olmalıdır.

Dereden baksak da,  tepeden baksak da, gördüklerimiz

değişse de görüşümüz değişmemeli.

Aşağıdan bakarken Haksız yere akıtılan bir damla kan,

bütün bir dünyaya değmez görüşünü benimserken, yukarı çıktığında dolar

hatırına binlerce cana kıyılmasına yardım edersen o can alıcılar bir gün gelir

önce akrabalarını yok eder, sonra senin canını da almaya gelirler.

Hangi din, dil ve ırktan olursa olsun, dünyanın öbür

ucundaki bir insanın haksız yere öldürülmesine karşı çıkmak aslında bütün insanlığın

öldürülmesine karşı çıkmaktır.