G“Durumdan şikâyet” derken herkesin anladığı başka bir şeydir. Üstat Sezai Karakoç’un Sessiz Müziğine tempo tutan çok az kişi var etrafımızda. Ne demişti Üstat o “Sessiz Müzik’te: “Bu dünyada olup bitenlerin/ Olup bitmemiş olması için/ Ne yapıyorsun?”. “Durum” biz yaşarken dünyada olup biten şeyin adıdır. Hâlâ yaşıyor oluşumuz olup bitenin olup bitmemesi için en geçerli sebep.
Bazılarımız durumu her halükârda normal görürler. Dünya da yıkılsa, insanlık feryad u figan da etse hiç istiflerini bozmazlar. Onlar “durum” derken sadece kendi durumlarını dikkate alan kişilerdir. Kendi durumları riske girip konumları sarsıldığında memleketin kötüye gittiğinden, dünyanın felakete sürüklendiğinden dem vurmaya başlarlar. Halbuki bir binanın yıkılacağını yıkılmadan ya da yıkılmaya başladığı an söylemek marifettir, yanıp kül olduktan sonra değil.
Dünya yanıyor ve siz bu yangın ateşiyle ısınmaya çalışıyorsanız, söndürmeye yanaşmıyorsanız yangından sonraki enkaz kaldırma çalışmalarına katılıp hasar tespit çalışmaları yapmanız sorumluluğunuzu ortadan kaldırmaya yetmez.
Her şey olup bittikten sonra şikâyete kalkmak “ben demiştim”, “ben söylemiştim”, ben yazmıştım” diye sürüp giden o sahte öngörü katarına katılmak içindir.
FIRSAT BU FIRSAT
Fırsatlar bir menfaat reyonu gibi gelir. İnsan içindeki eğreti cümlenin altını kuvvetlice çizip sağlama almak ister: “Fırsat bu fırsat!”
Eli kolu dolu biçimde gelen fırsatı görünce iki kolunu birden sevinçle açanlara fırsat: “Kollarını indir, ben sana gelmedim” der. Fakat doymazlık hastalığından mustarip insan gelenin kendisi için geldiğinde ısrar eder.
Aksini kim söylerse söylesin duymazlıktan gelir.
Kimi zaman elinizden alınan özgürlüğünüzün size geriye verilmesidir o. Kimi zaman mekân ve zamanın sizin için birlikte imkânlarını birleştirerek yaptıkları sürprizin adıdır.
Bu sayede sayınız çoğalacak, sözcükleriniz kelime olma şansı yakalayacak, dargınlıklar bitecek, itilip kakılmaktan kurtulacaksınız.
Bunu bu şekilde umumi bir menfaat olarak değil de şahsi bir yararlanma payı olarak görürseniz fırsat elindekileriyle birlikte kaçıp gider. Ganimet kervanını yağmalamıyorum, bana düşen payımı alıyorum diyenler aslında zamanı ve mekânı üç kuruşluk çıkarları için talan edenlerdir.
Zaman da mekân gibi bir fırsattır oysa. Siz onun sırtına bilmeye kalkarsanız iki adım ötede sizi sırtından atar, başkalarının saatine uyarlı hale gelir.
ÖĞRETMENLER KONUŞSUN
Bu cümleden “öğretmenler konuşturulmuyor” anlamı çıkarılmasın tabii. Mikrofon sahibi olsunlar demek istiyorum. Branşları, yan branşları, ilgileri ve alâkaları cihetinde halkın aydınlanma ve bilgilenmesinde daha aktif hale gelebilirler. Özellikle seminer dönemlerinde öğretmenlerin hep dinleyici konumunda kalmaması çeşitli sosyal, kültürel ve de akademik konuları başka ilçelerdeki meslektaşlarıyla paylaşmaları çok daha faydalı olacaktır. Sadece kendi meslektaşlarıyla sınırlı da değil. Sağlık, emniyet, din ve halk eğitim alanlarında da öğretmenlerin birikimlerinden yararlanılabilir. Hiç olmazsa kendi sorunlarını hariçten bir sözcüye hacet kalmaksızın bizzat kendisi dile getirilebilir, kamuoyuna eğitim öğretimin aksak yönlerini birinci ağızdan dinleyebilme fırsatını oluşturabilir.