Bir Müslüman diğer bir Müslüman kardeşi ile ne diye kavga eder? Bir grup Müslüman, kendileri gibi düşünmeyen diğer bir grup Müslüman ile ne diye ayrışır, atışır? Birbirlerine hakaret edenler biraz durup düşünse belki de bazı gerçeklerin farkına varabilirler. Bu kavga ve kutuplaşmanın sebebi ne diye düşünseler? Acaba Müslümanların davranışlarını etkileyen bazı faktörler mi var? Müslümanlar gerçekten kendi düşünceleri, kendi fikirleri doğrultusunda mı kaos içindeler? Yoksa birtakım kişiler, kurumlar, medya, sosyal medya şeytanları bu karmaşanın oluşmasında aktif rol mü oynuyor? Neden ve ne için sorularını cevaplamadan işin aslını anlamak pek de mümkün değil gibi.
En azından inancımızın temel esaslarına şöyle bir göz atsak, bugün takındığımız tavrın, yapıp ettiklerimizin ne kadar anlamsız, yanlış ve dolduruşa getirilmiş olduğunu görmüş oluruz. En azından gerçekleri görebilmeyi denemiş oluruz. Çünkü yaşadığımız hayatta her zaman iflah olmaz bir güruh varlığını sürdürmeye devam edecektir. Onları boş verin, salın gitsin, selam deyin geçin.
Bildiğimiz kadarı ile Müslüman’ın tebessüm etmesi, din kardeşlerine selam vermesi Peygamberimizin (sav) sünnetlerinden. İyi niyetli olmak, kötülüğün içerisinde bile güzel olanı aramak, bulmak Peygamberimizin (sav) sünnetlerinden. Bir kardeşimizi daha kurtarmak, bir kardeşimizi daha kazanmak, tatlı dil ve güzel sözle herkese tebliğde bulunmak Peygamberimizin (sav) sünnetlerinden. Sabırlı olmak, kızmamak, kırıp dökmemek, yaralara merhem olmak, bazen susuvermek, sakin kalmak, suhuletle hareket etmek Peygamberimizin (sav) sünnetlerinden. Bırakın Müslüman kardeşlerimizi, kendi inancımızdan olmayanların bile gönlünü kazanmaya çalışmak, onlarla da tatlı dil ve güzel sözle iletişim kurmak, inancımızı yaşayarak anlatmak Peygamberimizin (sav) sünnetlerinden. Bir kardeşimizin daha cehenneme gitmesi için el ovuşturmak yerine birini daha cennetle buluşturma aşkı ile yaşamak, bir insanı daha kazanmak, bir insanı bir âlem görerek hareket etmek Peygamberimizin (sav) sünnetlerinden. Kötülüğe engel olmak, iyiliklerin yaşanması için çalışmak Peygamberimizin (sav) sünnetlerinden. Eğer bu gerçekler sizin için bir anlam ifade etmiyorsa bizim de daha başkaca söyleyecek çok sözümüz yok demektir.
Hal böyle iken, seçim dönemlerini, kalp kırma, tekfir etme, hakaret ve iftiralara boğma eğilimi nereden geliyor ve neden kaynaklanıyor dersiniz? Yalan ve iftirayı meslek edinmiş, oturdukları koltukları, sahip oldukları banka hesaplarını ve buna benzer kirli birtakım dünyalıkları ilah edinenler yüzünden kendimizi attığımız tehlikenin kaçımız farkındayız? Söyler misiniz bana, daha kaç defa aldatılıp, kaç defa yalanlara boğulacağız?
Hepimiz bir gün öleceğiz ve ayrı ayrı hesap vereceğiz. Hesap günü geldiğinde dünya nimetlerini kazanmak ve kazandıklarını kaybetmemek için ayet ve hadisleri adeta meze eden karakteri bozukların hiçbiri yanınızda olmayacak. Bugün yapıp ettiklerimiz, kendi davranışlarımız ve kararlarımız bizimle birlikte olacak. Biz bize, baş başa kalacağız, onun için kitlesel yanılgıların içerisinden çıkmaya bakın. Durun ve düşünün, aklınızı başınıza alın. Size gösterilen hedeflere düşünmeden, sorgulamadan ateş etmeyin. Silah da tetik de sizin elinizde, dolayısıyla sorumluluk da tamamen sizde. Siz siz olun, başkalarının dünyalıkları uğruna ahretinizi tehlikeye atmayın.
Hz. Peygamber (sav) vefat etti ama İslâm dini ahirete kadar var olacak Allah’ın izniyle. Osman Gazi vefat etti ama sonrasında Osman Gazi’nin beyliği imparatorluğa dönüştü. Sultan Fatih çağ kapattı, çağ açtı, vefat etti ama Osmanlı İmparatorluğu o vefat ettikten sonra yıkılmadı. Bu dünya, herkesin bildiği gibi Sultan Süleyman’a bile kalmadı. Bilinçli insanlara düşen görev, birilerinin adamı değil, sistemin, inancın, imanın ve prensiplerin adamı olmaktır, gerisi hikâye.