Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) Kocaeli Şubesi‘nin 2. Çalışma alanı olarak belirlediği Dünyevileşme konusunda çıkardığı dergide, Müslümanların Dünyevileşme hastalığına düşmesinin tehlikelerine işaret edilerek, bilinçleri tarumar eden ve cenneti dünyaya indirgeten dünyevileşme hastalığı için öneriler sunuldu.

Milli Gazete yazarı Dr. Ebubekir Sifil: Dünyaya dalanlar kaybedecek!

Dünyanın bizim için bir imtihan yeri olduğunu, dünyada, dünyayla arasına mesafe koyarak yaşamayı becerebilenlerin kazançlı çıkacağını, dünyevîleşerek gırtlağına kadar dünyaya dalanların ise kaybedeceğini hatırdan çıkarmamalı. Yüzümüz ahirete, gözümüz nefsimize, kulağımız Selef‘e ve kalbimiz Kur‘an ve Sünnet‘e dönük yaşamaktan başka şansımız ve çıkar yolumuz yoktur.

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Tekin: Artık her şeyin "İslami"si var

Daha önce dindarların eleştiri konusu yaptıkları bir çok şeyin artık "İslami"si var. Olan şudur; dünyaya referanslı bir hayat tarzı kendisini dindarlar üzerinden meşrulaştırıyor. Dünyevi olan kutsanma talep ediyor. Kutsandıkça yeni bir din formatında ortaya çıkıyor.

Prof. Dr. Burhanettin Can: Makam ve mülk tutkusu...

Dünyevileşme, ne laikleşme ne de sekülerleşmedir. Geçici bir kalp kararması, baskın nefsi emare halidir. Bu aşamada tedavisi kolaydır. Tedbir alınmadığı zaman sekülerleşme ve laikleşme aşamalarına geçilmesi kaçınılmazdır. Günümüzde Müslümanları sekülerleştirmek ve laikleştirmek için, uluslararası projeler uygulanmaya çalışılmaktadır.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Beşer: "Mal vasıtadır gaye değil

Mal mülk edinmeyi, evladü iyale sahip olmayı İslam yasaklamıyor aksine teşvik ediyor. Ama bunları vasıta mı, yoksa asıl gaye olarak mı görmeniz sizin zihniyetinizi belirler. Bu sayılanlardan birisi için mi, yoksa geminizi, içine başkalarını da alarak yürütmek için mi yaşıyorsunuz? Demek ki, dünyevileşme de ve kapitalistleşme de bir zihniyet meselesidir. Önce zihinlerin dünyevileşmeden uzaklaşması gerekmektedir. Fiili yönelimlerin zihinle mütenasip hale dönüşmesi daha kolaydır.

Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) Kocaeli Şubesi, 2. Çalışma alanı olarak belirlediği dünyevileşme konusunda dergi çıkardı. Dergide, Müslümanların Dünyevileşme hastalığına düşmesinin tehlikelerine işaret edilerek, bilinçleri tarumar eden ve cenneti dünyaya indirgeten dünyevileşme hastalığı için öneriler sunuldu.

Müslümanların dünyevileşme hastalığına düşüşlerini problem algısıyla ele alan dergide, Müslümanlara derinlemesine nüfuz eden, farkına varmadan süreçlere ve gidişata uyum sağlatan, varlık sebeplerini hissetmekten beri kılan, bilinçleri tarumar eden, cenneti dünyaya indirgeten ve anı yaşama içgüdüsünü galebe çaldırtan dünyevileşme hastalığı için önemli isimlerin makaleleri bulunuyor. Asli kaynaklardan ve geleneklerden soyutlandırılan bir din algısıyla modernist bir yaklaşıma kapılma ve farkında olmadan çözülme anlamlarına da gelen "Dünyevileşme" konusundaki ilk yazı Çanakkale 18 Mart Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Doç. Dr. Mustafa Tekin‘e ait. "Seküler Kutsanmak İstiyor" başlıklı yazı, Modernitenin temel sac ayaklarından Sekülerliği kavramsal olarak ele alıyor. Ardından "iktidar", "para" ve "eğitim" başlıklarına derinlemesine eğilerek ve örneklerle konu anlatılıyor. Para ile sıcak karşılaşmanın, iktidar nimetini elde etmenin ve dünyevi başarıya odaklı eğitimi hedef edinmenin dünyevileşmeyi tetiklediğini vurgulayan Tekin, yazısını, "Bugün dünyevileşme insanları öyle paradoksal durumlar içine sokmaktadır ki, gündelik hayatında ahlaki olanı dışarıda bırakanlar, bunu geceleyin teheccüde kalkarak ya da söz gelimi evin içinde daha sıkı örtünerek telafi etme yoluna gitmektedirler. Daha önce dindarların eleştiri konusu yaptıkları bir çok şeyin artık "İslami"si var. Olan şudur; dünyaya referanslı bir hayat tarzı kendisini dindarlar üzerinden meşrulaştırıyor. Dünyevi olan kutsanma talep ediyor. Kutsandıkça yeni bir din formatında ortaya çıkıyor." şeklinde nihayetlendiriyor. Dergideki ikinci makale Dr. Ebubekir Sifil hoca tarafından kaleme alınmış. Sifil, "Dünya hayat" kavramı üzerinde durarak, dünyanın cazip gelebileceği kesimler arasında müslümanların bulunmadığını ayet ve hadislerle izah ediyor. Müslümanların dünyevileşme sürecinin nasıl başladığının tahlilini yapan Sifil, dünyevileşme hastalığından kurtulabilme konusunda değindiği önerilerin özetini, "Dünyanın bizim için bir imtihan yeri olduğunu, dünyada, dünyayla arasına mesafe koyarak yaşamayı becerebilenlerin kazançlı çıkacağını, dünyevîleşerek gırtlağına kadar dünyaya dalanların ise kaybedeceğini hatırdan çıkarmamalı. Yüzümüz ahirete, gözümüz nefsimize, kulağımız Selef‘e ve kalbimiz Kur‘an ve Sünnet‘e dönük yaşamaktan başka şansımız ve çıkar yolumuz yoktur." cümlesiyle dikkatlere sunuyor.

Dünya hayatı, alternatif değildir

Selçuk Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Sarmış da Sekülerizm de Mistisizm eleştirisi yaparak doğru yolun Allah‘ın yolu olduğunu dile getiriyor. Bu vurgusunu; "Kur‘ana göre dünya hayatı ile ahiret hayatı birbirinin karşıtı veya alternatifi değildir. Aksine biri diğerinin sebep ve sonucu olan hayatın iki aşamasıdır. İki hayatı karşıt gören anlayış,  dengeyi ya sekülerizm yönünde maddeci ve dünyacı bir anlayışa doğru bozmakta ya da dünya hayatını bir zindan ve saptırıcı şeytan gören karamsar mistik felsefe yönünde bozmaktadır. Belirttiğimiz gibi ikisi de birer sapmadan başka bir şey değildir. Çünkü İslam ne salt dünyacı, ne salt ahiretçidir." biçiminde ortaya koyuyor.

Marmara Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burhanettin Can, "Müslümanların Zihin Dünyasında Bir Hastalık: Dünyevileşme" başlıklı makalesinde konu sapma olarak ele alınıyor ve sapmanın en alt basamağının dünyevileşme, en üst basamağının ise laiklikleşme olduğu anlatılıyor. Müslümanların zihin dünyasındaki dünyevileşme arızasının iki ana eksende vuku bulduğunu, bunların birincisinin makam tutkusu, ikincisinin ise mal mülk ve servet tutkusu olduğunu izah eden Can, makalesinin sonunda şu görüşlere yer veriyor: "Müslüman‘ın zihin dünyasında med cezir hali olarak tanımladığımız dünyevileşme, ne laikleşme ne de sekülerleşmedir. Geçici bir kalp kararması, baskın nefsi emare halidir. Bu aşamada tedavisi kolaydır. Tedbir alınmadığı zaman sekülerleşme ve laikleşme aşamalarına geçilmesi kaçınılmazdır. Günümüzde Müslümanları sekülerleştirmek ve laikleştirmek için, uluslararası projeler uygulanmaya çalışılmaktadır. Bunun için de Türkiye, model ülke ve model ortak olarak seçilmiştir." Yıldız Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedri Gencer de Sekülerlik ve Sekülerizm kavramlarını vüzuha kavuşturmaya, ayrıştığı noktaları izah etmeye çalışan bir yaklaşımla makalesine başlayarak, dünyevileşmenin doğuşunu tarihsel ve bilimsel süreç itibariyle ele alıyor.

Önce zihinleri kurtarmalı

Dergide Sakarya Üniversitesi  İlahiyat Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Faruk Beşer hoca ile "Dünyevileşmenin Parametreleri" başlıklı bir mini röportaj gerçekleştirilmiş. Röportajın özetini Beşer‘in şu cümleleri ortaya koyuyor: "Mal mülk edinmeyi, evladü iyale sahip olmayı İslam yasaklamıyor aksine teşvik ediyor. Ama bunları vasıta mı, yoksa asıl gaye olarak mı görmeniz sizin zihniyetinizi belirler. Bu sayılanlardan birisi için mi, yoksa geminizi, içine başkalarını da alarak yürütmek için mi yaşıyorsunuz? Bu bir ayraç anlamı taşımaktadır. Demek ki, dünyevileşme de ve kapitalistleşme de bir zihniyet meselesidir. Önce zihinlerin dünyevileşmeden uzaklaşması gerekmektedir. Fiili yönelimlerin zihinle mütenasip hale dönüşmesi daha kolaydır."

Milli Gazete yazarlarından Mahmut Toptaş Hoca da "Dünya ve Biz" başlıklı bir yazıyla dergide yer alıyor. Toptaş Hoca; "Rabbin mülkünden mal çalarak, zimmete geçirerek, gözyaşlarını inciye, kan damlalarını mercana çevirerek, servete sahip olan eşkıyalar, Süleyman A.S. mührünü çalarak devlete sahip olan şeytanlar kadar geçici bir süre sefa sürerler. Karıncanın dahi gönlünü alanlar, dünyaya sahip olsalar bile gönül terazisinde dünya sevgisine gönül vermeyenler, Rabbe rağbet edenler, bu yolda yorulmayanlar, mal çalarak servet, mührü çalarak devlete sahip olanların sonunun geleceğini iyi bilirler."  biçiminde konuya dikkat çekiyor. Yüksek Mimar Semih Akşeker ise "Neye Katlanıyoruz" başlıklı yazısında, apartmanlaşmaya, dünyevileşmenin yaşam tarzına yaptığı değişimlere, ev için alınan eşyaların israf boyutuna, mimari tarzın dine yakınlığı veya uzaklığı sergilediğine işaret ediyor. Konfor ve lükse rağbetin Müslümanların nasıl dünyevileştiğinin görünümünü, estetikten yoksun uçuk zevklerin ve taklitçi yapılaşmanın ise modernizm hastalığına düçar kalındığının ispatını verdiğini çeşitli örnek ve verilerle okuyucunun dikkatine sunuyor.

Ebedi hayata azık hazırlamalı

"Dünyevileşmek; Geçici dünyayı ahirete tercih etmek" biçiminde bir tanım başlığı ile dergide yer bulan Umran Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Abdullah Yıldız‘ın makalesi, asrı saadet devri ile modern toplumun israf ve kirliliğine geçiş sürecini ayet ve hadislerle işliyor. Makale "Geri dönüşü asla mümkün olamayan o korkunç pişmanlığı yaşamamak için, dünyayı ahiretin tarlası olarak görüp ebedi hayata azık hazırlamaya gayret etmek lazımdır." şeklindeki cümle ile son buluyor.

Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Bağce ise; "Çağımızın Felaketi; Zaman, Mekan ve Varlığın Araçsallaştırılması" konu başlığıyla, Modernizmin doğuşunu, insanı evrenin merkezine yerleştiren modern düşüncenin handikaplarını, Dünyevileşmeyi içselleştiren gelişmelerin kendinden başkasına hayat hakkı tanımayan yaklaşımın bugüne yansıyan tezahürünü, varlığın değersizleşmesini ele alıyor. Ahmet Haşim‘den bir alıntıyla da (Leylekler Bakımevi-Müslüman Saati yazısı) zaman-mekan ilişkisinin nasıl birbirinden koparıldığını, varlığın nasıl yok edildiğini anlatıyor. Haşim‘in "Çölde yolunu şaşıranlar gibi biz şimdi zaman içinde kaybolmuş kişileriz" cümlesini ele alarak, bu halin görülmesi çözüme yönelik adım atma bilincine erişmenin il adımıdır izahını getiriyor. ESAM Kocaeli Şube Başkanı ve derginin editörü Salim Tekoğul ise ilginç bir yazı kaleme alarak dergiye katkı sunmuş. Zaman ve imkanların dönüştürdüğü hayat algılarının ve teknolojik yeniliklerin dayattığı yeni alışkanlıkların yuvalarda yaşattığı değişimi ve bu değişimin anneler özelindeki serüveninin irdelendiği çalışmasıyla "nereden nereye" dedirtiyor. Yazıda adeta herkesin hayatında da nostalji boyutunda kalan geçmişin hatırlatılmaya çalışıldığı bir 40 yıl değişimi işleniyor.

Muhabir: Haber Merkezi