Fatih Camii’nin avlusuna resmedilmiş bir tablo gibiydi Mustafa amca. Ne zaman camiye uğrasam hâl hatır sorar ve sohbetinden istifade ederdim. Sıcak ve babacan bir tavrı vardı, tahta bir taburede akşama kadar oturur ve gazete ve kitap satıp çocuklarının rızkını kazanırdı. Görme engelliydi ama hafızası güçlü ve hisleri açık biriydi, bir kere selamlaşmışsanız sizi kolay kolay unutmazdı. Camiden çıkan insanlar ona mutlaka uğrar bir gazete satın alır ve sohbet ederlerdi. İnsanlar ellerindeki ürünleri satabilmek için şehrin en kalabalık caddelerini seçerken o camiyi tercih etmiş ve bu manevi ortamla bütünleşmişti.
Cami avlusunda gazete satan amca deyince herkesin zihninde yerel giysisi ve hoş sohbeti ile insanları kendine çeken yaşlı bir çınar canlanırdı. Fatih’te yaşayan hemen herkes Mustafa amcayı bir yakınları kadar tanırlardı.
Mustafa amca geçimini gazete ve dergi satarak sürdürüyordu ve hakkı ne ise onu alırdı. İnsanlar fazladan para bıraktıklarında yüz ifadesi değişir ve “Ben dilenci değilim, dinimizde dilenmek haramdır, gazete ve kitap satıyorum” derdi.
İnsanlar onun bu konudaki hassasiyetini bildikleri için ısrar etmez, sohbetine iştirak eder ve duasını alıp giderlerdi.
Soğuk kış günlerinde başına şeffaf bir poşet geçirir ve rızkını kazanmak için beklerdi Mustafa amca. Halinden hiç şikâyet etmezdi, sahip olduğu imkânları dile getirip şükrederdi. Sıcak tavırları ile buram buram Anadolu kokardı ve son derece mütevazıydi. Köyüne olan özleminden bahseder ve çocuklarının rızkını kazanabilmek için verdiği mücadeleye değer verdiğini belirtirdi. Anadolu’nun küçük bir beldesinde dünyaya gelmiş ve evlendikten sonra İstanbul’a taşınıp burada çocuklarına bir hayat kurmaya çalışmıştı ki, görme engelli bir kişi için bu sanıldığı kadar kolay değildi. Fakat o hayatın hep iyi taraflarına odaklanır ve mücadelesinin kutsal olduğunu ifade ederdi. “Dilenmek haramdır alın teriyle kazanıp çocukları helal rızıkla büyütmek ibadettir, ben bunu yapmaya çalışıyorum” derdi. İnsanlar onun bu onurlu tavrını takdir eder ve geçerken mutlaka bir gazete alırlardı.
Kitap bütün medeniyetlerde ilmin saklandığı bir araç olarak bilinir ve önemlidir ancak gözden kaçırdığımız ve pek dikkate almadığımız bir de canlı kitaplar vardır ki, bunun diğer adı “İNSAN”dır. Her insan okunmaya değer bir kitaptır ve arşivinde hayatın içinden süzülüp gelmiş binlerce deneyim taşır. Gündelik hayatta işte, okulda, alışveriş yaptığımız ortamlarda ve hayatın her alanında farkında olmadan birbirimizden bir şeyler öğrenir ve modelleriz. Hepimiz bu dünyanın sakinleriyiz ve birbirimize aynadarlık yapmaktayız. Okuduğumuz kitaplar kadar tanıştığımız, dostluk kurduğumuz insanların da önemi vardır hayatımızdaki, Mustafa amcanın bu konuda hepimizin yüreğine dokunan bir yanı vardı. Zor şartlarda rızkını kazanan engelli bir bireydi o ancak halinden asla şikâyet etmez, şükrü dilinden düşürmezdi. Alın terine, emeğe vurgu yapar ve bunu yaşantısal olarak da ifade ederdi. Kendisi uzun yıllar Milli Gazete satarak rekor kırmış ve hatta merhum Hocamız Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dan ödül almıştı. Mustafa amca geçtiğimiz hafta hayata ve hatıralarına veda etti. Rabbim onu rahmeti ile kuşatsın.