Dünyaya yardım ederken, Haçlıdan yardım beklemek!..

Abone Ol

Dilimizde, “Ne oldum demeyecek, ne olacağım diyeceksin” diye bir söz vardır. Bu sözü günümüzde ülke, hatta İslam âlemi açısından düşündüğümüzde insan gerçekten üzülüyor. Çünkü dünyanın neresinde bir çatışma varsa kanı akanlar Müslümanlar. Müslümanların kanının akması için ille de çatışmalarda taraf olmaları gerekmiyor. Onlar kendi hallerinde hayatlarını sürdürme mücadelesi veriyorlar. Ne yazık ki, İslam dışı güçlerin buna bile tahammülleri yok. Ellerinden gelse dünya üzerinden Müslümanları kazıyıp atmak istiyorlar. Bunu yaparken Haçlılar, Müslümanlardan adeta rüşvet alıyorlar. Sonuçta Müslümanlara sıkılan mermilerin, füzelerin bedelleri de bir başka Müslüman ülkeden alınıyor. Denebilir ki, Müslümanlar karşısında tüm diğer inanç mensupları ortak bir cephe oluşturmuşlar. Bu bakımdan Müslüman düşmanlığında oluşmuş olan Haçlı-Siyonist ittifakı ile birlikte Budist, Hindu ya da bir başka inanç mensubu da Haçlıların tavrını sergiliyor. Myanmar’da, Hindistan’da yaşananlar bunun açık örneklerini oluşturuyor. İslam dünyasına yönelik Haçlı-Siyonist ittifakının yaptıklarını, işledikleri cinayetleri tek tek sıralamak istemiyorum. Sadece, yeryüzünde hâkim olan bir duruma dikkat çekmek istiyorum.

Yeryüzünde Müslümanlar belirleyici ve güçlü oldukları çağlar boyunca karşı cephenin bugün yaptıklarının hiçbirinin benzerini Müslümanlar yapmadı. Farklı dinlerin mensupları ile birlikte yaşamakta bir sakınca görmediler. Böyle olunca insanın aklına hemen, “Acaba, yanlış mı yaptık?” sorusu geliyor. Hemen belirteyim ki, yanlış yapmadık. Çünkü bizim inancımız kâfirlerin yaptıklarını yapmamıza izin vermiyor. Bu bakımdan yanlış yapan Müslümanlar değil, kâfirlerin yaptıkları yanlış. Böyle olunca bu yanlış uygulamadan kurtulmanın yolu Müslümanların silkinip kendilerine gelmelerinden geçiyor. Çünkü kâfirler sahip oldukları maddi güç sebebiyle Müslüman kıyımından adeta sadistçe zevk alıyorlar. Bunların önünün kesilmesi, yığınlar halinde Müslümanların kâfirlerin kapılarına dayanması, onlardan yardım talep etmeleri ile değil, eskiden olduğu gibi düzeni tersine çevirip onların bizlerden yardım talep edecekleri ortamın sağlaması ile mümkündür.

Kâfirler, İslam dünyasındaki böyle bir silkinişi seyredecek değillerdir. Bu iş onlara rağmen olacaktır. Elbette kolay değildir. İslam dünyasına ait imkânları sömürmeye alışmış, tüm kaynakları sadece kendileri için kullanarak zenginleşmiş olanlar bu imkânları kendi rızaları ile bırakacak değillerdir. Bunun örneğini birlikte yaşadık. D-8’ler hareketini görür görmez o harekete öncülük yapan liderleri koltuklarından ettiler. Yeter ki Müslümanlar bu gelişmeler karşısında yılgınlığa kapılarak kâfirlere boyun eğmesin, birlik oluşturmak için gayret etsinler.

Özellikle Müslümanların kendi ülkelerinde birbirlerine düşerek iç çatışmaları sürekli hale getirdikten sonra ülkelerinde yaşama imkânlarının kalmadığı düşüncesi, tüm bu olumsuzlukların sahiplerinin kapısına dayanarak onlardan yardım istemek zulmünden kurtulmak gerekiyor. Yıllardan beri Akdeniz ve Ege Denizi bir göçmenler denizi haline geldi. Sığınmacılar bin bir türlü hakarete ve saldırıya muhatap oluyorlar. Buna rağmen yüzbinler hâlâ kendilerini düşmanlarının kucağına atmaya çalışıyorlar. Bu zilletten kurtulmak için çaba sarf edilse, yollarda çektikleri çileyi ülkelerinin ayağa kalkması için göğüsleseler sanıyorum, ülkelerinde bir takım uşak zihniyetli yöneticiler de işin aslının farkına varabilirler.

Kısacası, Müslümanların yeniden saygınlık kazanabilmeleri, alan değil eskiden olduğu gibi veren el olabilmelerinin yolu birbirleri ile kucaklaşmalarından geçiyor. Aksi halde uğradığımız bu acı muamelenin ızdırabını yaşamaya devem edeceğiz.