Dünyaya metelik vermek

Abone Ol

Aforizma üretmeye en müsait kelime hangisidir? Siz diyeceğinizi deyin, ama ben yine de para diyeyim. Evet, şu dünyada en kullanışlı ayraç turnusol kâğıdı değil, kâğıt paradır. Ne de olsa en çok muhatap olduğumuz şeydir para. Kafamızı karıştıran, aileyi karıştıran, hısımları küstüren, düşmanları barıştıran, ne derseniz deyin, hepsi parayı tarif ediyor. Çok para istiyorsanız Allah’tan şunu dediğinizin farkında mısınız: Allah’ım benim imtihanımı çetin kıl!

Ne kadar çok para, o kadar çok nefis mücadelesi demek. İdeologlar, teorisyenler, teologlar, vaizler, din adamları, nutuk çekenler, kürsü sahipleri ve lafazanlar ne kadar güzel ve çok konuşurlarsa konuşsunlar, dinleyenlerin nazarında para ile kurdukları ilişki kadar etkili olamazlar. Parayı ciddiye almıyor, gelip geçicilik ve fanilikten bahsedilince ilk aklına cüzdanında, kasasında ya da cebindeki para geliyorsa, bu kişinin öyle çok konuşmasına gerek yoktur. Çünkü okunaklı bir hayatı vardır. Yunus’ça söylersek: “Dervişlik olsaydı taç ile hırka / Biz dahi alırdık otuza kırka.”

Dervişlikten maksat züht sahibi olmaktır ki bunun da yolu şekil ve kisve değil egoyu besleyen ağırlıklardan uzaklaşmaktır. Ne yazık ki namazı ve orucu umumun denetimine açan bazı din anlatıcıları zekât ve infak söz konusu olduğunda mahrem bir alana giriyormuşçasına kaçarlar. Parasını kardeşiyle bölüşüp muhtaçlarla paylaşan kişi halis insandır. Manevi hedefin yarısından çoğunu aşmış sayılır. Geleceğin belirsiz zamanlarına istif yapıp para biriktiren kişilerin durumunu ben anlatmayayım en iyisi Kur’an söylesin.

Para için her şeyi göze alan kişinin gözü paradan başkasını görmez. “Parayı veren düdüğü çalar” sözünü bizim Hoca Nasrettin’e izafe ediyorlar. Benim tanıdığım Nasrettin Hoca asla böyle bir şey söylemez. Zira Hoca Nasrettin kapitalizmin teorisyeni değil hikmet adamıdır. Bilakis bir çocuk parayı veremezse, düdüğü çalamayacağı için asıl o vakit düdüğü çalar (hırsızlık anlamında).

“Para ile saadet olmaz” sözünü bilmeyenimiz yoktur. Bu sözü de iyi bir tadilattan geçirmek lazım. Sözün gerçeği, “Salt para ile saadet olmaz” şeklinde olmalıdır. Ne de olsa para satın alma aracıdır. Kendini madden güçlü gören kişi bu aldanışla parayla satın alınacak şeylerde sınır tanımaz hale gelir. İlişkileri satın alır, dostlukları, düşmanlıkları, yargıları, önyargıları, fikirleri, peşin fikirleri satın almaktan çekinmez. İnsanları bile satın almaya kalkar.

Para insanın aklına gelmeyeni aklına getirir. Günahın kilitli kasalarını açar. Parayı merkez edinen sözde dindar kişi cenneti dünyaya, dünyayı da cennete benzetir. Parasızlık da paraya sahip olamamak değil, asli ihtiyaçlarını para yokluğu sebebiyle karşılayamamaktır. Haddizatında insanın asli ihtiyaçları paraya konu olmayacak derecede karşılanması gereken ihtiyaçlardır. Olmayanın eksikliğini olan karşılar.

Para kazanmak denilen şey asli ihtiyacın ötesinde paraya para katma çabasıdır ki bunun dünyada bir son noktası yoktur. Çünkü yapay ihtiyaçlar, lüks ve konfor bu daha fazla kazanma hırsını artıracaktır. Para kazanmak garip bir ifade. İyi de kime karşı para kazanıyor insan? Kaybeden kim? Bu tür kişiler için bir zaman sonra para her şeyin değerini ve ağırlığını belirleme ölçüsü haline geliverir. Her fırsatta, “Kaç paralık adamsın sen!”, “Benim kim olduğumu biliyor musun?” gibi meydan okuyucu sorular sormaktan geri durmazlar.

Biliyorum bu soruların hiçbirisi hoşunuza gitmeyecek. Çünkü paranız var ve de paranızla aranız var. O size dünyada yaşamak için adeta güvence veriyor. Hâlbuki insanın kendine yetmediği yerde insan insanın kurdu değil yurdudur. İnsan hayatında bazı şeyleri düzeltmeye paranın kendisine sağladığı özgüveni sorgulamakla başlamalı.

Mesela pekâlâ şunu söyleyip kendine gelebilir: Binlerce yıl evvel parayı bulan adam bile parayı bulamadan bu dünyadan göçüp gitti. Benim ondan tek farkım, şayet parayı bulursam, parayı bularak bu dünyadan göçmüş olacağım. Tek kuruşuna bile dokunmadan. En iyisi tek metelik için çalıştığımız bu dünyaya çok metelik vermemek.