Dünyanın yerilmesi, dünyanın değersiz oluşu, dünya malına
tamah etmemek, makam ve mal hırsının kerih görülmesi ile alakalı İslam dininin
temel kaynakları olan Kur an-ı Kerîm ve Sünneti Seniyye de bir sürü ikaz ve
kaidelerin olduğu bilinmektedir. İnsanın, davranışlarında aşırıya gitmesine
geleneğimizde ifrat adı verilmektedir. Fakat aşırılık, tek yönlü olmayıp
ifratın karşılığı olan ve yine bir çeşit aşırılık olarak kabul edilen tefrit
bulunmaktadır. Somut örnekle ifade etmek gerekirse; gereğinden fazla yemek
ifrat, fakat diğer taraftan sağlığı tehlikeye sokacak kadar az yemekte
tefrittir.
Aynı şekilde Allah Teâlâ ve Resulü Muhammed Mustafa
Sallallâhu Aleyhi ve Sellem tarafından yasaklanan şeylerin peşinde koşmak
ifrat; helallerden yüz çevirmek ise tefrit olarak kabul edilmiştir.
Dünya için ahiretten fazla çalışmak nasıl men edilmiş
ise; dünya hayatının ihmal edilmesi de aynı şekilde men edilmiştir. Bu anlamda
bazı örnekler ve deliller ışığında Müslümanları, âcizane, dünya ile doğru
ilişki kurma hususunda düşünmeye davet etmekteyiz:
1. İnsanın birinci vazifesi yeryüzünü madden, manen ve
siyaseten imar etmektir. Allah sizi topraktan yaratmış ve size yeryüzünü imar
etmeyi emretmiştir. ayeti kerimesi bu
hakikati en güzel şekilde ifade etmektedir.
2. Yer yüzünün gerçek varisi müminlerdir. Allah Teâlâ,
Zikir (Levh-i Mahfuz ya da Tevrat tan) sonra Zebur da da Yeryüzünün mülk ve
idaresinin salih kullara verileceğini vadetmiştir. ayeti kerimesi ile ifade edilen bu husus,
Müslümanlara sorumluluk yüklemektedir. Buna göre dünyadaki tüm zulümler,
ahirette müminlerden sorulacaktır.
3. Haramı helal kılmak nasıl vebal ise helalin haram
kılınması da aynı şekilde vebaldir. Tahrim suresinde Allah Teâlâ, Allah ın
helal kıldığı şeylerden uzak durmanın müminlere yakışmayacağı ifade
buyurulmuştur: Ey Peygamber! Eşlerini razı etmek için, Allah Teala tarafından
sana helal kılınan şeyi, sen nasıl kendine yasak ediyorsun
4. Dünya
nimetleri, Allah Teâlâ nın insanlara hediyesidir. Allah Teâlâ nın bu
nimetlerinden uzak durmak, Allah Teâlâ nın ikramlarını geri çevirmek ve
Allah ın nimetlerinden kendini müstağni görmek olup; asla bir kula yakışmaz.
Nefsani arzulara; yani kadınlara, evlada, altın gümüş gibi eşyalara, değerli
ve asil atlara, hayvanlara, toprak arazi ve ürünlere ve diğer mallara karşı
ilgi duymak insanlara güzel gösterilmiş ve helal kılınmıştır. Bunlar dünya
hayatının nimetleridir. Ancak unutmamak gerekir ki en güzel nimetler, Allah
Teâlâ nın yanında ve rızasındadır. Bu
yüzden Peygamber Efendimiz, evlenmeyenlerin sünnetini terk etmiş olacağını,
sünnetini terk edenin kendi ümmetinden olmadığını, ümmetinden olmayanlara ise
şefaat etmeyeceğini ifade etmişler ; Dünyada bana kadın, güzle koku ve namaz
sevdirildi buyurmuşlardır.
5. Dünya nimetleri, hem Allah Teâlâ nın bize bir ikramı
hem de İslam a hizmet etmek için bize sunulmuş bire fırsat ve imtihan
vesilesidir. Bu yüzden Efendimiz (SAV); Güçlü mümin, zayıf müminden
hayırlıdır. Her ne kadar ikisinde de hayır da olsa buyurmaktadır. Bu yüzden küfre karşı güçlü ve onurlu olmak
farz kılınmıştır. Güçlü mümin, zayıf müminden hayırlıdır. Fakat her ikisinde
de hayır ve bereket vardır. Efendimiz
Sallellâhu Aleyhi ve Sellem, Uhud savaşında eline bir kılıç alarak Bu kılıcın
hakkını kim verecek diye sormuş. Ebu Dücâne Radıyellâhu Anh gelip kılıcı
alarak bu kılıcın hakkını sormuş; Efendimiz Sallellâhu Aleyhi ve Sellem ise
şöyle buyurmuşlardır: Bu kılıcın hakkı, eğilip bükülünceye kadar onunla
düşmanın üstüne yürümen ve bu kılıçla Müslümanlara karşı savaşmamandır. Bu
olayın devamında; düşman üzerine gururla yürüyen Ebu Dücâne Radıyellâhu Anh ı
işaret eden Efendimiz Sallellâhu Aleyhi ve
Sellem tarafından; düşmana karşı güç gösterisinde bulunmak caiz
kılınmıştır. Bize verilen mal ve makam
birer imtihandır. İsraf da haram kılınmıştır. Yani bir başka ifade ile meşru
bir gerekçe olmadığı sürece bir müminin kendisine verilen mal ve makamdan
uzaklaşıp inzivaya çekilmesi; bu malın ve makamın gereğini yapmaması helal
değildir.
6. İnsanın tüm duyguları, dünya hayatının devamı için
gereklidir. Örneğin öfke duygu olmadığında kişi, malını canını namusunu ve
dinini koruyamaz. Yine ticaret ve siyaset için hırs gereklidir. Ayrıca hayırlı işlerde yarışmak ;
ilim ve güzel ahlak gibi konularda insanları kıskanmak meşru kılınmıştır. Büyük
filozof ve düşünür Fârâbî, müminin vazifesini şöyle ifade ediyor: Kâfirin
malına ve namusuna tahakküm etmek ve bunları kontrol etmek gerekmektedir. Zira kâfir,
bu iki şeyi, yeryüzünde fesat çıkarmak için kullanır. Ayrıca Fârâbî, iyi
insanların kenara çekilmesi durumunda, dünyaya kötülerin hâkim kılacağı
konusunda bizi ikaz etmektedir.
7. Dünyalık şeylere tamah etmemek ile Allah ın bize ihsan
ettiği nimetleri küçük görmek arasında çok ince bir çizgi vardır. Bu anlamda
dünyaya tamah etmemek ifrat fakat dünyayı tümüyle değersiz görmek tefrittir.
Dünyayı ve dünyalık şeyleri fazla küçük görmek; bir süre sonra nimete
şükretmeyi engellemektedir.
8. Dünyaya değer vermeyen, dünyayı imar için çalışamaz.
Peygamberler (Aleyhimüsselâm), eğer dünyaya ve ümmetlerine değer vermeselerdi;
onların kurtuluşu için canla başla çalışmazlardı. Dünyayı değersiz gören kişi;
dünyada onca zulmün olmasını, insanların hatta çocukların ölmesini, çocukların
aç uyumasını nasıl önemser ki! Bir sultan, vatanı mülkü olarak görebildiği için
o vatanın tek bir taşını bile müdafaa edebilmektedir. Aksi halde ailesine veya
dünyadaki diğer şeylere bağlı olmayan kişi onlara değer vermez.
9. Kâinat içinde bir zerre olmayan insana, Allah Teâlâ
değer bahşetmiş; bu yüzden tüm kainatı onun emrine vermiş, peygamber göndererek
insanı muhatap almış; onca hatasına rağmen insanlara mühlet vermiştir. Üzerinde
biz sadece 60 sene yaşayalım diye kainata 13.7 milyar yıl ömür veren; onca
makrokozmik, kozmik ve mikrokozmik olayı sevk ve idare eden Allah Teala dır. Şu
halde dünyadaki her şey değerlidir. Özenle ve bir hikmet için yaratılmıştır.
Biz göğü ve yeri, gök ile yer arasındaki her şeyi boş yere yaratmadık. Bu düşünceler,
ancak iman etmeyenlerin boş hayallerinden ibarettir. ayeti kerimesi, bu konuda bize bir ikazdır.
Burada temel ölçü; Yaşamak için yiyoruz ama yemek için
yaşamıyoruz ya da Mevlânâ nın ifadesi ile; Dünyada yaşamıyoruz, dünyadan
geçiyoruz sözü ile ifade edilebilir.
Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, ölüm döşeğinde Ya
Rabbi! Bana ahirette vereceğin cezayı dünyada ver diye dua eden sahabeyi ikaz
ederek; Hayır böyle deme! Ya Rabbi bana dünyada güzel ve hayırlı şeyler ver.
Ahirette de güzellikler ihsan et diye
dua et buyurmuşlardır.
1- Hûd, 61. 2- Enbiya, 105. 3- Tahrim, 1. 4- Âli İmrân,
14. 5- Buhârî, Nikâh, 1. 6- Süneni Neseî, 7/61. 7- Müslim, Kader, 34. 8-
Müslim, Kader, 34. 9- İbn Sa d, Tabakât, c.III., s.101. 10- Burada hırs
kelimesini gayret, azim ve bağlılık anlamında kullandık. Bkz. Tevbe, 128. Ayeti
kerime. 11- Bakara, 148. 12- Sâd, 27. 13- Ayrıca bkz. Duhân, 44 ve Enbiyâ 16.
Ayeti kerimeler.