Dünyanın yüzyıllardır beklediği lider…

Abone Ol

Geçen gün kamuoyu bir yandan mutlak butlan tartışmalarını, hukuk yorumlarını, ekranlardaki sert siyasi polemikleri konuşurken; gözüm başka bir başlığa takıldı.

ABD Başkanı Trump’ın sosyal medya hesabında paylaşıldığı şekliyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a atfedilen şu ifade:

“Başkan Trump, dünyanın yüzyıllardır beklediği liderdir.”

Bu cümleyi okuyunca durdum.

Çünkü bazı cümleler vardır; haber olarak gelir geçer ama taşıdığı anlam uzun süre insanın zihninde kalır.

Özellikle de yıllardır ümmet, mazlum coğrafyalar, Filistin, bağımsız dış politika, küresel adalet ve emperyal düzene karşı duruş söylemi üzerinden siyaset yapan bir gelenekten böyle bir ifade gelince insan ister istemez düşünmeden edemiyor.

Yüzyıllardır beklenen lider…

Bu çok büyük bir cümle.

Sıradan bir diplomatik nezaket değil.

Kim için beklenen?

Gazze’de evladını toprağa veren anne için mi?

Irak’ta savaşın yükünü taşıyan insanlar için mi?

Afganistan’da, Suriye’de, dünyanın farklı yerlerinde Amerikan politikalarının sonuçlarını yaşayan milyonlar için mi?

Yoksa burada anlatılmak istenen bambaşka bir diplomatik dil miydi?

Elbette devletler konuşur.

Liderler görüşür.

Uluslararası ilişkiler dostluk değil çıkar üzerinden yürür.

Dün kavga edilir, bugün masaya oturulur.

Bunlar siyasetin doğasında vardır.

Ama mesele zaten görüşmek değil.

Mesele kullanılan ölçüdür.

Çünkü bu ülkede yıllarca Batı eleştirisi sadece dış politika değil, aynı zamanda bir ahlak dili olarak anlatıldı.

Amerika karşıtlığı bir siyasi söylem oldu.

Ümmet hassasiyeti bir siyasi iddia oldu.

Mazlumların yanında olmak bir siyasi kimlik haline getirildi.

Şimdi insanlar doğal olarak soruyor:

Eğer mesele diplomasi ise diplomasi diyelim.

Eğer mesele devlet aklı ise devlet aklı diyelim.

Ama yıllarca “yerli ve milli duruş”, “küresel sisteme direniyoruz”, “mazlumların sesi oluyoruz” denilip sonra dünyanın en güçlü ülkelerinden birinin lideri için bu kadar tarihî ve iddialı bir tanım kullanıldığında insanlar elbette durup düşünür.

Bir başka soru da burada doğuyor.

“Yüzyıllardır beklenen lider…”

Bu ifade o kadar büyük bir ifade ki insan ister istemez soruyor:

Burada kast edilen sadece siyasi bir övgü mü?

Yoksa siyaset dilinde ölçünün kaçtığı bir nokta mı?

Çünkü tarihte “beklenen lider”, “beklenen kurtarıcı”, “beklenen kişi” gibi ifadeler çok güçlü sembolik anlamlar taşır.

Bu yüzden siyasetçinin kurduğu cümle sıradan bir cümle değildir.

Ve tam da bu nedenle insanlar sorguluyor.

Bir dönem sıradan bir tokalaşmadan büyük ideolojik sonuçlar çıkaranlar vardı.

Bir fotoğraf üzerinden sadakat tartışmaları yapanlar vardı.

Uluslararası temasları dava diliyle yorumlayanlar vardı.

Bugün aynı çevrelerin sessizliği de dikkat çekiyor.

Belki de asıl mesele kişiler değildir.

Asıl mesele ölçüdür.

Çünkü aynı cümleyi başka biri kursaydı…

Bugün kaç gün ekranlarda tartışılırdı?

Kaç manşet atılırdı?

Kaç yorum yapılırdı?

Siyasette en zor şey hata yapmamak değildir.

En zor şey aynı teraziyi herkese tutabilmektir.

Ve belki de toplumun bugün sorduğu soru tam olarak budur:

Ölçü değişti mi, yoksa ölçüyü uygulayanlar mı?