Şu anda ülkemizde, “dünyanın en tuhaf durumu” yaşanmakta. Ülkemizin nüfusunun yüzde 99’u Müslüman’dır. Ancak gelgörelim ki, bir tek “İslâmî kanun” yoktur. Yani kaynağını doğrudan Kur’an’dan ve hadisten alan bir tek kanun yoktur.
Ülkemiz yaklaşık dokuz yüz yıl “şer’î esaslarla” yönetilmiştir. Ta ki 1924 yılına gelinceye kadar. 8 Nisan 1924’te Şer’iyye Mahkemeleri kapatılmış, Mecelle kaldırılmış, 1926’da da İsviçre Medenî Kanunu, “Türk Kanunu Medenisi” olarak kabul edilmiştir. Daha sonra İtalya, Fransa, Almanya gibi ülkelerden de hukuk sistemleri ithal edilmiştir. Uğur Mumcu bir panelde bu durumu şu şekilde ifade etmişti: “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devrimi yaptı. Hukuk devrimi, Batılı yasaların resepsiyon yoluyla Türkiye’ye getirilmesi demekti. İtalya’dan ‘Ceza Yasası’ aldık. Fransa’dan ‘İdare Hukuku’ ilkeleri aldık. İsviçre’den ‘Medenî Hukuk’u aldık. Almanya’dan ‘Ceza Yargılaması Hukuku’nu aldık. Bir gülmece dergisindeki şu tanım olayları yeterince sergiliyor: Türk vatandaşı tanımı… Diyor ki: ‘Türk ne demektir? Türk vatandaşı kimdir? Türk vatandaşı; İsviçre Medenî Kanunu’na göre evlenen, İtalyan Ceza Yasası’na göre cezalandırılan, Alman Ceza Muhakemeleri Usulü yasalarına göre yargılanan, Fransız İdare Hukuku’na göre idare edilen ve İslâm hukukuna göre gömülen kişidir.’
Mustafa Kemal ve düşün arkadaşları Batılı ve laik sistemi benimsediler. 1928 yılında Anayasa’dan devletin İslamcı devlet olduğu Anayasa maddesi kaldırıldı. 1930 yılında da okullardan din dersleri, 1939 yılında da köy okullarından din dersleri kaldırıldı. Bunlar niçin yapıldı? Laiklik için yapıldı. Çünkü dünyada ya olayları teokratik açıdan göreceksiniz, böyle bir eğitim anlayışınız olacak, ya da laik anlayış olacak. Karma ekonomi gibi hem İslâmcı, hem laik anlayış olmaz. Ya laiklik, ya İslamcılık. Eğitim bu… Mustafa Kemal ve düşün arkadaşları Laisizmi benimsediler.”
Uğur Mumcu’nun naklettiği gibi, mizah dergisindeki “TC vatandaşı tanımı” insanı hem güldürmekte, hem düşündürmekte. Gerçekte bu durum, başta da dediğimiz gibi dünyanın en tuhaf durumudur. Bunu hacda da bizzat yaşadım. Mekke’de, Harem-i Şerif’te namazımızı kılıp, tavaf yaptıktan sonra bir taksi çevirmiş, otelimize dönüyordum. Yolda laf lafı açtı, Suûdî vatandaşı olan taksici, “Türkiye’de mahkemelerde şer’î kanunlar uygulanıyor, değil mi?” dedi. Kendisine, “Hayır!” dedim. Şaşkınlıkla, “Nasıl?” dedi. “Bir tek şer’î kanun yok!” dedim. Taksici öyle şaşırmıştı ki, artık yolu bırakmış, geriye dönüp dönüp, “Gerçek mi diyorsun, bir tek şer’î kanun yok mu?” diyordu. Doğrusu, gidip bir arabaya çarpmasından endişe etmiştim. Muhatabım o derece şaşırmıştı. Kendisine kısaca ülkemizdeki hukuk sahasındaki gelişmeleri anlattım. Evet, 1921 ve 1924 Anayasalarında, “Devletin dininin İslâmiyet” olduğu belirtilmişti. Ancak bu hüküm 1928’de çıkarılmış, 1937’de de Anayasa’ya “Laiklik” maddesi ilave edilmişti. O tarihten bu yana ülkemizde TCK başta olmak üzere, pek çok kanun maddesi değişti. İşin uzmanı değilim, bunlardan kaçının Batı normlarında olduğunu bilmiyorum. Ancak bildiğim bir husus var: Bir tane bile doğrudan Kur’an ve hadis referans gösterilmek suretiyle çıkarılmış kanun maddesi yok. Lozan Antlaşması’nın “Azınlıkların Korunması” üst başlığıyla belirlenen 37-45. maddelerine göreyse, ülkemizde çıkarılacak bütün kanunların, azınlıkların inancına aykırı olmayacağı açıkça belirtilmekte. Madde 37’de şöyle deniliyor: “Türkiye, 38’den 44’e kadar olan maddelerde açıklanan hükümlerin temel yasalar olarak tanınmasını ve hiçbir yasa, hiçbir tüzük ve hiçbir resmi işlemin bu hükümlere zıt ve karşı olmamasını ve hiçbir yasa, hiçbir tüzük ve hiçbir resmi işlemin sözü edilen hükümlerden üstün olmamasını yükümlenir.”
Madde 42’de şöyle deniliyor: “Türkiye hükümeti, Müslüman olmayan azınlıkların aile hukuku veya kişisel hakları konusunda, bu sorunların adı geçen azınlıkların gelenek ve göreneklerine göre çözümlenmesine yardımcı olacak her türlü yasayı çıkarmaya (olur) verir. İşbu yasalar Türk hükümeti ile ilgili azınlıklardan her birinin eşit sayıda temsilcilerinden oluşan komisyonlarca düzenlenecektir.” (Mondros, Sevr, Lozan Andlaşmaları, İbrahim Sadi Öztürk, Ankara Ticaret Odası Yayını).