Dünyanın Ekolojik İfsadının Mucitleri Fritz ve Bosch da Yahudiydi

Abone Ol

Yaratıldıktan sonra toprağı ağır ağır işleyen insanoğlu 20. yüzyılın başında tam anlamıyla kontrolden çıkmış ve gezegene karşı topyekûn, arsız ve hırslı bir şekilde saldırmaya başlamıştı. Bugün ormanların yok edilmesi, nehirlerin damarlarının kurutulması, yeryüzünün yüzde kırkının devasa birer fabrika bandı gibi dönüştürülerek yağmalanması doğaya karşı işlenmiş en organize saldırıdır. İnsanlık, bir kanser hücresi gibi yayılarak üstünde yaşadığı organizmayı tüketirken bu arsız saldırının cephanesini sağlayan, lojistiğini kuran ve fitilini ateşleyen iki isim var. Fritz Haber ve Carl Bosch. Bu Yahudi kökenli iki Alman kimyacı insanlığın doğayı vahşice istila etme hırsının baş mimarları, gezegenin ekolojik dengesini altüst eden o endüstriyel cinayetin en büyük suç ortaklarıdır.

Cehennem Kazanları

Doğa, azotu havada kilitli tutarak yaratılıştan beri muazzam bir denge kurmuştu. Toprak, kendi ritminde, yavaşça ve adil bir şekilde besleniyordu. Fakat Haber ve Bosch, bu sınırı tanımadılar. Doğanın sabrını ve dengesini aşağılarcasına o kırılamaz denilen moleküler bağı zorla kırmaya yeltendiler.

Bunu yaparken seçtikleri yöntem bile doğaya karşı duydukları o kibirli ve nobran tavrın kanıtıdır. Oda sıcaklığında ve bir yaprağın zarafetiyle halledilebilecek bir süreci; korkunç basınçlar altında, 500 derecelik cehennem fırınları kurarak adeta doğanın göğsünü yararak gerçekleştirdiler. Sırf bu iki adamın yaktığı o cehennem kazanlarını harlamak için bugün koca bir gezegenin tüm enerjisinin yüzde ikisini fosil yakıtlarla havaya uçuruyoruz. Atmosferi karbonla boğan, iklimleri altüst eden o küresel ısınma canavarının ilk ve en kirli besin kaynağı bu ikilinin sanayi hırsıdır.

Nüfus Patlamasının ve Küresel Yağmanın Azmettiricileri

Eğer Haber ve Bosch o fırınları icat etmeseydi dünya nüfusunun kendi doğal sınırları içinde 1.6 milyarlık makul bir seviyelerde kalabileceği düşünülüyor. Doğa kendini yenileyebilecek, ormanlar bu ölçüde katledilmeyecek, nehirler endüstriyel tarımın açgözlülüğüyle kurumayacaktı. Ancak Haber ve Bosch, insanlığa sınır tanımayan, ahlaki ve ekolojik hiçbir bariyeri olmayan bir icat yaptılar. Milyarlarca insanın bu dünyaya yığılmasının, şehirlerin her sabah etrafındaki coğrafyayı yutan birer obur kovan haline gelmesinin en büyük sorumlusu onlardır. Onlar toprağa o yapay azotu zorla basmasalardı insanlık haddini bilecek, sınırlarını görecek ve doğayla uyumlu yaşamak zorunda kalacaktı. Onlar, insanlığın gezegene yaydığı o devasa yıkıcı gücün arkasındaki görünmez azmettiricilerdir.

Kimyasal Bağımlılık

Haber ve Bosch süreci, toprağın binlerce yıllık canlılığını elinden alıp onu bir petrokimya kölesine dönüştürdü. Onların ürettiği yapay gübreler toprağı beslemedi; aksine toprağın içindeki mikroorganizmaları, yani toprağın ruhunu katletti. Toprağı adeta bir uyuşturucu bağımlısı gibi her mevsim daha fazla kimyasala, daha fazla sentetik azota muhtaç bıraktılar.

Bu arsızca üretilen zehirli gübreler toprağa sığmadı; yağmurlarla nehirleri, gölleri ve denizleri işgal etti. Denizlerde alg patlamalarına yol açarak sudaki oksijeni sömürdüler, balıkları boğdular ve okyanusların ortasında binlerce kilometrelik "ölü bölgeler" yarattılar. Havayı fırınlarıyla kirleten bu iki isim, toprağı gübreleriyle zehirlemiş, suları ise balıkların yaşayamayacağı birer kimyasal çorbaya çevirmiştir.

Yeryüzünü ifsat ettiler

Onların kurduğu bu endüstriyel düzen üretimi ve bereketi yerelden kopardı. Küresel tekelci sermayenin insafına terk edilmiş kölece bir tarım modeli inşa ettiler. Küçük çiftçiyi yani toprağı kendi elleriyle besleyen o kadim üreticiyi fabrikalardan çıkacak bir torba kimyasala bağımlı kıldılar. Bugün tarımda yaşanan küresel tekelleşmenin, gıdanın bir silah olarak kullanılmasının arkasındaki teknolojik altyapı tamamen onların eseridir. Tarih kitapları bu iki Yahudi kimyacıyı Fritz Haber ve Carl Bosch’u doğaya karşı işlenmiş en büyük ekolojik suçun mimarları ve gezegeni esir alan cehennem kazanlarının gardiyanları olarak yazacaktır. Onlar tam olarak ifsat ederek üzerinde yaşadığımız yerkürenin canını okudular.