Modern kültür insanı, beden ihtiyaçlarına yönlendirdiğinden, insan bir zaman sonra, kendini hareket eden ve kendisine verilen rolü yerine getiren bir varlık olarak algılamaya başlıyor. Her şeyini maddi ihtiyaçlarına göre belirleyen insan maddi olarak yaşamını sürdürüyor ancak diğer taraftan manevi olarak yavaş yavaş zayıflıyor...

İnsan kendi türüyle bir aradayken hayatın anlamlı olduğunu hisseder. Bütün dayanak noktalarını kaybedip yalnızlığa çekildiğinde ise, bir tür anlamsızlık, boşluk ve yalıtılmışlığın içine düşer. Ne yazık ki, günümüz insanı, hem kendinden hem çevresindeki insanlardan uzaklaşarak işle ev arasında hareket eden bir nesneye dönüşmüştür. Her sabah kalkar işine gider kendisine biçilen rolü yerine getirir, akşam kalabalık caddeleri geçerek evine döner. Modern insanın bütün hayatı bundan ibarettir. Bu süre içinde insanlarla karşılıklı iletişim halinde olmaz, konuşmaz, düşünmez, hiçbir şeye kafasını yormaz, hayatının kritiğini yapmaz. Modern kültür insanı, beden ihtiyaçlarına yönlendirdiğinden, insan bir zaman sonra, kendini hareket eden ve kendisine verilen rolü yerine getiren bir varlık olarak algılamaya başlıyor. Her şeyini maddi ihtiyaçlarına göre belirleyen insan maddi olarak yaşamını sürdürüyor ancak diğer taraftan manevi olarak yavaş yavaş zayıflıyor...

Kuşkusuz kaybettiklerimiz kazandıklarımızdan çok daha fazla... Her şeyden önce, yürek zenginliğimizi, manevi derinliğimizi kaybediyoruz. Yani, içimizde çağıldayan, sevgi ırmağını, paylaşım geleneğini, insanlığımızı, kulluğumuzu, duyarlılığımızı çelimsiz bırakıyor bütün gayretimizle maddi olana yöneliyoruz. Oysa kişinin ahreti sahip olduğu manevi birikimleriyle, insanlığıyla kurtulacaktır:

1_Kaybettiklerimizin kazandıklarımızdan daha fazla olduğunu bilmeli ve yeniden toparlanmaya çalışmalıyız.

2_Eğitime aileden başlamalı, kültürümüze ve manevi mirasımıza sahip çıkmalıyız.

3_Düşmanların bizi dışarıdan değil içeriden yıkmaya çalıştığını bilip, buna göre koşullanmalıyız.

4_Nereden düştüysek, düşüşümüz ne üzerine olduysa kalkışımızın da buradan olacağını bilmeliyiz.

5_Birinci vazifemizin kulluk olduğunu aklımızdan çıkarmamalı, Allahın emirlerinin patronumuzun direktiflerinden çok daha önemli olduğunu bilmeliyiz.

6_Hayatın geçiciliğini bilmeli ve birinci vazifemizin insanlığımızı yaşamak ve yaşatmak olduğunu bilmeliyiz.

7_Bilgi ve donanımlarımızı geliştirmeli ve düşmana bunlarla karşılık vereceğimizi unutmamalıyız.

Sevgisini gösteremiyor

Çocuk, okulda sıra arkadaşını dinledikçe üzülüyor ve kendini kötü hissediyordu. Arkadaşı _her sabah annesinin kendisini öptüğünü ve "Kalbim seninle oğlum" dediğini anlatıyordu. Çocuk ilk günlerde arkadaşına imrenmişti ama bir süre sonra onu kıskanmaya başladı. Çünkü annesi ona sevgisini hiç göstermez, güzel bir söz söylemez, sarılmaz öpmezdi. O yüzden hafta sonları babaanneye gitmek için can atar ve babasına yalvarırdı. Çünkü babaanne torununu dört gözle bekler, onun için özel kurabiyeler yapar geldiğinde kapıda ona sarılır övgü dolu sözlerle onu karşılardı. Çocuk ayda bir kere gittiği babaanneye büyük bir özlem duyar ve ay başını iple çekerdi.

O gün yine arkadaşı annesinin kendisine nasıl davrandığını anlatmış çocuğun morelini bozmuştu. Çocuk arkadaşını dinledikçe "annem beni sevmiyor diye düşünmeye başlamıştı. O gün eve geldiğinde yemek bile yemedi. Ödevlerini yaptı, dayısının aldığı hikaye kitaplarını okumak için odasına çekildi. Anneye bir türlü yaklaşamıyordu. Sanki aralarında uzun mesafeler vardı. Ne yapsa da anneye yaklaşsaydı. Bir ara elindeki kitapları bıraktı ve bütün cesaretini topladı sonra annenin yanına gitti. Ama anne tarafına bile bakmadan, "ayağımın altında dolanıp durma, git odana" dedi. Çocuk " tamam" dedi, annem beni sevmiyor, beni yanında bile istemiyor..."

Bu olayın ardından üç ay geçti. Bir Ramazan bayramıydı çocuk babasının aldığı elbiseleri giydi babaanneye gitmek üzere hazırlandı. Anne ilk defa oğluna sarıldı ve " hayırlı bayramlar oğlum" dedi ve onu öptü. Çocuğun mutluluğu içine sığmıyordu. Duygularını belli edemedi, sessizliğini korudu. Sonra odasına geçti ve günlüğüne şöyle bir not düştü. "Sevgili günlük annem aslında beni seviyor ama sevgisini gösteremiyor, keşke gösterebilseydi o zaman daha mutlu olurdum"

Mutlu bir evliliğin formülü

Hediyeleşmek:

Hanımlar özel gün ve haftalarda eşlerinden hediye beklerler. Böyle zamanlarda eşlerinden aldıkları küçük hediyeler onları mutlu eder. Hediyeleşmek, aile içi ilişkilerimizi renklendiren ve zengin kılan bir davranıştır. Ancak hediye sadece bayanlara alınmamalı aynı zamanda bayanlar da eşlerine hediye almalıdırlar.

Takdir etmek:

Eşler, gündelik meşgalelerin içinde bazı şeyleri unutabiliyorlar. Oysa ne olursa olsun, yakınlarımıza olumlu taraflarını ifade etmek, onlara takdir ve onay vermek ilişkilerimizi iyileştiren bir ilaçtır. Bu nedenle eşler birbirlerini takdir etmekten ve olumlu taraflarını ifade etmekten kaçınmamalıdırlar.

Birlikte bir şeyler yapmak:

Hiç olmazsa hafta sonları aile bireyleri bir araya gelip ortak bir şeyler yapmalıdırlar. Anne baba ve çocuklar birlikte balık tutmaya gidebilirler, akraba ziyareti yapabilirler, pikniğe çıkabilirler...

Aile bireyleri ev içinde özbakımlarına dikkat etmelidirler:

İster kadın olsun ister erkek olsun, nasıl olsa evdeyim diye düşünerek kendilerini bırakmamalı, temiz, düzenli ve şık olmaya önem vermelidirler.

Sorunlar aile içinde paylaşılmalıdır:

Eşler ve çocuklar ailenin birer ferdidirler ve bu çatı altında sorunlarını paylaşmalı beklentilerini ifade edebilmelidirler.

Çocukların fikri de sorulmalıdır:

Evde yapılacak işlerde çocukların fikri de sorulmalıdır. Çocuk kendisine değer verildiğini hisseder. Anne baba tarafından kendisine değer verildiğini hissederek başkalarına değer vermeyi öğrenir.

Empati kurmak:

Aile bireyleri birbirlerine karşı sevecen olmalı, empati kurmalı ve saygıyı merkeze almalıdırlar.

Beklentilerini ifade etmeliler:

Eşler sorunlarını konuşurken sakin olmalı ve beklentilerini uygun bir dille ifade etmelidirler. Olayı hiçbir zaman kavgaya dönüştürmemeli, birbirlerine hakaret etmemelidirler.

Güven vermek:

Evlilikleri ayakta tutan en önemli iksir güvendir. Eşler birbirlerine güvenmeli ve gereksiz kıskançlıklara zemin hazırlayarak evliliklerini yıpratmamalıdırlar.

Dünya‘ya benzeyen gezegen bulundu

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi‘nin (NASA) Güneş Sistemi‘nin dışında birçok bakımdan Dünya‘ya şaşırtıcı biçimde benzeyen yeni bir gezegen bulduğu bildirildi. Bilimadamları, yeni gezegenin yüzeyinde sıcaklığın yaklaşık olarak 22 santigrad derece olduğunu, yıldızının Güneş‘e ikizi kadar benzediğini, muhtemelen su ve toprağa sahip olduğunu söyledi. Yeni gezegenin NASA‘nın "gezegen avcısı" teleskobu Kepler tarafından bugün yaşanabilir bölgenin ortalarında bulunduğu, bunun da yaşam koşullarının uygunluğuna işaret ettiği belirtiliyor. Kepler‘in ilk defa Güneş Sistemi‘nin dışında yaşanabilir bölgede ne çok sıcak ne de çok soğuk bir gezegen bulduğu kaydedildi.

Astronomlar sözü edilen bölgede daha önce iki kez gezegen bulduklarını açıklamışlar ancak yaşam için umut vadetmeyen gezegenlerden birinin konumunun çok tartışmalı olduğu, diğerinin de sıcak sınırda olduğu belirtilmişti

Muhabir: Haber Merkezi