İyi mü‘min‘ olarak yaşamak, dünya nimetlerinden uzak durmak değildir. Dünya nimetlerinden uzak kalmakla o nimetler yüzünden kulluktan uzak kalmak aynı şeyler olarak görülemez.
İman, dünya varlığına mani değildir. Allah Teâlâ‘nın kulları için yarattığı ziynetlerin mü‘minlere haram olduğuna dair bir dayanak da yoktur. Bilakis Kur‘an-ı kerim, Allah‘ın kulları için yarattığı nimetleri, O‘nun kullarına kimin haram edebileceğini sormaktadır. Allah‘ın yarattığı temiz şeylerin kullarına yasaklanmasını haddi aşmak olarak göstermektedir. (Bu konu için A‘raf suresi 32.ayet, Madie suresi 87.ayeti ve Kasas suresi 77. ayeti okunabilir.)
Muttakilerin imamı olan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, sürekli oruç tutmayı, gecenin bütününü ibadetle geçirmeyi ve kadınlarla evlenmemeyi daha iyi bir takva hayatı için tatbik edeceğini söyleyen sahabileri uyarmış, yaptıklarının sünnet dışı olduğunu söylemiştir. Bu konudaki uyarısını yaparken de cümlesine: ‘Ben sizin takvaca en üstün olanınızım, Allah‘tan en çok ben korkuyorum!‘ şeklinde başlamıştır. Dünya nimetlerinin en uç noktasında bulunan yeme içme, gece uykusu ve cinsel hayattan uzak duracağını söyleyenlere karşı, uyarı niteliğinde konuşurken cümlesine başladığı ‘daha takva, Allah‘tan daha çok korkma‘ gerçeği, dünya nimetlerini kullanmanın iyi mü‘min olmaya mani olmadığını net bir şekilde beyan etmiştir.
Bedenlerimizin bizde emanet olduğu gerçeği üzerine kaideler koyan dinimizi bize beyan eden sevgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin: ‘Rabbinin hakkı, bedeninin hakkı, ailenin hakkı‘ şeklinde tasnif ettiği hayat düzeni de gayet açık izlenebilir bir çizgi çizmektedir. Sevgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bu uyarısında Allah‘ın hakkı olan mesela namaza dikkat çekildiği kadar, bedenlerin korunmasına da dikkat çekilmektedir. O korumanın en tabii gereklerinden olan uyuyup dinlenme söz konusu hakkın bir örneği olarak ortaya konmuştur.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin kâtiplerinden olan Hanzele radıyallahu anhın meşhur ‘Hanzele münafık oldu!‘ şeklinde başlayan hadisinde, sürekli ibadet halinde bulunup, dünya meşgalesinden tamamen kopmayı arzulayan anlayışına karşı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona: ‘Ey Hanzele! Dengeli, dengeli, dengeli!‘ buyurmuştu. Sürekli namaz havasında kalmayı isteyen birine bile namaz havası ile dünya meşgalesi arasında denge kurması emredilmiştir. Müslim, Tevbe, 3 (6900)
Düşünülecek iki hadisi şerif
Enes bin Malik radıyallahu anh diyor ki: ‘Üç kişi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin hanımlarının evinin önüne gelmişler, onun ibadetini soruşturuyorlardı. Nasıl ibadet yaptığını öğrendiklerinde, duyduklarını küçümser gibi oldular. Sonra da dediler ki: ‘Biz neredeyiz o nerede? Onun geçmiş ve gelecek bütün günahları bağışlandı!‘
Onlardan biri: ‘Ben artık bütün geceleri ibadetle geçireceğim.‘ dedi. Diğeri de: ‘Ben de bir daha bozmadan sürekli oruç tutacağım.‘ dedi.
Üçüncüsü ise: ‘Ben de kadınlardan uzak kalıp, hiç evlenmeyeceğim.‘ dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onların bu sözlerini duydu, geldiğinde onlara dedi ki:
‘Siz mi bu sözleri söylediniz? Ben sizin Allah‘tan en çok korkanınızım, takvaca en üstün olanınızım. Ama oruç da tutuyorum, ara da veriyorum. Gece namaz da kılıyorum, uyku da uyuyorum. Kadınlarla da evleniyorum. Benim sünnetimden uzak kalan benden değildir.‘ Buharî, nikâh, 1 (5063); Müslim, Nikâh, 1 (3389); Nesaî, Nikâh, 4 (3217)
Abdullah bin Amr bin As radıyallahu anhümanın rivayetine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kendisine şöyle buyurdu: ‘Bedeninin sende hakkı vardır. Gözünün sende hakkı vardır. Eşinin sende hakkı vardır. Misafirinin sende hakkı vardır.‘ Buharî, Savm, 55 (1975)
Yemek ve tuz
Lezzetli bir yemek için tuz zaruridir. Tuzu olmayan yemek hastaya revaya görülen yemek olabilir. Ancak tuzun, lezzetli bir yemek için gerekli olması tuzdan yemek yapılmasına kapı açmaz. Yemeğin lezzetini sağlayan tuz, gereğinden biraz fazla olduğunda yemeği yemek olmaktan çıkarır. Lezzet veren tuz, gereği kadar ve dengede tutulan tuzdur. Ahiret için yaşayan mü‘min de, dünya nimetlerini tamamen teptiği zaman tuzsuz bir yemek gibi yaşar hayatı. Dünya nimetleri, hayatımızda bulunmalıdır. Ama bu bulunuş, tuzun yemekte bulunuşu kadardır. Yokluğu lezzet kaçırdığı gibi aşırılığı da ağırlık verir. Nefisle mücadele, nefse giden bütün kanalları tıkamakla mümkün değildir. Mubahlar dairesinde nefsin bazı arzuları muhakkak giderilmelidir. Cinsel ihtiyaç başta olmak üzere, nefsin ihtiyacı olan şeyler tamamen dışlanamaz. Bizden istenen yeme içmeyi terk etmek değildir. Helal yemek, ölçülü yemek, yenene şükretmek bizden istenendir.
Müslüman‘ın tatili; Allah‘ın mülkünde gezmek, tabiatla iç içe olmaktır
Bu açıdan bakıldığında tatil de bir nimettir. Müslüman da tatil yapmalıdır. Ancak onun tatili, sınırların kaldırıldığı bir tatil değildir.
Allah‘ın mülkünde gezmek, tabiatla iç içe olmak, değişik bir ortamda birkaç hafta geçirmek neden Müslüman için sakıncalı olsun? Eğer şu dünya ve güzellikleri Allah‘ın nimetlerinden bir nimetse o nimet, kesinlikle Müslüman‘ın da hakkıdır. Şu kadar ki Müslüman nimeti kullanır ama kendini nimete kullandırtmaz. Tatil bir nimetse Müslüman o nimeti, bütün şükür çeşitlerinin hakkını vererek en güzel şekilde eda ederek kullanır. Allah‘ın verdiği nimeti kulunun üzerinde görmek istediği bir hakikattir.
Sıkıntı Müslüman‘ın davasını ve ciddiyetini şehirdeki evinde bırakıp tatile gitmesindedir. Gittiği yere davasını da götüren, haramlara dikkatinde sapma olmayan, mubahlara boğulmayan Müslüman, nere giderse gitsin, gittiği yerin adı tatil beldesi veya iş beldesi olsun o, kimliğinden taviz vermediği sürece doğru yoldadır.
Eğlence için de aynı şeyleri söylememiz mümkündür. Eğlenmek Müslüman‘a haram değildir. Müslüman‘a, yalan, gıybet, iftira, namazı geciktirmek, alkol, erkek-kadın karma oturuşlar, kul hakkı, insani vazifeleri ihmal haramdır.
Müslüman‘a ailesini TV başında, münkerle baş başa, kötü arkadaş çevresinde bırakıp tatile gitmesi yakışa kalmaz
Müslüman, haramlara kaymadan, Allah‘ın mubah kıldığı dairede kalmak kaydıyla, dünya nimetlerinden faydalanmakla da ‘ibadet‘ muhtevalı işler icra eder. Önemli olan yemek/tuz dengesini korumaktır. Bizim hayatımız, ölümümüz, ibadetimiz her şeyimiz Allah içindir, Allah için olmalıdır. Allah Teâlâ bizi sevmeye, sevilmeye, dinlenmeye, yemeye, içmeye, uyumaya, gezmeye, arkadaş edinmeye meyilli yarattıysa biz bunlara tevessül ederek sadece fıtratımıza uygun olanı yapmış oluruz.
Dünyadan nasiplenme ölçülerimiz
1- Allah‘ın dininde haram olduğuna dair bir dayanak bulunmadıkça eşyada esas olan mubah olmasıdır. İlişkilerimiz, yasaklık belgesine kadar mubah ilkesi üzerine kuruludur. Yiyecek ve içeceklerde, giyimde, insani bağlantılarda mubahlık esastır.
2- Müslüman‘ın eğlenme, gezme gibi işlere bakışı şüphesiz mahduttur. Gezmeyi esas alan bir hayat İslami olamaz. Yeme içme üzerine kurulu bir hayat olamaz. Sürekli eğlenen Müslüman iyi Müslüman değildir. Müslüman için esas olan ahiret hazırlığı içinde olmasıdır. Ancak zaman ve mekâna bağlı olarak dinlenebilir, eğlenebilir, ziyafetlerde bulunabilir. Ciddiliğin asıl olması sınırsız olmasını gerektirmez. Ölçüler korunduktan sonra, bir ziyafete katılmak, gençler arasında mubah bir eğlence tertip etmek yasak değildir. Bunu biz, eğlenceyi asıl gaye haline getirmenin yanlış olduğunu söyleyerek de özetleyebiliriz. Asıl gaye Allah‘ın rızasına uygun yaşamaktır. Dinlenmek, eğlenmek o büyük gayeye aykırı değildir. Aykırı olan alkoldür, müziktir, göz zinasıdır, israftır, zamanı boşa harcamaktır, batıl ehlini taklit etmektir. Dinin temel ilkelerine ters düşen, insanı tahkir etmek, insanlarla eğlenmek, insana zarar vermek, bir canlıya işkence olan eğlenceyi yapmak haramdır. Bu haramlar nereye girerse, o iş ne olursa olsun yasak listesine girer. Bunlar savaş şartlarında bile yapılsa yasak yine yasaktır. Kumarın girdiği bir eğlence elbette haramdır. Ama haram olan eğlence değil, eğlenceye konu olan haramdır. Genç kızların çay bahçelerinde oturmaları ne haramdır, ne sünnettir. Erkeklerin gözlerine hedef olacak bir konumda bulunmak yasaktır. Bu çay bahçesinde de olsa böyledir, evin balkonunda da. Dinimiz bize tatili haram etmiyor. Düğün yapmayın demiyor. Ziyafet vermeyin demiyor. Denizde yüzmeyin demiyor. Bize dediği, ‘dininizi eritmeyin; gittiğiniz yere dininizle gidin‘ mesajıdır.