Dünya ne inandı, ne de ayağa kalktı

Abone Ol

Kaşıkçı’nın Suudi Başkonsolosluğu’nda kaybolmasının hemen ardından ABD’de bazı gazetelerde öldürüldüğü haberleri yer almaya başladı. Ardından bazı ABD’li senatörlerde Suudi Arabistan’a ambargo uygulanmasını istediler. Yani, ABD medyasındaki haberler doğru kabul edildi ve buna göre ABD yönetiminin tavır alması istendi. Bu arada Suudi Arabistan sessiz kalmayı tercih etti. Daha sonra ABD Dışişleri Bakanı Pompeo Suudi Arabistan’da Kral ve Prens ile görüştükten sonra Türkiye’ye geldi. Burada yaptı bazı görüşmelerden sonra ülkesine döndü. Elbette Suudi Arabistan’da neler görüştü, oradan Türkiye’ye ne gibi haberler getirdi bilmiyoruz. Ancak, Pompeo’nun ziyaretinin ardından Suudi Arabistan’dan yapılan açıklamalarda bazı değişiklikler oldu.

Kaşıkçı’nın Başkonsoloslukta öldüğü açıklandı. Açıklamada öldürüldüğü değil öldüğü söylendi. Güya Kaşıkçı içeriye girdiğinde orada karşılaştığı bazı Suudlularla tartışmaya girmiş ve ardından çıkan arbedede ölmüş. Buna inanmak elbette mümkün değil. Ne var ki, Trump bu açıklamayı ciddi ve inandırıcı bulduğunu açıklamakla Suudilerin cinayetlerini aklama yönünde harekete geçmiş oldu. Bu köşenin okuyucularının hatırlayacağı gibi olayla ilgili ilk yazımda Kaşıkçı olayının arkasında ABD istihbaratının da olduğunu düşündüğümü belirtmiştim. Çünkü Kaşıkçı nikâh işlemlerini yapmak için ABD’den Türkiye’ye yönlendirilmiş. Bunun üzerine Türkiye’ye gelen Kaşıkçı, ülkesinin Başkonsolosluğu’na müracaat etmiş, ardından belli bir gün ve saat için randevu verilmiş ve bunun randevu saatinde başkonsolosluğa gitmiş. Ne tesadüf Kaşıkçı’ya verilen randevunun ardından Suudi Arabistan’dan bir rivayete göre 15, bir başka rivayete göre 18 Suudi İstihbaratına mensup insan apar topar Türkiye’ye gelmişler ve Kaşıkçı’yı başkonsoloslukta beklemeye başlamışlar. Öyle anlaşılıyor ki, bu ekip Kaşıkçı’yı karşılamış ve öldürülmüş.

Tüm bu gerçekler ortada iken Suudi Arabistan’ın yaptığı, “Konsoloslukta arbede çıktığı ve bu arbedede Kaşıkçı’nın öldüğü” açıklamasına inanılması mümkün değil. Açıklamanın arbede çıktığı kısmı doğru olabilir. Çünkü başkonsoloslukta hazırlık yapmış olan infaz ekibinin saldırısına uğrayınca Kaşıkçı’nın direnmek istemesi normaldir ama ‘öldürülmedi, öldü’ açıklaması inandırıcı değildir. İşin öldü ya da öldürüldü kısmı çok geçmeden ortaya çıkacaktır. Şu sıralarda cesedin bulunması önem kazanıyor.

Öte yandan eğer Kaşıkçı arbedede ölmüş idiyse Suudiler cesedini saklamak için niçin uğraştılar. Hemen bir sağlık ekibi çağrılır gerekli müdahale yapılır, kurtarılır ya da kurtarılamaz ama olay bilinmezliğe terk edilmezdi. Özellikle cesedin saklanmış olması ya da saklanmaya çalışılması olayın bir cinayet olduğunu gösteriyor. Kaldı ki, Kaşıkçı’ya işlemlerinin tamamlandığı söylenerek randevu veriliyor. O zaman bu randevu evraklarını vermek için mi yaksa kavga (öldürmek) için mi çağrıldı? sorusu akla geliyor. Tüm bu sorular Suudilerin yaptığı açıklamanın inandırıcı olmadığını gösteriyor. Ama bu açıklamaya bir tek inanan, destek veren Trump var. İşte bu durum işlenen cinayetten ABD yönetiminin önceden haberi olduğunu, dolayısıyla suç ortağı olduklarını akla getiriyor.

Bu arada Suudi Arabistan’ın açıklamasından bir iki gün önce medyaya Prens Selman’a ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun, “Kral olmak istiyorsan bu işi temizle” dediğinin yansımış olması da, cinayetin sorumlusu olarak akla ilk olarak Prens Selman’ı getiriyor, ona da ABD sahip çıkıyor. Bu ise ABD’nin Suudi Arabistan’ı haraca bağlamış olmasının, haracının kesilmemesi için cinayetin örtülmesi hususunda destek olduğunun ifadesi olarak görülebilir. Tüm bunlar dünyanın Suudilerin yaptığı açıklamaya inanmasını önledi. Dünya açıklamaya inanmadığı gibi bazı gazetelerin ileri sürdüğü gibi ne yazık ki, işlenen cinayet karşısında ayağa da kalkmadı.