Dünya Kadınlar Günü’nün ardından

Abone Ol

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ymüş. 1857 yılında Newyork’ta bir dokuma fabrikasında çıkan yangında çoğu kadın l29 kişi yanmıştı. 1910 yılında Kopenhag’da toplanan Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda dokuma fabrikasında kadınların diri diri yandığı, hatta bir iddiaya göre yakıldığı 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü ilan edilmiş.

Güya o gün yapılacak faaliyetlerle kadınların lehine ilerleme olacaktı. Ama beklenen ilerleme olmamış, kadın özellikle Hıristiyan ülkelerde horlanmış, şiddete maruz kalmış veya istismar edilmiş, şerefini kaybettirecek işlerde çalıştırılmıştır. Haksız isteklere olumlu cevap vermeyince öldürülmüştür bile.

12 Mart 2011 tarihli Yeni Akit gazetesinde yayınlanan “Avrupa Kadınları Lobisi”nin (TheEurepeanWomen’sLobby) verilerine göre AB ülkelerinde yılda 250 bin kadın hayat (aslında rezalet) kadını olarak çalışmaya zorlanıyor. 5 kadından biri şiddet görüyor. Federal İşçiler Bakanlığı’nın araştırmasına göre 16 yaş üzerine her dört kadından biri yılda en az bir kere şiddete maruz kalıyor. Almanya’da koca dayağı sebebiyle yılda yaklaşık 45 bin kadın çocuklarıyla birlikte -Kadın Barınma Evi- ne müracaat ediyor. İçişleri Bakanlığı’nın 2009 yılında açıklanan Eşler Arası İlişkide Şiddet araştırması Almanya’da lise ve üniversite eğitimi almış kadınların da bilinenden çok fazla şiddete maruz kaldığını gösteriyor.

İngiltere’de yapılan bir araştırma ise öldürülen her iki kadından birinin eski erkek arkadaşı olduğunu gösteriyor.

Demek oluyor ki Birleşmiş Milletler Genel Kurul’undan geçerek 30-40 yıldan beri dünya gündemine girmiş olmasına rağmen Dünya Kadınlar Günü bir etki gösterememiştir. Sayın Bahadıroğlu 13.03.2011 tarihli yazısında kadın aleyhine tam 11 Fransız atasözü kaydetmiştir ki biri birinden iğrençtir. Fransa Avrupa kültürünü temsil etmektedir. Böyle bir kıtada kadın haklarını korumak mümkün olur mu? Amerikalılar ise Avrupa’dan gidenlerin çocuklarıdır. Bir kere kadınların yakıldığı bir günü Dünya Kadınlar Günü ilan etmekle büyük bir hata yapılmıştır. Kadının lehine bir olay seçilebilirdi.

Kadın saygın bir şahsiyet (kişilik) kazanmak istiyorsa bunu şurada burada arayıp durmamalı, Kur’an’a ve İslam tarihine bakmalıdır. Orada eşine tek başına kurban kesmeyi tavsiye ederek engellenen Ömer’e de çözüm üreten ÜmmüSeleme‘yi, müminlerin annesini görecektir. Yine eşinin yanlış bir âdete göre boşamasına (zıharına) karşı direnip hakkında ayet nazil olan yani Allah’ın desteğini alan Havle hanımı bulacaktır. Yine orada eşinin kırılmasına sebep oldu diye bal yememeye yemin eden Peygamberimizle karşılaşacaktır. Hatta İnsanlık tarihi demek olan İslam tarihinde Halifeyi susturan bir kadın görecektir. Dahası! Haksız olarak eleştirilen Osmanlı Haremi’nde köle kadınlara bile üniversite ayarında eğitim verildiğini okuyacaktır ve belki de Dünya Kadınlar Günü’ne gerek yok, Müslümanların her günü kadın ve erkeğiyle “insan günü”ymüş diyecektir.

İslam karşıt cinsler arasına uygun bir mesafe koyduğu için ona uyulduğu takdirde İngiltere’de ve günümüz birçok ülkesinde olduğu gibi eski sevgililerin öldürüldüğü duyulmayacaktır.

Gelin! -selamete götüren- anlamında ki İslam’ı yaşayıp esenliğe, emniyete götüren anlamındaki iman’ın gereklerini yerine getirip istikbalimizi garantiye alalım!