Gol yapmaktan fırsat bulduğunda röportajlar veren Cumhurbaşkanımız Sayın Gül demişki: Refahyol hükumetinin en büyük hatası retorikti, yaptığı ciddi bir kanun, kararname, bir şey yoktu ortada. (Virgülüne dokunmadan Yener Süsoy röportajlarından..)
Önce retorik kelimesi üzerinde duralım. Söz söyleme biçimi, sanatı diye açıklamış röportajcı.
Söz söylemesini bilmiyorduk, söz söyleme sanatından haberimiz yoktu, mu demek istiyor Sayın Gül
Onun için mi suskun kalmıştı rakı istenen yemekli toplantılarda Konuşmasını bilmediğinden mi düşmüştü başı önüne
Kendisi de bir Refahyol bakanı olan Sayın Gülün, içinde bulunduğu hükumet ciddi bir kanun, kararname ve birşey yapamamışsa/yapmamışsa, niçin kendisi orada bulunmuş Yahut kendilerinin orada bulunmalarının etki yüzdesi ne idi, şikayetçi olduğu o ciddiyetsizlikte...
"Türkiye ve dünya gerçeklerinden uzak politika yapılamaz." Sayın Gülün kararı kesin.
Türkiye ve dünya gerçeklerinden uzak, yeni Amerikasız, İngilizsiz, İsrailsiz bir politika olmaz, kabul etmeyiz... Erbakan Hoca D-8 dedi, izin vermediler...
Sayın Gülün röportajı üzülmemiz üzerine kurgulu...
"Yürünen yolda iyi bilinmeliki, her sahanın bir gerçeği var. O zaman biz bunu bilmezdik."
Sayın Gül ve arkadaşlarının bilmediği/bilmek istemediği neler var neler... 28 Şubatı bu ülke yaşadı, birgün gerçekte neler olup bittiğini anlayacak bu ülkenin insanları.
Ben ne derim, tanburam ne çalar
Bu ülkede Cumhuriyet kurulduğu günlerde doğmuş, çocukluğunu ve gençliğini, anlatıldığında bile zor anlaşılan o yokluk-kıtlık ve harb yıllarında geçirmiş, savaş sonrası Almanyada çalışmış, bu ülkenin üniversitelerinde öğrenciler yetiştirmiş, sanayi üretimi üzerine hayalleri gerçeklere dönüştürmüş, Mecliste tek başına mücadeleler vermiş, kurduğu partileri kapatılmış, muhtıralı ve ihtilalli yıllarda yargılanmış onca iç ve dış baskıya ragmen seçim kazanarak başbakan olmuş bir Erbakan mı bilmiyordu Türkiye ve dünya gerçeklerini... Düşüncelerini açık açık söylemedi mi Karanlıkta kalan hangi işi vardı
Erbakan, kendileri gibi yönetici olmayı mı bilmiyordu Yoksa bütün mücadelesi öyle yönetici olanlarla mı idi
Sayın Gül bu sorunun cevabını iyi düşünmelidir. Bakarsınız bir röportajında karşılaşabilir böyle bir soruyla. Bu ülkenin bütün röportajcıları 28 Şubat kalemşoru değil ki. Gerçeklerin peşinde olanlar da çıkar arada.
Yine o Erbakan kabinesinden bir misal daha vererek daha iyi anlaştıralım Erbakanın tek başınalığını... Zira sırada Karadayı meselesi de var...
SERÇENİN GÖNLÜNDEN ŞAHİNLİK GEÇER
Demirelin 9. Senfoni dinleyip, salonları "İşte Çağdaş Türkiye!" diye inlettiği o ünlü şarapçılar toplantısında, hakeratamiz sloganlara muhatap olduğu halde sesi, soluğu çıkmayan bir Refahyol bakanı vardı yanında.
Kimseye bırakmak istemediği "gençlik liderliği"ne salona, ne de kendisini atayan Demirele itiraz gücü olmamıştı.
Bugünlerde "Ayasofyada ilk namazı kılan yiğit" röportajları dolaştırılırken gazetelerde, bir bakan arkadaşının anlattıkları da kayda geçmiş anı kitaplarında.
"Haydi, dedim. Kültür Bakanısın. Ne yapacaksan yap, Ayasofya için..."
Söylediklerini başka duyan yok nasıl olsa. Şimdi sırası değil, boşver, gibi kelimeler döküldü ağzından, diyor, anlatıcı bakan arkadaşı.
Yani, Türkiye ve dünya gerçeklerini onlar biliyorlar; Ecevitle Demirelle hükumetler kurup ülkeden yasaklar kaldıran, okullar ve fabrikalar açan Erbakan bilmiyor.
İşte şimdi biz, yani bu ülkenin insanları, Refahyolun hatalarını iyi bilenler tarafından yönetiliyoruz.
Bunu iyi biliyoruz!
28 Şubatın GKB Karadayı Meclis Komisyonuna demişki: Darbeler kötüdür. 28 Şubat darbe değildir. Demokrasiye her türlü müdahaleye karşıyım.
Başka neler demiş sayın Karadayı 28 Şubata postmodern darbe diyenler dangalaktır. Demokrasiye balans ayarı yaptık, diyenler boşboğazdır.
Aynen bunları da demiş Karadayı.
Yani ..
Refahyol ya da Erbakan hatalıydı, diyenler yanlış biliyorlar, yanlış söylüyorlar, demenin delilleri değil mi bu ifadeler.
O günlerde, dangalak ve boşboğaz diye tanımlananlara neden bir itiraz, bir hesap sorma fiilinde bulunmadığı Karadayıya sorulmalı elbette. Ama Karadayıdan başka itiraz etme ve onları yasalar içine çekme hakkı olanlar yok mu idi Mesela Refahyol kabinesinde Yoksa sayın Gül, hatalıydık derken bunu yapamadıklarını mı anlatmak istiyordu "Tanklarımız Sincanda arıza yapmıştı" diyor sorumlu Komutan.
Arıza tanklarda mı idi Yoksa ey dünya gerçeği, gel beni bul, diye düşünenlerde mi idi
Gider tenhalarda kahraman olur
Meclis komisyonuna ifade veren T.Özalın gözlerinden Güneş Tanerin söyledikleri ile noktalayalım anlatmak istediklerimizin bir kısmını...
"İMFden gelen 40 milyar dolar yok oldu, gitti. Kemal Dervişe ve hanımım dediği o kadına sorun."
Yani...
Kemal Derviş ve karısı, birer dünya gerçeğidir. Biz dünya gerçeğini (!) sorgulamaz, aynen Kabul ederiz. Bakan filan oluruz icabında..
Ah o dünya gerçekleri ah!
Yavrum Mesut ve the şapgalı baba
Göl vardı da maya çalmadık mı
- Yavrum Mesut nerelerdesin Binaenaleyh bu gürültü ne Sesin fevkalade değişmiş, tonajı artmış..
- Sana eşeğini getiriyorum the Şapgalı baba. Çok inatçı bir eşek yahu.
- Sen mi geliyorsun yavrum Mesut Binaenaleyh koskotas inatçılığı var sende, fevkalade bilirim.
- Eşeğini getiriyorum the Şapgalı baba. Senin eşek yahu.
- Benim senden başka kimim var yavrum Mesut Eşikte durma, binaenaleyh haydi gel. Sesinin fevkalade kalınlaştığını söylemiş mi idim
- Senin bir de eşeğin var the Şapgalı baba. Sana göndermişler yahu.
- Ne Eşek mi Binaenaleyh ne eşeği, kimin eşeği
- Sana göndermişler the Şapgalı baba.
- Senin burada olduğunu bilmiyorlar mı yavrum Mesut Binaenaleyh kim göndermiş, niçin göndermiş, ne zaman göndermiş
- Göle maya çalma mevsimi geldiği için göndermişler the Şapgalı baba. Gel, hayi bin yahu.
- Nasreddin Hoca izne mi çıkmış Binaenaleyh ben beyaz beyaz atlara bindim, fevkalade tanklara bindim...
- Artık eşekle idare edeceksin yahu.
- Ben seninle de idare etmiştim yavrum Mesut. Binaenaleyh hiç şikayetçi olmadım. Kendim için istiyorsam namerdim.
- Göle maya çalmak için istiyorsun değil mi the Şapgalı baba. Ya tutarsa yahu.
- Ben de seni bir tutarsam yavrum Mesut. Binaenaleyh sen nerdesin, eşek nerde, turp nerde Fevkalade karıştırdım yine..
- Turpun büyüğü heybede the Şapgalı baba. Yanında da taşıma faturası var yahu
- Ne taşıması yavrum Mesut Binaenaleyh eşek mi bizi taşıyacak, biz mi eşeği taşıyacağız Maliye Bakanlığı fevkalade çalışıyor!..
- Eşeği taksi ile göndermişler the Şapgalı baba. Taksimetre 500 lira yazmış yahu.
- Senin bindiğin taksinin metresi kaç lira yazdı yavrum Mesut Binaenaleyh senin faturanın maliyeti ne
- Ben şoför mahallinde 100 liraya geldim the Şapgalı baba.
- Senden 100 lira alıyorlarsa, neden eşekten 500 lira alıyorlar Binaenaleyh göle varmadık, maya çalmadık. Ocağıma incir mi dikecekler Gökkubbeyi başlarına yıkarım.
- Önce göl bir maya tutsun the Şapgalı baba. Haydi çalalım yahu.
- Alışkanlıklarına beni ortak etme yavrum Mesut. Binaenaleyh her göl maya tutmaz. Nasreddin Hocanın gitmediği göllere fevkalade gitmeliyiz. Silivrihisar ne yana düşer yavrum Mesut.
- Sen Silivriye gitmek istiyorsun the Şapgalı baba. Eşeğin yularını çek yahu.
- Ben senin nazını, Viyanadaki pozunu çok çektim yavrum Mesut. Binaenaleyh eşeğin yuları vardı da çekmedik mi
- Beni bırak the Şapgalı baba Eşeği tut. Biz bu eşeği sokakta bulmadık yahu.
- Sokakta sen vardın, seni bulduk yavrum Mesut. Binaenaleyh göllerin mayası tutsun, senin mayanla fevkalade ilgilenmezsem nağmerdim.
Tarihte mizah
Bir göz hekimi
On beşinci yüzyılın başlıca divan şairlerinden biri olan Şeyhi, "Hekim Sinan" adı ile de anılırdı; çünkü zamanının imkanları ölçüsünde, Tıb öğrenimi görmüştü ve özellikle göz hekimliği ile uğraşırdı. Şeyhinin divanından, bir iki diğer eserinden başka bir de Harname=Eşek Hikayesi adlı manzum hicviyesi vardır. Harname, eski Türk edebiyatının, bu alanda ilk örneği kabul edilmektedir.
Bursada uzunca bir süre bulunduktan sonra, önemlice bir servet edinip, yurdu olan Kütahyaya dönerken; düşmanları yoluna haydutlar çıkartmışlar, zavallı şairin nesi var nesi yok elinden aldırtmışlardı. Beş parasız kalan Şeyhi, acılarını dindirmek için olacak, Harnameyi yazarak hem düşmanlarından hem de kendi kötü talihinden öc almak istemişti.
"Bir eşek var idi zaif ü nizar
Yük elinden katı şikeste vü zar
Gah odunda vü gah suda idi
Dün ü gün kahr ile kısuda idi
O çeker idi yükler ağır
Ki teninde tü komamıştı yağır
Dudağı sarkmış u düşmüş enek
Yorulu arkasına konsa sinek
Kargalar derneği kulağında
Sineğin seyri gözü yağında
Arkasından alınca palanı
Sanki it artuğıydı kalanı"
Beyitleri harnamenin ilk beyitleridir. Şeyhinin hekimlikteki ünü Çelebi Sultan Mehmedin, bütün öteki hekimlerin tedaviden aciz kaldıkları bir hastalığını belki de tesadüfen geçirmesiyle yayılmıştı. Ona bu olaydan sonra Tabib-i Has=Padişah Hekimliği ünvanı verilmişti. O zaman, doktorların şimdiki muayenehaneleri yoktu. Onlar da, diğer esnaf benzeri, çarşıda bir dükkan açarlar, hem hastalarını mauyene ederler, hem onlara gerekl ilaçları satarlardı. Bursa çarşısında Şeyhinin de böyle bir dükkanı vardı. Çelebi Sultan Mehmed öldükten sonra, şair bu dükkanı açmış, hayatını kazanmaya başlamıştı.
Şeyhi, göz hekimi olarak ün salmıştı, ama, işin kötüsü, kendi gözleri pek berbattı. Akar, kanlanır, herhangi bir şeyi burnuna kadar sokmadıkça, imkanı yok, ne olduğunu seçemezdi.
Bir gün dükkanına, gözlerinden şikayetçi biri gelmişti. Muayene oldu, ilacı hazırlattı. İlacı alıp parasını vereceği sırada bir de baktı ki, hekimin gözleri kendisinkilere gore daha perme perişan bir durumda. Bunun üzerine cebinden ilaç parası kadar bir para daha çıkarıp Şeyhiye uzattı:
- Alınız bunu; dedi. Biri benim ilacın parası; öteki ile de kendinize bir ilaç yaparsınız. Görüyorum ki siz de en az benim kadar göz tedavisine muhtaçsınız.
Şeyhi, adamın bu sözünü ömrünce unutmamıştı; zaman zaman bu olayı hatırladıkça güler, çevresindekilere:
- Adam yine de pek kibarmış; derdi. Ya (Efendi, sen bu gözlerle mi göz hekimliği yapıyorsun Kelin merhemi olsaydı kendi başına sürerdi.) deseydi ne yapardım
Ayarcıbaşı mısın
Samsunda TOKİ konutlarında yaşanan sel felaketi 10 canımızı aldı götürdü.
Acı üstünden söz söylemek zor.
Suç kimdenin ötesinde bir soru takılıyor kalemimize.
Sayın Bakan, TOKİden sorumlu sayın Bakan, yerel/mahalli ince ayarcılığa fazla kaptırmasaydı kendini...
Kendi önemli olmayanın
Transfer çalışmalarını hızlandırırken AKP cephesi, Dalan örneği aynen canlandı gözümüzde.
Adı demokrat olan bir parti kurmuştu Dalan. Bizim gazetenin tesislerinde Doğu Karadeniz bölgesi için bir gazete hazırlayan Giresun il başkanına, Dalana neden güveniyorsunuz diye sormuştum.
Dalan bize söz verdi, diyen garip, bastırdığı gazetelerle Giresuna varmadan daha, Dalan istifa etmiş, partisini kapatmış, soluğu Demirelin yanında almıştı.
Dedemin küpeleri
Dedem rahmetli, bizlere derdi;
"Keskin sirkeyi koymayın küpe"
Bak öfke günün en büyük derdi,
Dedemin sözü, kulağa küpe!..
Doktor yasak
Azgın köpeklerle dolu ortalık,
Taşlarsa ya yere bağlı ya saklı,
Kol gezer bu kadar salgın hastalık
İlaçlar kilitli, doktor yasaklı...
Ekrem Şama