Borçlar, istihdam, işsizlik, sosyal güvenlik sorunları başta olmak üzere, temel meselelerde ülkemizin içinde bulunduğu durum, az veya çok bizzat yaşıyor olmak üzere herkesin malumu. Problemleri birlikte yaşıyoruz. Devlet veya yönetimdeki hükümet/ler bu sorunları olabildiğince çözüme kavuşturmakla mükellef bulunuyor. Çare ve çözümleri üretip uygulayabilmek için önce bilgi sahibi olmak gerekiyor. Sadece bilgi de yetmez. Bilgiyi uygulamak üzere plan ve projeler üretmek, sonra o projeleri uygulayacak irade ve güç sahibi olmak gerekmektedir. Kısaca; iktidar olmanın yanında, çok yönlü olarak muktedir olmak elzemdir.
Meseleye sosyal güvenlik açısından bakıldığında, devlet düzeni yaşlanan muhtaç kimseleri, zamanında sigortalı olmadı veya olamadılar diye sokağa atmamalı, onlara az veya çok emekli maaşı bağlamalı, onların asgariden her türlü sorunları ile birlikte özellikle sağlık sorunları ile ilgilenmelidir.
Bu konuyu şunun için hatırlatıyorum. Geçtiğimiz günlerde ağır kış şartlarında ülkemiz karla kaplandığında birkaç yaşlımız donarak öldü. Büyük şehirlerimizde sokaklarda yaşamak zorunda olan kimi vatandaşlarımız toplanarak kapalı alanlarda koruma altına alındı. Bu insanlarla ilgili sorumluluk hepimizin omuzlarındadır, ilgilenmek zorundayız. İlgilenmezsek, vebal altındayız.
Peki, bu ilgilenmenin şekli nasıl olacaktır
Devlet düzeni öyle olmalıdır ki, kendi yakını ve akrabası olsa bile, yaşlıya bakanlara maaş bağlanmalıdır. Bakıma ve ilgiye muhtaç her yaştaki insanlar sokaklara, oraya buraya, hattâ huzurevlerine bile terk edilmemelidir. Her insana en iyi şekilde yine kendi yakınları ve akrabaları bakar. Yeter ki bu yakınlara gerekli olan maddî ve manevî destek verilsin.
Sistem gayet basittir: İnsan üretici olduğu zaman üretmekte ve geçinmekte, üretici olamadığı zaman malları tevkif edilmekte, seçtiği yakınına gitmekte ve o yakınına maaş bağlanmaktadır. Yalnız yaşlandığı zaman değil, her zaman durum böyledir. Hastalandığı veya çalışamadığı zaman da çalışma kredisi kesilmekte, onun yerine yaşlılık maaşı bağlanmaktadır.
Burada bu vesileyle bir hususu özellikle belirtmekte yarar vardır. Allah kâinatı nasıl idare ediyorsa, biz de topluluğumuzu ona benzer şekilde yönetmeliyiz. Nasıl Allah ın elçisi varsa, her topluluğun da başkanı vardır, olmalıdır. Nasıl Allah ın memurları varsa, topluluğun da görevlileri vardır, olmalıdır. Bu sebepledir ki biz kâinatın nasıl yaratıldığını, nasıl çalıştığını ve nasıl yönetildiğini öğrenmek zorundayız. Bir de âhirette olacaklar ile dünyada olanlar arasında vasıf farkı vardır. O halde âhiret hakkında Kur an da verilen bilgilere bakarak biz de dünyamızı ve dünya düzenimizi, bizi en sorunsuz şekilde oraya yani âhirete götürecek şekilde düzenlemeliyiz. Allah insanı başıboş olarak bırakmadığı gibi, kişiler de devlet tarafından başıboş bırakılmamalıdır. Demek istediğim odur ki, bütün bunlar bir araya gelmeli ve ona göre "Adil Dünya Düzeni" oluşmalıdır.
Doğan çocuk bakılmalı ve büyütülmelidir. Çocuk hasta olduğu zaman tedavi edilmelidir. İnsan yaşlandığı zaman bakılmalıdır. İşsiz kaldığı zaman aç bırakılmamalıdır. Yani devlet yaşayan bütün insanların her şeylerinden sorumludur. Bunun için Kur an da önerilen müesseseler kurulmalıdır. Anne babanın yani ailenin gücü yetmediği zaman devlet insanın imdadına koşmalıdır.
İnsan aç bırakılmadığı gibi işsiz de bırakılmamalıdır. Çalışmak isteyen herkes mutlaka iş ve pazar bulabilmelidir. Bunun için getirilen müessese basittir. Allah kâğıt para olarak büyük bir nimet vermiş, insana bunu öğretmiştir. Çalışana çalışma kredisi verilecek, istediğin işverenin yanında çalış, yevmiyeni gel hafta sonunda benden al denilecek. Böylece işsiz kimse kalmayacak. İşverene diyecek ki, ham maddeyi al, parasını ben ödeyeyim. Böylece sermaye sıkıntısı kalkacak. Ürettiğin malı sattığın zaman bana parayı öde diyecek. Böylece mal stoklanırsa para da stoklanmış olur. Enflasyon olmaz.
Evlilik çağına gelen kimseler evlenebilmelidir. Topluluk onlara ev, ev eşyası ve mobilya vermelidir. Parasını öderlerse o ev çocuklarına kalmalıdır. Yoksa, dünyaya geldikleri için ve insan oldukları için yaşama ve barınma hakları vardır, o haklarından dolayı orada oturmuş olurlar. İnsanlarda çocuklarına mal bırakma arzusu olduğu için çoğu çalışır ve öderler.
İnsanların bedeni ihtiyaçları yanında sosyal ihtiyaçları vardır. İlmî, dinî, meslekî ve siyasî dayanışma oraklıkları kurulmalıdır. Bunlar çoklu olmalıdır. Kişiler bunlar arasında hoşlarına giden yerlere katılmalıdır. Genel hizmetler yapılmalıdır.