Hazreti Peygamber bir hadisinde, "Dünya ile benim ne alâkam var. Ben, dünyada bir ağaç altında gölgelenip de bırakıp giden bir yolcu gibiyim." buyurmaktadır. Elbette dünya üzerinde yaşadığımız ve ahiret azığımızı biriktirdiğimiz bir güzargahdır. Dolayısıyla dünyayı sürekli kalacağımız bir mekan olarak görmeyip, nefes aldığımız sürece hayırlı işlerle meşgul olabileceğimizi bilmeliyiz.

İbni Ömer‘in rivayet ettiği hadis şöyledir. "Dünyada garip gibi yaşa, veya bir yolcu gibi ol" Kendini ölmeden önce kabir ehlinden say".

Bilinmelidir ki, her insan bir yolcudur. Ruhlar âleminden başlayan yolculuğu, anne karnına, dünyaya, çocukluk dönemine, gençlik çağına, yaşlılık hengamına, kabir ve derken cennet veya cehenneme kadar devam eden bir yolculuktur. Ama acaba insan, bu yolculuğunun ne derece farkındadır? İnsan kendini kabir ehlinden saymadıktan sonra, yani eskilerin; "Ölmeden evvel ölünüz" diye anlatmaya çalıştıkları husûsu, fiil ve yaşantıya dökmedikten sonra, şeytanın hile ve desiselerinden bütünüyle korunması, kurtulması mümkün değildir. Evet, insan nefsaniyet, cismaniyet itibariyle ölmelidir ki, vicdan ve ruh itibariyle dirilmiş olsun. Zaten her şeyi cesede bağlayanlar, cesedlerinin altında kalıp ezilmiş olan zavallılar değil midir?

Dünya malı bizi alda

Muhabir: Haber Merkezi