Kaynaklarımıza baktığımızda; İstanbul, Konya, Bursa ve Edirne şehirlerimizi incelediğimizde dikkatimizi çeken güzelliklerin varlığına şahit oluyoruz. Tespitimiz şudur:
Daha önceleri memleketimizde her sokakta, hemen hemen her köşede bir cami, bir tekke, bir hazire, bir çeşme vardı. Bunlarla din gündelik hayatın merkezinde idi. Toplumda fertler, ölümü hayatın tamamına yayarak yaşıyorlardı. Yaşadıkları toplumda Müslümanlar ne ölümden ne de ölüden korkacak bir handikap içinde değillerdi. Ölümün korkulacak bir şey olmadığının şuuru içinde yaşıyorlardı. Köşe başlarından dönerken mezarlıkların Fatiha okunacak birer durak olduğu şuurunda hareket ediyorlardı.
Umumi mezarlıklar keşfedilince mahalle aralarına cenaze gömüleri yasaklandı. Bu yasaklama ile ölüm de cemiyetten uzaklaştırılmış oldu. Günümüzde ölüm unutulmaya çalışılıyor. Oysa ölüm yokmuş gibi yaşamak, hayatın gerçeklerine aykırıdır. İnsan ölümü hayatın dışına iterse öyle bir noktaya gelir ki, din evde seccademin üstüne, dışarıda cami duvarları arasına hapsedilmiş biraz sonra da tamamen ondan uzaklaşılmış olunur. Bundan dolayı dini gündelik hayatın dışına çıkarmak herkesin kıyameti olur.
Toplumun nabzını ellerinde tutanlar ellerindeki medya, mafya ve eğitim imkânlarıyla ölümü unutturmaya çalışıyorlar. Bunu asla beceremezler. Çünkü ölüm kendini daima hatırlatır. Cenaze görmediğimiz gün var mı Bulunduğumuz mekânlarda görmesek seyrettiğimiz haber programlarında cenaze seremonilerine şahit oluyoruz. Demek ki, ölüm daima bizlere kendisini hatırlatıyor. Bir gün biz de başkalarına ölümün kaçınılmakla kurtulunacak bir vaziyet olmadığını tabutun içinden telkin edeceğiz. Bizi görenler daha önce bizim gibi kendilerini bizim yerimize koymayacaklarını bilsek bile bu döngü onlarla da devam edecek.
Merhum Muhammed Hamdi Yazır, hâl-i hayatında demiştir ki:
“Fani dünyada baki kalmanın çaresi yoktur. Allah (c.c.) her an hepimize:
“Bana gel” diyor/çağırıyor. İnsan, sesi duymak istemiyor. Fakat akıbete teslim olmaktan başka çare var mı
Hâlbuki insan sevmediğine teslim olmakla sevdiğine teslim olmak arasında fark vardır. İnsan için Hakk’ı sevmek ve O’na teslim olmak kadar saadet yoktur. Hakk’a teslim olmak zevkini almayanlar hayallerine mahkûmdurlar. Tahkiki bilmeyen taklide zebun olur.
– Allah (c.c.)’yü tanımayan dünyaya sarılır.
– Dünyayı bilmeyen hülyaya sarılır, hakikate darılır.
– Yiğidi görmeyen ismine bayılır.
– Dilberi görmeyen resmine bayılır.
– Önünü görmeyen sonunda ayılır.
– Kitabı görmeyen hesapta ayılır.
– Kur’an-ı Kerim’i anlamayan tercümesine dolanır. Bundan dolayı memleketimizde bu iş çoğalmaya başladı.”
Akıl edebiliyor musunuz
Her nefes alış-verişimizde 10 insan dünyadan göçüyor.
Her gece 75 bin insan ölüyor.
Her gün dünyada 250 bin kişi ölüyor. Kimse ölümü durduramıyor. Ölmemenin çaresi yok.
Bazen yayın organlarında ölüm haberi verilirken:
“Ebedi istirahatgâhına tevdi edilecektir/edilmiştir” şeklinde ilan yapılıyor.
Bu yanlış bir anlatımdır.
Ebedi demek sonsuz demektir.
İnancımıza göre insanlar mezarda muvakkat kalacaklardır. Mezar, mü’min için istirahatgah olur. Mücrimler, kâfirler, katiller için hiç istirahatgâh olabilir mi Mezar, insanın babasının çiftliği mi ki istirahatgâh olsun.
Kimse mezarın dehşetini gizlemeye kalkmasın. Azab-ı ilahi çarpar.
Din gündelik hayatın merkezinde olursa insan şaşırmaz. Ahiretten de gafil olmaz. Hidayetten de kopmaz.