Dün doğru idiyse bugün de doğru!..

Abone Ol

Cumhurbaşkanının rektör atamalarının yürürlüğe girmesi ile birlikte bildik bir tartışma yeniden gündeme geldi. Belki sadece tartışmanın tarafları değişmiş oldu. Yani dün Sezeri destekleyenler bugün Gülü eleştiriyor, dün Sezerin atamalarını eleştirenler bugün Gülü alkışlıyor.

Bilindiği gibi rektörlerin nasıl belirleneceğine dair yasal ve anayasal düzenleme var ve yıllardan beri bu düzenlemeye göre rektörler atanıyor.. Rektör belirlemede ilk aşama üniversitelerde yapılan seçimler oluyor.. Bu seçimlere katılanların aldıkları oylara göre listeler Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK)e gönderiliyor.. YÖK gelen listeye göre bir değerlendirme yapıyor. Daha doğrusu gelen liste içinden üç rektör adayını belirliyor ve hazırladığı listeyi KÖŞKe gönderiyor.. Son değerlendirmeyi de Cumhurbaşkanı yapıyor ve gelen üçer kişilik aday listesi içinden birisini Rektör olarak atıyor. Bu husus yıllardan beri aynen böyle devam ediyor.

Bu usulün yanlış olduğunu savunmak mümkündür.. Yani her üniversite kendi rektörünü kendisi belirlesin, bunun dışında ne YÖK ne de KÖŞKdevreye girmesin diyen olabilir. Buna karşı itiraz da mümkündür. Eğer her üniversite bir seçimle kendi rektörünü belirleyecekse YÖKün fonksiyonu ne olacak, denebilir Hatta, devleti temsil makamında bulunan Cumhurbaşkanının yetkilerinin tırpanlanması anlamına gelebileceği iddiası da doğrudur. Ancak, bunlar mevcut anayasa ve yasalar çerçevesinde Cumhurbaşkanı tarafından atanmasının eleştirilmesi, daha doğrusu Cumhurbaşkanının tercihleri hususunda birtakım eleştiriler getirilmesi doğru değildir. Bu tür tartışmaların doğru kabul edilebilmesi için geçmişte de benzer bir uygulama devam ederken bugün eleştiri oklarını Cumhurbaşkanına yöneltenlerin o gün de bunun yanlışlığını ileri sürmeleri gerekirdi. Bu bakımdan eğer Cumhurbaşkanı Gülün rektör atamalarında bir yanlışlık ve haksızlık var ise bunun yolu Cumhurbaşkanını yerden yere vurmak değil, mevcut anayasal ve yasal düzenlemenin yanlışlığını belirterek bunun değiştirilmesi için yeni düzenlemeye gidilmesini istemek gerekir.

Aksi halde mevcut düzenleme benim siyasi ve ideolojik yaklaşımıma hizmet ettiği sürece iyidir ama buna hizmet etmezse kötüdür yaklaşımı ile bu ülkeye hizmet etmek mümkün olmaz.

Demek istediğim o ki, elbette hepimizin siyasi ve ideolojik bir yaklaşımı ve benimsemesi söz konusu. Bunun için de hepimizin tüm gelişmelerin bir siyasi ve ideolojik yaklaşımımıza göre seyretmesini istemenin yadırganacak bir yanı yok.. Ancak, adaleti elden bırakırsak ne kendi ideolojik yaklaşımımıza hizmet etmiş oluruz ne de ülkemize..

Sadece rektör atamalarında değil, hemen tüm alanlarda benzer çelişkiyi yaşıyoruz.. Söz gelimi önceki Cumhurbaşkanı Sezerin rektör atamalarındaki uygulamasını düşündüğünde Gülün ondan farklı davranmadığı görülür.. Nasıl rektörlerin belirlenmesinde Sezerin siyasi ve ideolojik yaklaşımı belirleyici olmuşsa, rektörleri belirlerken Gülün siyasi yaklaşımı mutlaka etkili olmuştur. Ancak, hemen belirtelim ki, Gül rektör adaylarını belirlerken siyasi yaklaşımı ne kadar etkili olmuşsa da Sezerden çok daha tarafsız davrandığı ve adil olmaya çalıştığı da kesin.

Bu bakımdan bugün rektör atamaları hususunda Gülü eleştirenler geçmişte rektör seçimleri ve atamaları, YÖK ile ilgili düzenlemeler yaplırken bu düzenlemelere destek verip vermediklerini bir düşünmeleri gerekir. Özellikle de bazı kurumların mevcut statülerinin darbe dönemlerinde anayasal ve yasal bir düzenlemeye kavuşturulduğu ve bu ülkede hangi çevrelerin darbelere ve darbecilere destek vererek onlarla işbirliği içinde oldukları düşünülürse, bugün Gülü eleştirenlerin o çevrelerden olduğu açıkça görülür.

Demek ki, bu ülkede bazı çevreler ne kadar düşünürlerse düşünsünler ne türlü planlar yaparlarsa yapsından işler hep onların istediği gibi gelişmiyor, zaman gelip tersine dönebiliyor.. Olay bundan ibarettir. Halbuki geçmişte sadece kendi iktidarlarını sağlama alma düşüncesinden hareket etmeyip adalet esas alınarak bir düzenleme yapılmış olsaydı ne dün Sezer canının istediğini rektör yapabilirdi ne de bugün Gül.. İşin özünü bir kenara bırakın detaylarla uğraşmak ülkeye birşey kazandırmıyor.