Dostun hatırı mı Mevla’nın hatırı mı?

Abone Ol

Hatır işleri geçmişten günümüze her zaman muteber olmuş işlerdendir. İnsan sevdiklerinin ya da etkili/yetkili insanların hatırına olmadık işlere katlanır. Karşılıklı olursa bu hatır işleri pek makbuldür aslında. Bu uğurda nice zorluğa göğüs gerildiği gibi bazen olmadık işleri pek sevmese de yapar insan.

Hatır, Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde “1. Düşünme, akılda tutma, hafıza, zihin, akıl, yâd. 2. Gönül, kalp 3. Birine karşı duyulan saygı, sevgi 4. Durum, keyif, hâl” şeklinde tanımlanmaktadır.

Hatır insanın farkında olmasa da dikkate aldığı bir duygudur aslında. İçinde eylem barındırır, sevgi ve saygı içerir aynı zamanda. Aradan yıllar geçse de unutulmayacak anılarımız vardır sevdiklerimizle. Mevlana’nın da dediği gibi “Bir tatlı ömür gibi gitmeye niyetlendin, Ayrılık atına eyer vurdun inadına. Ama bizi unutma, hatırla ama.”

İnsanın hatırlı dostları, çevresi olmalı der eskiler. Zira bir rica pek çok kapıyı açtırıverir insana. Tabi tam tersi de geçerlidir her zaman bizler için. Dostun hatırı önemlidir her insan için. Zira dostluk bambaşka duygulara ulaştırır insanı. Ve dostluklar giderek zayıflayan beşeri münasebetlerden dolayı ayrı bir güzellik barındırır kendi içerisinde. Kolay kurulmaz dostluklar. Ayrıca bir insanın dostunuz olabilmesi için epeyce bir zamanın geçmesi gerekir. Yani hem zahmetli hem de uzun süreli bir ilişki yumağıdır dostluklar.

Dostluğun üzerine bir de kan bağı eklendi mi iş biraz daha karmaşıklaşır. Mamafih hem dostluk hem de kan bağı önemli iki mefhumdur. Ve bu iki mefhum ayrı ayrı bir değer ifade eder insanın zihninde ve gönlünde. İş öyle bir raddeye varır ki akan sular durur bir anda. Bazen de dostun hatırı temel insani değerlerle çatışır. Sizden ahlaki olmayan bir şey yapmanızı isteyebilir dostunuz ya da size doğru gelmez yapılması istenilen şey. İşte burada başlar insanın tercihindeki ince ayrıntı. Yani dostun hatırı mı yoksa Mevla’nın hatırı mı önce gelir. Ya da sizin doğrunuz mu öncelikli dostunuzun ki mi? İnsan işte tam da bu esnada kararsız kalır nice zaman. Bir tarafta kendisini yoktan var eden, hayat bahşeden Âlemlerin Rabbi diğer tarafta dostu, arkadaşı, akrabası, etkili/yetkili biri… İnsanın ilk aklına gelen şey elbette ki Rabbinin hatırını diğer tüm beşeri hatırların üzerinde tutmaktır değil mi? Ama böyle olmuyor işte! Kişi vicdanı ile nefsi arasında sıkışıveriyor. İnsan kimi zaman bir teşekkür için, kimi zaman çevresine mahcup olmamak için kimi zaman da sevdiği insanı incitmemek için ikinci şıkkın hatırını birinci şıkka tercih ediveriyor. 

Ömür denilen şey inişli çıkışlı bir seyrüseferdir. Kimi zaman kolaylıklar denizinde yüzer insan kimi zaman da zorlukların girdabına kaptırır kendini. Aslında her yaşanan an imtihanın bir parçasıdır. İmtihan zor olsa da önümüzde yaşanmış asil örnekler olduğundan yapmamız gereken fazla da zor sayılmaz aslında! Nedense insan hep zorluklarla boğuşmayı seçer de kolay olanı, yaratılıştan geleni seçmede tereddüt eder. İnsan cennette yaşamak üzere yaratıldığından her zaman kolaylıklar içeren tercihte bulunmayı sever. Zora, zorlamaya pek alışık değildir bünyesi. Ruhu daralır, içi kararır insanın zorlandığı zamanlarda. Sabretmek hele uzun süreli sabır işleri her nefse ağır gelir. Beklemez insan sabırsızdır. Bu yüzden Mevla Teâlâ “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara suresi ayet: 155) diye uyarır kullarını. Akıllı kul bu ayette geçen uyarıyı dikkate alır ve korkunun, açlığın geçici ve imtihanın mal ve evlatla olduğunu fark eder elbette. Fakat insan çok akıllı olduğunu zannedip aslında en akılsız davranan yaratıktır ne yazık ki! Allah (c.c.) biz aciz kullarını; “Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz.” (Nahl suresi ayet: 96) diyerek uyarmaya devam eder. Ayetin ilk kısmı çok ilginçtir “Sizin yanınızdakiler tükenir”. İnsan bu hayatın son bulacağını bilse de yine de hiç ölmeyecekmiş gibi çalışır, didinir, biriktirir, gayret eder… Oysa doğduğu andan itibaren kendisine biçilen bir süre ve sayılı nefes vardır. Bunu da bilir bilmesine ama hep bilmezden gelir. Zanneder ki zihninde ne kadar az yer kaplarsa ölüm ve ötesi o kadar huzurlu, mutlu olacak! Fakat heyhat ki işlerini bitirmeden, sevdiklerine doyamadan, malını yiyemeden ecel gelir kendisini bulur da gözü açık gidiverir dünyadan.

Biz Mevla Teâlâ’nın hatırını dostun hatırından önce tutmaya ihtimam gösterelim. Musibetlere sabredelim, Allah (c.c.) anıldığında kalbimiz titresin, dinin direği olan namazı “dosdoğru” kılmaya özen gösterelim ve bize verilen maldan az çok demeden Allah (c.c.) rızası için tasadduk edelim. Bu şekilde davranırsak “Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musibetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir.” (Hac suresi ayet: 35) şeklinde tarif edilen özeliklere bürünür ve işte o zaman asıl sırra mazhar olup hatır gönül işlerinin manasını kavrayabiliriz…

Selam ve dua ile…

Minik bir tebessüm

Muska mı yazayım?

Yaşı bir hayli geçkin olan bir kadın sırası gelince zar zor doktorun odasına girer. Muayene olduktan sonra başlar anlatmaya:

Doktor oğlum bana hap yazma midem bulanıyor. Şurup yazma içemiyorum. İğne de yazma korkuyorum. Serum da verme istemiyorum…

Yaşlı kadının konuşmasını sabırla ve gülümseyerek dinleyen doktor:

Teyzeciğim ne istiyorsun sen onu söyle. Ne yapayım, sana muska mı yazayım?

İlgilisine notlar:

“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” Atasözü

“Adam adamdan korkmaz hatır sayar.” Atasözü