Dostluk bağlarımı hiç koparmadım

Abone Ol

Ege Denizi’ne bakan ilçelerimizden birinde yaşayan gençler, konferans vermem için telefonla davet ettiklerinde ücret olarak, o ilçeye bağlı filan köyde asker arkadaşım olduğunu, onu bulmaları gerektiğini ve konferans salonun bulunmasını sağlamlarını istedim.

Gençler, hemen köye gitmişler, sormuşlar, İzmir’e gittiğini ve bir daha dönmediğinin, adresini bilen birinin olmadığını söylemişler.

Haberi bana bildirdiklerinde, “İzmir’de arayın ve bulun, ondan sonra günü kararlaştıralım” dedim. İzmir’in o takoz büyüklüğündeki telefon rehberinden 1947 doğumlu filan isimli herkese telefon ederek bulmuşlar ve geleceği sözünü de aldıktan sonra bana haber verdiler.

Günümüzü kararlaştırdık, konferans öncesi kucaklaştık, Pazar günü hep beraber piknik bile yaptık. Cuma namazını bile kılmayan bu arkadaşım, o görüşmeden sonra bir sene boyu her Cuma günü namazdan sonra telefon ederek, “Cuma namazımı filan camide kıldım” raporu vererek hem beni sevindirdi hem kulaktan hem gönülden uzak kalmamayı sağladı.

İlkokul öğretmenlerime hiç değilse Öğretmenler Günü’nde selam ve saygılarımı sundum. Bütün okul hayatı boyunca dost edindiğim arkadaşların hepsiyle temasımı kesmedim.

Kırk dokuz yıl önce 1969’da Hakkâri’de tanıştığım asker arkadaşımı bu Cumartesi günü konferans için gittiğim büyük şehrimizde otele çağırıp uzun süre hasret giderdik.

Otelin lobisine davet ettiğim kırk yıllık arkadaşlarımı birbirine tanıtırken, “Bu kırk yıldır tanıdığım, çiçeği burnunda yeni emekli büyük şehir başsavcısı filan, dedikten sonra bu da 38 yıldır tanıdığım eski komünistlerden, 12 Eylül mahkûmlarından, şimdilerde bütün gücünü İslam’ı anlamaya, yaşamaya ve anlatmaya çalışan filan” dedikten sonra oturduk ve daha geniş tanışmalarını sağladım.

İstanbul’un güzel salonlarından birinde yapılan düğüne davet edildim ve gittim.

Üniversite yıllarında sohbete katılanlardan birinin düğünüydü.

Öğretim üyesi, milletvekili, bakan, bürokrat ve işadamı olanların hepsini gördüm de bunların hepsini birbiriyle tanıştıran, kaynaştıran, imkânlar sağlayan adamı göremeyince bir kaçına nedenini sordum, geçiştirici cevaplar aldım.

O düşmüştü. En yakınlarının bile tanımazdan geldiği biri haline gelmişti. Düğün bitince hanıma, “Doğru o düşenin evine gidiyoruz” dedim ve gittik. “Düğünden mi geliyorsunuz hocam” dedi. “Evet” dedim ve o konuya girmeden geçmişin güzel yanlarını, o arkadaşların güzel hizmetlerini anlatıverdim ben ona.

Kur’an-ı Kerim, akrabalık bağlarını sıkı tutmaya, komşuluk ilişkilerini güzel yapmaya, dostlukları sürdürmeye yönelik emirler verir, tavsiyelerde bulunur ve güzel örnekler de sunar.

Sevgili Peygamberimiz, eşi Hazreti Hatice annemiz vefat edince onun arkadaşlarının hatırını sormuş, gönüllerini almıştır. Bize babamızın arkadaşlarını ziyaretin baba ziyareti olacağını haber vermiştir. Hatta Mısırlı eşi Mariye anamız üzerinden Mısırlıların erkeklerinin dayımız hanımlarının teyzemiz olduğunu bildirerek insanlar arasında en küçük bağların güçlendirilmesini istemiş. Sevgili Peygamberimiz, “Mısır’ı kesinlikle fethedeceksiniz. Fethettiğiniz zaman Mısır halkına iyi davranın. Çünkü onların gayr-i müslim vatandaşlık hakları vardır ve bir de akrabalık hakları vardır” buyurmuş. (Müslim, Sahih, K.Fezail’üs-Sahabe bab 56).

Mariye anamızın halkı olmalarını da vesile ederek kaynaşmamızı haber verirken Mısırlıların bozuk ağızlarına ve kavgacılıklarına da dikkatimizi çekmiştir. Buna rağmen iyi davranmalarını emretmiştir.