Dosdoğru olabilmek

Abone Ol

SADIK: Doğru sözlü, samimi, dürüst, yalanı ve ihaneti bulunmayan, sözünü yerine getiren, iş ve işlemlerinde güvenilir ve dürüst olan. Yalan en büyük günahlardan.

İSTİKAMET: Doğru ve mutedil olmak, eğriliğin zıddı. Dosdoğru olmak.

SIDK: Allah’ın sıfatı, Resullerinin sıfatları, meleklerin, müminlerin de sıfatı olarak Kur’an’da geçmektedir.

“Allah’a ve Resulüne yardım eden” (Haşr, 8), “Allah yolunda malı ve canıyla cihat eden (Hucurat, 15)”

“İnsanın imanında (Ankebut, 2-3), niyetinde (Muhammed,20-21) sözlerinde (Ahzab,70), sözleşmelerinde, adak ve yeminlerinde (Ahzab, 23),ticaretinde (Rahman, 9) amellerinde, bütün iş ve işlemlerinde doğru olması...” Sadık olması zikredilmektedir.         

Kur’an, sözlerin en doğrusu ve adil olanıdır.(En’am,115).

“Ey müminler! Allah’tan ittika edin ve sadıklarla beraber olun...” (Tevbe, 119).

Hem doğru olmak, hem de doğrularla beraber olmak, doğru yolun eğri (yamuk) yolcularından olmamak gerekiyor.

İstikamete Fatiha’da, Nisa / 69’da, Yasin /4’te vurgu var.

“Onun için sen durma davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların hevalarına (arzularına) uyma...” (Şura 15).

“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Hud, 112).

“Doğruluk (sıdk) insanı hayra, hayır insanı cennete götürür. Yalan insanı fıska, o da ateşe götürür.” Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.).

Elmalılı tefsirinde (Hud 112): Emrolunduğun gibi doğruluk et: sen ve beraberinde tevbe edenler de aşırı gitmeyin...

Kur’an’da emrolunduğun umumi ve hususi bütün görevlerini emrolunduğun gibi tam bir istikametle yapman, Kur’an’daki ahkâm ve ahlaka örnek istikamette olman gerekir ki hiçbir şüpheye yer kalmasın. Hem akaid ve amellerle ilgili görevlerinde, hem de nübüvvetle ilgili sana teveccüh eden görevleri emrolunduğun gibi dosdoğru yap.

İbni Abbas demiştir ki: Kur’an’da Resulullaha bu ayetten daha dehşet bir ayet nazil olmamıştır. Bu nedenle Peygamberimiz (S.A.V.), “Hud suresi beni kocalttı” buyurmuştur. İstikamet en zor emirdir. En kısa yol, istikameti tayin etmek zor, sarsılmadan yürümek, hiç eğilmeden devam etmek ve sebat etmek daha zor. Seninle beraber tevbe edenler de Allah’ın tayin ettiği sınırlardan çıkmayın, ifrat ve tefrite sapmayın, aşırı gitmeyin (zulüm) zalimlere meyil bile etmeyin...

M. Toptaş da tefsirinde, “Herhangi bir yol değil, AllahuTeala’nın emrettiği dosdoğru yol üzerinde olmak. O’nun doğruluk ölçüsüne tam uymak, başkalarının doğrularına itibar etmemek” şeklinde açıklamıştır.

Efendimiz (S.A.V), “Vücutta bir et parçası vardır: Kalp. O doğru olursa, tüm organlar doğru olur (itaatte).Bozulursa organlar da bozulur” buyurmuştur. Dil doğrulmadan kalp doğrulur mu? Yalan büyük günahlardan. Nifak alametlerinden... Yalan olmasa her işimiz, tüm toplum düzelir, düzene kavuşur. İhtilaflar, çatışmalar en aza iner... Kalpler arınmadan nasıl doğrulabilir?!

Günde beş vakit namazda kırk kez sırat-ı müstakime hidayet duasına muhtacız. Fatiha’sız namaz olmuyor. Fatiha da Kur’an’ı Kerim’in anası, özü... En büyük nimet, keramet istikamette olabilmektir. Doğru yol, AllahuTeala’nın yolu İslam’dır. Tek geçerli din İslam’dır. İstikamet üzere bulunabilmek, sebat etmek çok zor. Hidayet ve tevfik ancak Allah’tandır. İslam’ın dışındaki yollara/dinlere sapmaktan da O’na sığınıyoruz. Gadaba uğrayanlar Yahudiler, sapanlar da Hıristiyanlar olduğu Efendimiz (s.a.v) tarafından beyan buyrulmuştur. Yahudilerin, Hıristiyanların yolundan kaçınmamız gerektiği gibi, fırkalardan da fırka-i naciye itikadında olmamız gerekiyor. Ötekiler de ateşte buyrulmuş. Sapık fırkaların en zararlısının da “helali haram, haramı helal sayan” fırka olduğu bildirilmiş.

İtikadımız, düşüncelerimiz, amellerimiz doğru olmalı.(Tüm organların itaatte olması.)

Zemin çok kaygan. Müminin her an kendisini murakabe etmesi öğütleniyor. “Din, duvarın yıkılması gibi sesli yıkılmaz.” (Hacı Şaban Efendi K.S.). Bir söz mümini iman dairesinden çıkarabilir, maazallah... İlim bunun için farz...

Bunun için Efendimiz bizleri uyarmış ve “Ey kalpleri çekip, çeviren Allah’ım. Benim kalbimi senin dinin üzere sabit kıl, ayaklarımızı kaydırma” duasını öğretmiştir.

Ayaklarımızı istikametten kaydıran şeyler: Cehaletimiz, dünyayı ahirete tercihimiz, şeytan, nefis ve hevadır.

Şeytan ve nefis düşmanımız olarak bizi sürekli istikametten ayırmaya çalışırlar. Süslenmiş dünyalıklar (mal, makam, şöhret, vb.) bizi istikametten ayırmaya, ayaklarımızın kaymasına neden olabilmektedir. Nefsimize ve şeytanımıza uyduğumuzda tehlikedeyiz...

Hiç kimsenin istikamette daim olmak garantisi yoktur. Onun için “itibar, son nefesedir” denilir. Kimsenin imanla gitme teminatı yoktur... İmanla gitmemekten korkmak, ona göre hazırlıklı olmak gerekiyor. Adalet ve doğruluk üzere hayat sürmek gerekiyor. Doğru, AllahuTeala’nın doğrusudur; kullarınki değil. Doğruyu, hakkı seçebilmek de hidayettendir; yürümek, koşabilmek, sebat edebilmek de. Hidayet ve tevfikledir...

Seçemeden yola giremeyiz ki. Seçebilmek, ayırt edebilmek için de “ittika” gerekiyor.

Ayaklarımızın istikamette sebatı için de Allah’ın dinine yardımcı olmaya çalışmak (cihat) gerekiyor. Ve de ihlâslı olmak gerekiyor. Şeytan, muhlisleri saptıramaz. Dinimizi doğru ve tam olarak öğrenmek, ihlâslı olmak, salihlere, sadıklara yakın olup, onları sevmek, ahiretimizi dünyaya tercih etmek, Allah için sevip, buğzetmek, Allah yolunda cihat etmek istikamet sağlayabiliyor.

Rabbimiz, dini üzerinde ayaklarımızı sabit eyleye, akıbetimizi hayır eyleye, sevdikleriyle, salihlerle, sadıklarla haşreyleye dualarımızla...

Ramazan, arınmamıza vesile olsun. İzmir’den bir okuyucumuzun haklı eleştirisine, hassasiyetine teşekkür ediyorum. Uyarılardan, eleştirilerden yararlanacağımızın bilinmesini arz ederim. Birkaç hafta önceki makalemizde bir ayetin mealini eksik yazmışız; tamamını yazıyoruz: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resullerimiz apaçık deliller (mucize ve ayetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.”