İktidar yıllardan beri kendi beceriksizlikleri ve ihmalleri sonucu yaşanan olumsuzlukların sorumluluğunu muhalefetin üzerine yıkmayı tercih etti. Doğrusunu söylemek gerekirse bu politikada da başarılı oldu. Elbette iktidar sadece muhalefete yönelik suçlamalarla da yetinmedi uzun süre içerideki olumsuzlukların birinci dereceden sorumlusu olarak dış güçleri gösterdi. Hemen belirteyim ki, bir takım küresel güçlerin ülkemize yönelik olumsuz eylem ve söylemlerin varlığı bir gerçek. Ancak, tüm başarısızlıkların sorumluluğunu dış güçlere yıkmanın iktidarı aklamaya yetmeyeceğini sanıyorum söylemeye bile gerek yok. Kısacası içeride muhalefeti, dışarıda bir takım dış güçleri sorumlu göstermek belki iktidar açısından olumsuzlukların sorumluğunu azaltmaz ama içeride oluşacak bir kamuoyu toplum nazarında iktidarın puan kaybetmesini sınırlayabilir.
Böylece sorumlulardan kamuoyunun dikkatini farklı yerlere çekmek elbette iktidara süre kazandırabilir ama bu durum ülke sorunlarının büyüyerek artmasının da önünü açabilir. Söz gelimi ülkemizde ortaya çıkan enflasyonun üzerinde küresel bir dünyada bir takım dış etkileri vardır. Ancak, bütün sorumluluğu dış güçlere yıkmanın karşısında birisi çıkar da iktidara ve muhalefete gerek olmadığını söylediğinde sanırım sistem temelden sarsılabilir. Bu bakımdan bir ülkede iktidar ve muhalefete birlikte ihtiyaç vardır. Gerçi hayata geçirilmiş olan başkalık sistemi büyük ölçüde muhalefet, hatta TBMM’nin etkinliğini azaltmış olsa da geldiğimiz noktada yapılan çağrılarda hep ülke sorunlarının çözümü konusunda iktidar ve muhalefetin el ele vermesine duyulan ihtiyaç dile getiriliyor. Çünkü bir ülkenin tek başına sorumlusu iktidar olamayacağı gibi muhalefete de ülke sorunlarına çözüm bulma ve sunma hususunda görev düşmektedir.
Sözü uzatmadan iktidarın muhalefeti yok sayıcı ve dışlayıcı tavrının sorunların giderek büyümesine sebep olduğunu da görmek gerekiyor. Söz gelimi ülkemizin bir deprem bölgesinde bulunduğunu sıkça yaşadığımız depremlerle görmüş durumdayız. Bunun için de özellikle büyük Marmara depreminin ardından başta İstanbul ve Marmara Bölgesi olmak üzere binalarda yenileme ve güçlendirme gündeme geliyor. Çünkü konunun uzmanları sık sık gerekli tedbirler alınmaz, yeterli adımlar atılmaz ise bir depremde İstanbul’da 2.5 milyon insanımızın hayatını kaybedebileceği, bunun için de vakit geçirmeden tüm konutların elden geçirilmesi, depreme karşı dayanıksız görünen tüm konutların yeniden inşasına ihtiyaç olduğu ifade ediliyor. Buna rağmen Marmara depreminin üzerinde 20 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen gerekli dönüşümün yapıldığını söylemek mümkün değil. Zaman zaman konu gündeme taşınıyor, toplantılar yapılıyor ama şimdiye kadar sınırlı sayıda binada dönüşüm gerçekleştirilebilmiş durumda. Son olarak Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki konuyu yeniden gündeme taşıdı ve İstanbul’a has bir yasal düzenlemeye gidileceğini, yasal eksikliklerin giderilmemesi halinde dönüşümün zorlaştığını ifade etti. Temennimiz bu açıklamaların lafta kalmaması, şimdiye kadar alınması gerektiği halde alınmamış tedbirlerin, yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Çünkü bundan önce olduğu gibi Sayın Bakan’ın son açıklamaları da unutulmaya terk edildiği takdirde 6 Şubat depreminde yaşadığımız felaketin yeniden yaşanması karşısında, “Ben söylemiştim” demenin bir anlamı kalmaz. Çünkü ülkemizin söylenen sözlerden çok yapılanlara, alınan tedbirlere ihtiyacı var. Sözün özü, artık dönüşümün lafını etmeye değil, hızlı dönüşüme ihtiyacımız var. Aksi halde yaşanacak yeni depremde ortaya çıkacak can ve mal kayıplarının sorumluluğunun altından hiç kimse kalkamaz.