“Ey inananlar! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.” Maide - 51
Dost ne demek? “Dost, bir insanın karşılıksız, güvene dayalı ve samimi bir şekilde sevdiği, iyi gününde olduğu kadar kötü gününde de yanında olan, sırdaşı ve candan arkadaşıdır.” Dost olmaz deyince, bazı müptezeller bizim insan yediğimiz algısını öne sürüyor. Sürekli somurtan hatta hırlayan, insani ilişkileri son derece zayıf, ahlaksız, sakallı, vahşi, ucube varlıklar… Hâlbuki ayetin ifadesi çok açık “dost olmayın…” Yani belli bir sınırınız olsun. Zamanla onlara benzememek için belli bir sınırınız olsun. Onların küfrüne meyletmemek için belli bir sınırınız olsun. Onlara gülmeyin. Onlara somurtun. Onlarla konuşmayın. Onlar insan yerine koymayın demiyor. Tam aksine davet ile ilgili, davetin tatlı dil ile yapılması ile ilgili birçok ayet vardır. Rasulullah, kendine has muazzam kucaklayıcı bir denge ile birçok kâfirin Müslüman olmasına vesile olmuştur.
Müslüman olmayana tebliğ yapılır. Doğrudur. Ama belli bir mesafeden… Ona benzeyerek değil… Karakterden, duruştan, inançlardan taviz vererek değil… Müslüman olmayan ile ticaret yapılabilir. Doğrudur. Ancak İslami usullere uygunsa yapılabilir. Haramlar içerisinde yüzen kâfir sistemler ile yapılacak ticarete fetva üretilemez. Çeşitli alanlarda mecburi dirsek temaslarına girilse de dine uygunluk boyutu her zaman temel prensiptir. İslam dini tepeden tırnağa tebliğ ve nizam dinidir. Her zaman bir davet vardır. İnsanlığı İslam ile şereflenmeye çağırır ancak bunu keskin kaideler ile yapmayı uygun görür. Karşıya doğru bir etkileşimi külliyen yasaklar. İslami, imani hassasiyeti zayıf olan insanlar ile laubali ilişkiler kurmayı tamamen yasaklar. Tabiri caizse dost olamazsın bir kâfirle… Sadece ebedi cehennem azabından kurtulması için merhametli bir davet yaparsın. Güzel mütebessim bir tutum içerisinde olursun o kadar…
Amerika ile dost olamazsın. Olursan sen de onlardansındır. İsrail ile dost olamazsın. Olursan sen de onlardansındır. Fransa ile dost olamazsın. Olursan sen de onlardansındır. Almanya ile dost olamazsın. Olursan sen de onlardansındır. İtalya ile dost olamazsın. Olursan sen de onlardansındır. Arjantin ile dost olamazsın. Olursan sen de onlardansındır. Hindistan ile dost olamazsın. Olursan sen de onlardansındır.
Hatta İsrail destekçisi Azerbaycan ile de dost olamazsın. Türk olmasına rağmen mi? Evet Türk ama Yahudi’ye dost… Yahudi’ye dost olandan ne Müslüman Türk’e, ne Müslüman Kürt’e ne de Müslüman Arab’a bir fayda gelmez. Yahudi’ye dost olana dost olursan sen de onlardansındır. Hatta son dönemin popüler devleti İspanya ile de dost olamazsın. Ama nasıl adamlar İsrail’e kafa tutuyor? E tamam da Müslüman oldukları için mi kafa tutuyorlar? Allah emrettiği için mi kafa tutuyorlar? Bu kafa tutma hallerinin altında ahiret inancı, şehadet arzusu mu var? Tövbe edip, Müslüman oldular da bizim mi haberimiz yok? Sadece İsrail’e değil, Müslüman olmadıkları için Allah’a kafa tutma halleri de devam ediyor demektir. Allah’a kafa tutandan dost olmaz. Mevzu çok basit “La İlahe İllallah Muhammedun Rasulullah!” demeyen babanın oğlu olsa dostun olamaz. Belli bir mesafede durmalısın.
Ya günahkârlar?
“Haksızlık yaparak kendilerine hâinlik edenleri savunma! Şüphesiz Allah, hâinlikte ve günah işlemekte aşırı gidenleri hiç sevmez.” Nisa - 107
Gel gelelim şok olacağımız can alıcı kısma… Kâfire kâfir demek kolay… Gavurdan dost olmaz diye haykırmak hepimizin işine geliyor. Ya günübirlik hayatta günahlarında ısrarcı olduklarına emin olduğumuz insanlarla kurduğumuz, kuracağımız dostluklar? Onlar ne olacak? Paylaştığım ayet de çok açık da… Bir hadis ile destekleyelim de gönlünüz mutmain bir şekilde konuya giriş yapalım.
“Kişi dostunun dini (ahlâkı) üzeredir. Öyle ise sizden biriniz kiminle dost olduğuna iyi baksın.” Ebû Dâvûd, es-Sünen, “Edeb”, 19; Tirmizî, es-Sünen, “Zühd”, 45.
Dost kavramının manasını tekrar açıklamaya gerek yok zannedersem… Biz kendimizi günahsız görüp, günahkâr olduğunu düşündüğümüz kişileri aforoz etmiyoruz. Kellelerini almıyoruz. Çok basit bir şeyin altını çiziyoruz. Günahları sabit olan bir insan ile dostluk kurmak, günahları normalleştirir. Kişiyi günaha sevk eder. Günahları ile toplumda kabul gören kişi günahlarını düzeltmek için çaba göstermeyeceği gibi cürmünü daha da kalıcı hale getirir. Birçok günahkârın kabul gördüğü toplumlar zamanla günahkârlık tanımlamasını değiştirir. Tüm haramlar normal sayılmaya başlar. Zamanla toplumun tamamı günahkâr hale gelir ve Cenab-ı Hak tarafından helak edilirler. Mutlu son.
Ya biz onları kazanmayalım mı?
Bir kulun hidayete ermesinin bir kazanım olarak görülmesi başka bir kulun haddine değildir. Ancak kişi vesile olduğu için sevinebilir. Çünkü tüm yaratılmışların Rabbi yalnızca Cenab-ı Allah’tır. Kâinatı pürüzsüz bir nizam ile yaratmıştır. Adalet ile yaratmıştır. Her insanın muhakeme kabiliyeti vardır. Doğruyu yanlıştan ayırt etmek yahut etmemek kişinin kendi elindedir. Bu yüzden imtihan kavramı vardır. Herkes tercih yapabilsin diye… Bu yüzden cennet ve cehennem vardır. Herkes kendi tercihlerinin bedelini ödesin diye… Kimse kimsenin üzerinde zorlayıcı değildir. Kimse kimsenin hamisi, vâsisi değildir. Kabir tek kişiliktir. Hasılı günahkârları dost edinerek, sözde onları kazanmaya çabalarken ayağımız kaymasın. Onları kazanalım derken kendimizi kaybetmeyelim canlar… Bundan sebep Hz. Ömer’in şu can alıcı ifadesini paylaşarak bu faslı kapatmak istiyorum.
"İnsanların en cahili, kendi ahiretini başkasının dünyası için satandır." Hz. Ömer
Olmaz… Dost olmaz!
İman ehli olmayandan dost olmaz. Namaz kılmayandan dost olmaz. Alkol, uyuşturucu kullanandan dost olmaz. Zina edenden dost olmaz. Faize bulaşandan, haram parayı meşrulaştırandan dost olmaz. Kumar oynayandan dost olmaz. Cahilden dost olmaz. Günahkârdan dost olmaz. Çünkü beş zinakarı dost edinirsen, altıncısı sen olursun. Çünkü beş beynamazı dost edinirsen, altıncısı sen olursun. Çünkü beş ihaleciyi dost edinirsen, altıncısı sen olursun. Çünkü beş küfürbazı dost edinirsen, altıncısı sen olursun. Çünkü beş alkoliği dost edinirsen, altıncısı sen olursun. Bu yüzden günahkârdan dost olmaz.
Ne zamana kadar olmaz? Günahından tövbe edene kadar olmaz. Çünkü o da ayet ile sabittir. “Sonra Âdem, Rabbinden öğrendiği sözlerle Allah’a yalvardı, tevbe etti, Allah da tevbesini kabul buyurdu. Doğrusu O, tevbeleri çok kabul eden, nihâyetsiz merhamet sahibi olandır” Bakara 37
Hasılı
Her şeyin büyük bir hız ile manasını yitirdiği bu çağda, at izi ile it izinin birbirine karıştığı bu çağda, sapla samanın zerre miskal ayrıştırılamadığı bu çağda… Küfrü ve günahları normalleştirmek bizi helake götürür. Müslümanların bu denli zayıf bir zihne ve yüreğe sahip olduğu bu çağda, kâfir ile de günahkâr ile de kurulacak her ittifak bizi batıl olana meylettirir. Batılı normalleştirir. Küfre maşa haline geliriz Allah muhafaza…
Bir yandan Müslüman zihnimizi, yüreğimizi bilerken öte yandan olabildiğince kâfir ve günahkâr; kişilerden, gruplardan, devletlerden uzak durmak mecburiyetindeyiz. Kendimizi kaybetmemek için buna mecburuz. Allah yardımcımız olsun. Allah’a emanet olunuz.