Domuz bağı, korku çağı

Abone Ol

İktidarın Amerika korkusu maalesef bugün en büyük problemimiz.

Elimiz, ayağımız ve boynumuz bağlı bir durumdayız.

Bizzat şahit olanlar şunu yazıp çizmişlerdi:

AKP kurulmadan önce yapılan bir toplantıda, ABD’yi temsil eden bir yetkili, R.Tayyip Erdoğan’ın kuracağı partinin iktidar olması ve uzun süre iktidarını sürdürmesine ABD’nin destek vermesi karşılığında; İsrail’in çıkarlarını korumak, ABD’nin İslam ülkelerine müdahalelerini desteklemek ve ılımlı İslam için destek vermek gibi üç konunun kabulünü şart koşmuştu. O da bunları kabul etmişti. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun Tayyip Erdoğan’la bu konu hakkında şu konuşmayı yaptığı yazılmıştı:

“- Tayyip kardeşim, bu ağır şartları içeren anlaşmayı daha önce Necmettin Erbakan’a teklif ettiler, o şiddetle reddetmişti. Bana da teklif etmişlerdi, ben de geri çevirmiştim. Siz nasıl kabul ettiniz? Bu, Türkiye’nin felaketi demek değil midir? Cevap:

- Hele biz bir iktidara gelelim, ABD’ye dirseği vururuz.

- Kime nasıl dirsek vuracaksın Tayyip Bey? Fillerle yola çıkıyorsun, file dirsek vurulur mu? Seni ezer geçerler!”

Yukarıda özetini verdiğimiz mutabakat sonunda AKP kurulmuş, ilk seçimlerde iktidar edilmişti. AKP yöneticileri bu mutabakata uyacaklarını teyit etmek için Amerika’ya gitmişler ve kendilerine “Yahudi üstün cesaret madalyasını, parmağa kurdele takar gibi takmışlardı. Aslında bu parmağı bağlama sayılırdı.

AKP kurucuları da parmaklarına takılan kurdeleyi ABD’nin bir iyi niyeti sayarak; BOP eşbaşkanlığını kabul etmek, tarihteki büyük Haçlı seferlerini ibra etmek, Irak ve Afganistan işgallerine fiili destek vermek, İslam Birliği girişimlerini kenara itmek, D-8 gibi hayati öneme sahip anlaşmaları işlevsiz kılmak, Erbakan ve Millî Görüş hareketini baltalamaya çalışmak, Türkiye’yi BOP’un faydalarına inandırmaya çalışmak gibi jestlerde bulunmuşlardı. İyi niyetli olduklarını ispat için askerlerimizin başına çuval geçirilmesini bile “olgunlukla” karşılamışlardı.

AKP yöneticileri, İsrail’in 2006’da Lübnan’a saldırması ve acımasız katliamlar yapması sırasında, Türkiye’deki ABD üslerinden İsrail’e silah sevkiyatı yapıldığını gördüklerinde ve Condoleezza Rice’ın gelip, bunun BOP gereği yapıldığını anlatıp, kendilerini adeta tehdit ettiğinde, sadece parmağın değil, elin-kolun da Amerika’ya kaptırılmış olduğunu gördüler.

AKP, kaptırdığı kolunu kurtarmak için yalan dolana başvurarak, BOP’un Büyük Osmanlı Projesi olduğu, ABD’nin bunu yapmaya çalıştığı, bunun başlangıcının da Arap Baharı harekâtları olduğu tezine sarıldı ise de Mısır, Libya ve Suriye’de yapılan işgal ve katliamlar ve kendilerine verilen yeni görevler ile sadece bir kolu değil, öbür kollarını da kaptırmış olduklarını dehşetle gördüler.

Şimdi iki kolun derdine düştüler. Bunun için kolları bağlı olarak Rusya’nın, Pekin’in, Şanghay’ın, Astana’nın kapısına kadar koştularsa da, derde deva tutulacak bir dal bulamadılar.

Bu çabalarına kızan büyük şeytan bacaklara da el attı. Tehdide başladı, şantaja ve “aptal” türü hakaretlere başladı.

Bu durumda kollar ve bacaklar kaptırılmış ama baş ve diller çalışır vaziyette idi.

Baş ve dillerle, kaptırılan bedeni kurtarmak umuduyla, ABD tarafından parası ödendiği halde verilmeyen uçak ve silahları başka kanallardan ve yerli yapımla elde etme çabaları, Büyük Şeytan’ı daha da öfkelendirdi. Yapılan son görüşmede yüz milyarlarca dolar tutarında yolcu uçağı, malzeme, doğal gaz alımına mecbur bırakarak ve artık başlarını da kaldırmalarını önlemek için “domuz bağı” yöntemine başvurdular. Böylece kollar, bacaklar ve boyun kilitlendi, sadece dil serbest kaldı.

Bundan dolayı, ABD sırt okşayarak, AKP iktidarına, Suriye’de İsrail’in ve kendilerinin istediğini yapma görevi verdi, yapılıyor. HAMAS’ı bir şekilde ikna ederek rehinelerin alınması görevini verdiler, yapıldı.

AKP artık serbest kalan diliyle konuşuyor ama kurtulmak için ne adım atabiliyor ne kollarını kullanabiliyor ne de ABD’ye karşı kafasını kaldırabiliyor.

AKP, Amerika korkusunun çağında.

Bunun için AKP iktidarının serbest olan dilinden Amerika’ya övgülerden başka bir söylem çıkamıyor. Amerika, zenginlik kaynaklarına çökmek için haydutça başka bir ülkeyi işgal etse, baskın yapsa, yöneticilerini tutuklasa bu AKP iktidarı onlara bile itiraz edecek durumda değillerdir.

AKP domuz bağında... Bunun içindir ki Suriye’de olsun, terörsüz Türkiye sürecinde olsun, iktidarın yapacağı işleri tarihlerini bile vererek ABD Büyükelçisi Barrack açıklıyor da yetkililerden tepki bile görmüyor.

ABD, böylece elini kolunu ve boğazını sıkıca bağladığı bir partinin önümüzdeki seçimleri kazanması için ne gerekiyorsa yapacaktır.

Ancak milletimiz gerçekleri görür de Millî Görüş’e yönelirse yeniden bir kurtuluş hareketi başlayabilir. Zaten Türkiye, ne zaman böyle bir bunalıma girecek olsa geçmişte görüldü ki, Millî Görüş toparlayıcı ve onarıcı olarak milletimiz tarafından sahneye çıkarılmış, yaralar sarılmıştır.

Başka bir çıkış da yoktur.

HERKES GÖRDÜ Kİ

Büyük Şeytan’a teslim olup, söz verip,

Herkes gördü ki kocaman bir Taht’a çıktı;

Denediler balta vurup, satır vurup,

Herkes gördü ki kocaman bir tahta çıktı!..

Ekrem Şama

...