Çoktandır dolmuş ve belediye otobüsüne binmiyordum. Aslında mecbur olmadıkça dışarı çıkmıyor, çıktığımda da gideceğim yere oğlum götürüyordu. Dün sabah mecburen evden çıkmak zorunda kaldım. Arabada sanayide tamirde olunca dolmuşa ilk durağından binme ve oturarak gitme imkânı buldum. İlk bindiğimizde boş olan dolmuş iki durak sonra doldu, ondan sonraki duraklarda da dolmaya, sonuç itibariyle taşmaya başladı. Ankara yabancısı olmadığımız, ancak salgın sebebiyle unutmaya başladığımız sıkış sıkış dolmuşla yolculuk etme halini hatırladık ve tam olarak da yaşadık. Hatta iş kavgaya kadar varmak üzereyken şoförün daha fazla yolcu almakta ısrar etmemesi tartışmayı büyümeden durdurdu. Bu arada ayaktaki yolcuların giderek sıkışmaları sebebiyle yeni yolcu almaması için şoförü uyarmalarına bir de sıkış sıkış hale gelmekten dolayı oluşan rahatsızlık sebebiyle bir hanım ile bir erkek yolcu arasında tartışma çıktı, tartışma uzayınca erkek yolcu ineceği durağa varmadan dolmuştan inerek tartışmayı kesmiş oldu.
Kısacası, insanlar patlamaya hazır bombalar misali dokunmaya gelmiyor. Elbette bu patlamaya hazır hale gelmiş olmanın birden çok sebebi olabilir. Ancak, korona salgınının devam ediyor olması bu gerilimde önemli bir etmen olarak görülüyor. İnsanlar özellikle toplu taşıma araçlarında ortaya çıkan sıkışıklık ile birlikte hastalık bulaşma endişesini taşıyorlar ve ister istemez geriliyorlar. Buna çözüm bulunabilir mi? Doğrusunu söylemek gerekirse toplu taşıma araçlarındaki bu sıkışıklığın giderilmesinin kısa vadeli bir çözümü olacağını sanmıyorum. Uzun süre kapasitesinden fazla yolcu alan şoförler yapılan çevirmelerle cezalandırılmaya çalışıldı. Ancak, öyle anlaşılıyor ki, tüm denetimler toplumda bir alışkanlık oluşturmamış. Kontroller kalkınca köyümüz(!) eski âdetine dönmüş. Kısacası dışarı çıktığıma pişman oldum. Hadi ben çıkmasam da olur ama her gün işine gitmek zorunda olanlar ne yapacak? Her gün, bugün hastalık bulaştı mı diye kendi kendini sorgulamayı sürdürecek. Bu ister istemez insanların sinirlerini gerecek.
Tüm bunları aktarmaktan maksadım yaşadığım sıkıntıyı dile getirmek değil. Yine dünkü gazetelerde salgınla ilgi hem Sağlık Bakanı’nın hem de bu işin uzmanı insanların açıklamaları vardı ve söz konusu açıklamalar gerçekten tedirginliği artırıcı mahiyetteydi. Biliyoruz ki, salgının yayılmasında en önemli etki kapalı mekânlarda insanların kalabalıklar oluşturulmasıdır. Özellikle de 10-15 kişinin olması gereken bir minibüste 30’u aşkın yolcu ile işe gitmek zorunda olanların hayatını daha da zorlaştırıyor demektir.
Dünkü gazetelerde yer alan açıklamalardan kısa iki örnek verdiğimde demek istediğim tam olarak anlaşılacaktır. İlk açıklama Sağlık Bakanı’na aitti ve genellikle, “Vakaların yüzde 40’ı 23 yaş ve altı vatandaşlar” başlığı altında veriliyordu. Bir başka haber ise, “Kovid-19’u çok ağır geçirebilirsiniz” başlığı altında verilirken hemen altında bir önceki günkü test ve vaka raporu vardı. Buna göre Çarşamba günü 361 bin 164 Kovid-19 testi yapılmış, 31 bin 248 kişinin testi pozitif çıkmış, 236 kişi yaşamını yitirirken 30 bin 331 kişi iyileşmiş. Yani günlük vaka sayılarında ve vefatlarda bir gerileme söz konusu değil. Görünen o ki, salgın devam ediyor. Durum böyle iken özellikle toplu taşıma araçlarındaki bu vurdumduymazlığın izahı olabilir mi?