Dolaplar dolusu kâğıtlar arasında

Abone Ol

“Köprüyü kuruyorum”.

İğne oyası yapan Selime Abla’nın cümlesi.

Git artık kitabım, seni uğurlayayım, gelin edeyim, evden çıkarayım, masadan alayım.

Konak ilçesiydi.

Kapanmış kitap ve anılar, komşuyuz sizinle uzun yıllardan beri sardunya saksıları.

“Ellerin gül sığınağı”.

Bizim nesil bedava kontörleri de israf etmezdi.

Bu şehri kendi haline bırak,

Usul usul demlenmekte.

At arabaları gün ışığını arkalarına almış, bir klakson sesi gibiydi tekerleklerin gıcırtıları Suluova’da.

İlahiyatçı müteahhit olunca, bir daha eline kitap almamış.

Bozulmuş şişmiş.

Aile öyküleri her seferinde aynı etkiyi bırakmaz.

Her yaşı farklı etkiler, anılar.

Ağaçlar el ele tutuşmuş evin mahremiyetini sakladılar.

Düşmüş zalım eline Berlin.

Gözüm.

Gözümüzün önünde yaşlandı siyasetçi, sanatçı. Bugünkü yemek pişirmek kadar önemli, ne okuyacağını araştırmak.

Etme.

Kendinden ve kitabından bu kadar nefret etme.

İsrafı sevmeyen yaşlılardır.

Tezgâhtar çocuğun, yaşlı kadının vitrin önündeki tereddüdünü dilenci sandığı.

Göz kaçırdı, bir şey isteyecek sandı, oysa o pabucu alırsam, israf olur diye kara kara düşünmekte idi kadın. 

Piyangodan cennet çıkmayacağını bilmekte idi. Cehenneme girecek kadınlar listesine ekleyin çok alışveriş yapanları, sadaka vermeyenleri, kedileri doyurmayanları, açları tanımayanları, Suriyelilere tiksinti ile bakanları, hicret edenlere ellerine geçse soykırım

uygulayacak kadar gaddarlaşanları. Serçelerin, köpeklerin, ağaçların, insanları vereceği büyük mahkemeden korkun. Arada kendime de yardım ediyorum, yarından gün çalıp, bir notu daha buruşturuyorum: “Mesaj yaz, aspiratörü temizle, yemek yap”. Yaşlılığı

ellerimden izliyorum.

Biz durdukça yerinde durmayan yaşlar.

Yalıtılmış odalar. Herkese bir oda düşmezdi, iç içeydi çocuklar anne babalarıyla, eltilerle bile bir oturulurdu, şimdi bencillik odalarda, yalnız yemeklerde.

Kötü bir rüya görmüştü çocuklar.

Zilan Deresi.

Dolaplar dolusu kâğıtların başına her oturuşumda biliyorum benden sonra bu çöplüğü kaldırmakta zorlanacaklar. Muhtemelen onlar da atmaya kıyamayacak. Bir an önce imha edilip evden çıkarılması gerekirken her seferinde bir başka zamana erteleme. Karalanmış

kâğıtlar, yazılı müsveddeler, kırk yıldır yazılmayı bekleyen sararmış taslaklar, bundan sonra ayakta kalmaya güç yetirebilirler mi, o eskimiş gündem hayata tutunabilir mi, atıp gidemediğim gibi yaşamaları için de şans veremediğim.

Anne kedinin bebekleri gibi, evden eve taşıdığım.