Ana sütünden değerli mama yaptıklarını iddia ettiler, elli
yıl bizim çocuklara batı üretimli mama yedirdiler, ana sütünden mahrum ettiler,
sonunda ana sütüne eş bir şeyin olmayacağına karar vererek Rabbimizin tabiat
kanunlarının kendi ürettiklerinden iyi olduğunu kabul ettiler.
Güneşten daha değerli cildi bronzlaştıran ışık elde ettik
dediler, insanları cilt kanseri yaptılar ve tekrar güneşe döndüler.
İki evliliği yasakladılar, zinayı serbest yaptılar, birçok
dost tuttular ve aile müessesesini yıktılar.
Şimdi televizyonlardan altmış yıl evli kalabilen Müslüman
aileleri aydan gelmiş insanlar gibi sunmaya çalışıyorlar.
Dokunulmazlığa dokundular.
İslam a uygun olmayan dokunulmazlık, zarar vermeye başladığı
için kaldırdılar.
Aslında kanun ilk çıktığı ve ilan edildiği gün zararını
vermişti.
Milyonlarca insan arasından bir avuç insan seçilip
dokunulmazlık zırhına büründürülmekle ayırımcılık yapılmıştı.
Mekke müşriklerinin, soyluları, güçlüleri değil de zayıfları
cezalandırdığı bir dönemde suç işleyen soylu birinin afvı için Sevgili
Peygamberimize gelip afvını istediklerinde:
Bu suçu, kızım Fatıma da yapsa cezasını verirdim diye
Sevgili Peygamberimiz, insanlar arasında ayırıp yapılamayacağını ifade etmişti.
Bir tarafta suçluyu koruyup kollayan ve evinde barındıran insanları
kanunlarla cezalandıran kanunları çıkaranlar öbür madde ile suçluyu
parlamentoda koruyup kollayan ve saklayan kanunlar çıkarabiliyor ve buna da
çağdaşlık deniyor.
Rabbimiz Hucurat süresinde bütün insanların bir ana ve
babadan meydana geldiklerini, birinin diğerinden üstün olmadığını, üstünlüğü
Rabbin kanunlarına uygunlukla sevap bakımından üstünlük sağlanabileceğini haber
vermiş.
Kanun karşısında herkes eşit demiş.
Rabbimiz:
O (Allah) yaptığından sorulmaz. Onlar ise sorulurlar.
Buyurur.
Yani bu ayet halkımızın diline Hikmetinden sual olunmaz
diye geçmiş.
Sorguya çekilemeyen yalnız Allah cellecelalühtür.
Bütün insanlar, İslam Hukuku karşısında bir tarağın dişleri
gibi eşittirler.
Mekkeli kâfirlerin insan yerine koymadıkları köle ve Habeşli
simsiyah olan Bilal i Habeşi, Sevgili Peygamberimiz ile aynı sofrada oturmuş
birlikte yemek yemiştir.
Aradan yıllar geçmiş batıda krallar, soylular, kontlar,
askerler Dokunulmazlık zırhına bütünmüşler ve halka akla hayale gelmez
işkenceler uygulamışlar.
1748 yılında Fransa nın Frejüs deEmmanuelSieyes dünyaya
gelmiş, önce papaz sonra siyasetçi olmuş ve kamu hukuku dalında eser vermiş.
Dokunulmazlıklar üzerine şunları yazmış: Başkasına zarar vermeyeceksin Bütün
yasalar, bu anayasanın işlenmesinden doğar... demiş.
Şimdi, ayrıcalıklara bu açıdan bakalım. Toplum içinde bir ya
da birkaç kişiye yasa karşısında dokunulmazlık tanıyan ayrıcalıkları
benimsemek, bu ayrıcalıklardan yararlananlara Başkasına zarar verebilirsin
demekle birdir. (Prof. Dr. İlhan F. Akın, Kamu Hukuku 181, İst. 1974)
Sieyes in kitabındaki Başkasına zarar vermeyeceksin
cümlesi Sevgili Peygamberimizin: Zarar vermekte yoktur, zarar görmekte yoktur
hadisinden eksik bir alıntıdır. (Hadis için bak, İbniMace 2/784, hadis no:
2340, 2341, Ahmet, Müsned, 1/313)
05.08.2001 tarihli makalemde bu konuyu işledikten sonra son
cümle olarak şöyle yazmıştım:
Kanundan güç alarak dokunulmazlığı olanlar, parasından güç
alarak dokunulmazlığı olanlar, makamı nedeniyle dokunulamayanlar, rütbesine
güvenenler, bilek gücüne dayanarak hesap vermeyenler, gazetesinin gücüne
güvenenler, iyi bilsinler ki her çıkışın bir de inişi vardır. Merdivenden
çıkarken yanından geçtiklerine iyi davran. Çünkü düşerken de onların yanından
geçeceksin denilmiş.