“Mart ayı dert ayı” olduğundan mıdır nedendir bilinmez Tıp Bayramı, Padişah İkinci Mahmut’un 14 Mart 1827’de Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire’yi batılı tarzda kurmasıyla o gün “Tıp Bayramı” olarak kabul edilmiş.
Aslında ilk insan, karnı acıktığında doyurmak için çalıştığı gibi, üşüdüğünde ısınmak için çare aradığı gibi, hastalandığında da çare aramaya başladığı andan itibaren tıp tarihi de başlamış demektir.
Sevgili Peygamberimiz:
“Her derdin devası vardır. Derdin devası bulununca Allah’ın izni ile iyi olur” (Müslim, Selam, hadis 2204) buyurmuş.
Bu hadisin haberi ilk insandan son insana kadar geçerlidir.
Lokman hekim, kendi dönemindeki hastalıkların ilacını tabiattaki madenlerden, çekirdeklerden, çiçeklerden, yapraklardan temin ederdi.
Hipokrat geldi o da aynı tabiattan kendi döneminin ilaçlarını buldu ve hastalarını tedavi etti.
İbn-i Sina geldi o da aynı tabiattan, aynı çiçek, çekirdek, yaprak ve madenlerden ilaç bularak tedavi etti.
Günümüz doktorları da yine aynı tabiattan elde edilen ilaçlarla hastalıkları tedaviye devam ediyorlar.
İnsan can ve tenden meydana geldiği için tenine faydalı olmak isteyen doktor, hastasının yüzüne gülümsemeli ve canının gıdasını vererek onun güvenini kazanmalıdır.
Çağının doktorlarından şikâyetçi olan Şair Sabit, “Eğer doktorların naz hastalığına ilaç bulunsaydı, her hastanın derdine derman bulunurdu” anlamında:
“Hastanın derdine derman bulunurdu amma
Marazı nazı etıbbaya bulunsaydı ilaç” diyor.
Hastası bol olan bir hastaneye yeni gelen doktor akşama kadar hastalarını muayene eder ve hepsine gülümsemeyi ihmal etmezmiş. Hastanedeki doktorlar sırayla gelip yeni doktorun gülücüklerini seyreder “Yakında görürüz” derlermiş ama birkaç ay geçtiği halde yine hastalarına gülmeye devam edermiş.
Bir gün başhekim, yeni doktoru çağırmış ve diğer doktorların gözü önünde yeni doktorun yüz hatlarını muayene etmiş. Birde ne görsün, yeni doktor göreve başlamadan önce bir hastanede yüz derisini gerdirmiş ve hep gülümser hale getirmiş.
Olsun, hastasına gardiyan gibi davranan doktordan, zoraki de olsa gülümsemeye çalışan doktor daha iyidir.
Gazetelerde sahte avukatlık yapanlar, sahte doktorluk yapanlar bulunur ve teşhir edilir ama çıkar olduğu sürece sahtekârlıklar devam eder. Bu sahtekârlar her dönemde olmuşlar ki, Atalarımız “Yarım âlim din yıkar, yarım doktor can yakar” demişler.
Neyzen Tevfik’de :
“Bir hazakat-zedeyim midemi “tıb” tepti benim
Kırk katır tepse yıkılmazdı bu sağlam bedenim
Kapladı her yanımı sancı, elem, ağrı, bere
Bir mezar oldu cihân, sanki tabibler haşere.” Diye yarım doktorlardan şikâyette bulunmuş.
Şair Nabi, tıp ilminin en mühim sanatlardan olduğunu, tıbbı inkar edenin deli olduğunu anlatmak için:
“Tıptır akvayı mühimmatı fünun
Anı münkir değil illâ mecnun”
Sevgili Peygamberimiz:
“Şüphesiz, Allah, her derdin devasını da indirmiştir, her derdin devasını da yaratmıştır. Tedavi olunuz. Ancak haramla tedavi olmayınız” (Ebu Davud, Sünen, K. Tıb, bab 11) buyurmuş.
Susuz kalan bir köpeği sulayan bir erkeğin ve bir kadının cennetlik olduğunu, (Müslim, Sahih, K. Selâm bab 41) haber veren Sevgili Peygamberimizin bu müjdesi, inim inim inleyen hastaların ağrısını dindiren doktorlarımızı haydi haydi içine alır.
Bu yönüyle doktorlarımıza gıpta ediyor, Allah bizleri doktorsuz bırakmasın, ama muhtaç da etmesin diyoruz.