Doğu’da, Batı’da ve İslam'da Kadın-1

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Erbakan Hocamızın Millî Görüş hareketini başlatmadan önce verdiği konferanslardan birisi de “Doğu’da, Batı’da ve İslam’da kadın” konusunda olmuştur. Bu konferans 1967 yılında “Türk Ev Kadınları Derneği'nin” düzenlediği bir gecede verilmiştir. Bu konferansı, özellikle şuurlu Müslümanların, camiamızın okumasını öneririm. Önemine binaen, bu konferansın önemli bölümlerini okurlarıma ve ilgilenenlere arz edeceğim. Erbakan Hocamız konuyu düzenler üzerinden ele almıştır. Doğu dediği, komünizmi, Batı dediği kapitalizmdir. İslam dediği ise bir adil hayat düzenidir.

DOĞU’DA KADIN

“Doğu’da sosyal hayatta bir defa bizlerin anladığı manada bir aile mefhumu ortadan kalkmıştır. Kadın, erkek herkes hiçbir fark gözetilmeksizin en hafif işten en ağır işe kadar çalışmak mecburiyetindedirler. Sadece kadınların biraz daha az ücret alması sureti ile aynı ağır işi yapmaları tatbikatı olarak. Çocuklar aslında ailenin malı sayılmaz. Bunlar cemiyetin birer elemanı telâkki edilerek, çok rahatlıkla daha küçük yaşta, hatta doğumundan itibaren aileden uzaklaştırılmakta ve hususi yetiştirme yerlerinde birtakım; şöyle terbiye edersek cemiyete daha faydalıdır, böyle terbiye edersek daha faydalıdır gibi nazariyelerle çeşitli yollardan yetiştirme kampları içerisine gönderilmektedir. Normal bir aile hayatı yoktur.
Ayrıca çok mühim bir hususu tespit etmeye mecburuz. Böyle bir cemiyette mutlak manada birtakım kıymet hükümleri ve ulvi mefhumlar, tamamen değersiz sayıldığı için cemiyette bizim anladığımız manada bir nizam, bir huzur ve bir manevi tatmin durumu mevcut değildir. Ayrıca her şey, materyalist ve maddeci bir açıdan ele alınmış olduğu için, insanların manevi tarafları dumura uğramıştır… Bu âlemde, kadının yerini arasak onun için hususi bir yer bulmamıza imkân yok. Bu âlemde kadın, erkekle hiçbir farkı olmayan ve her meselede daha az işi başardığı için daha az ücret almaya mahkûm bir varlıktır. En ağır islerde çalıştırılmaktadır…”

BATI’DA KADIN

“…Batı’da sosyal hayatta bir aile mefhumu mevcuttur. Mülkiyet vardır. Herkes çoluk-çocuk sahibidir. Ve bunlarla teşekkül etmiş düzenli bir aile sistemi vardır. Ancak bu tam saadet getirecek bir yapı içinde değildir. Çünkü Batı mutlaka kadının da erkek gibi aynı şartlarla çalışmasını zaruri görmektedir. Yine Batı’da büyük bir bölgeyi kaplayan Katolik mezhebine göre ayrılma, boşanma yoktur. Bir defa evlendikten sonra ayrılma yoktur. Boşandıktan sonra da başkasıyla evlenmek mümkün değildir. Bundan başka, yine bu âlemde aile, her iki taraf da tamamen eşit şartlarla çalışmaya mecburdur. Herhangi bir boşanma halinde kadına nafaka diye bir şey mevzubahis değildir. Kadın da çalışabilir bir unsur kabul edildiği için onun da çalışıp kendisine kazanç temin etmesi zaruri görülür ve kadınla erkeğin çalışma hayatında her yerde tamamen eşit oldukları iddia edilirse de Doğu blokuna nazaran, Batı’da kadınlara yine insafla, şefkatle muamele edilmektedir. Onlara ağır işlerin verildiği son derece nadirdir. Daha rahat, kadın bünyesine daha uygun işlerde çalıştırılmaktadır. Batı’daki kadının rolünü kısaca şöyle hülâsa etmemiz mümkündür. Doğu’ya nazaran tabii, fersah, fersah ilerde ve ona nazaran daha mesut bir durumda. Fakat tam bir tatmin edilmiş ve huzura kavuşmuş durum mevcut değildir. Çünkü kadın, mutlaka erkekle eşit tutulma pahasına en ağır işlerde çalışmaya mecburdur. Kadın mutlaka gelir getirmelidir. Gelir getirmediği takdirde aile yapısında bu bakımdan materyalist usulde kendisine küçük bir unsur gibi bakılmaktadır. Bir erkek ailede para kazanmakla aileye daha büyük menfaat getirdiği haletiruhiyesi içindedir. Bu, hakiki saadete geniş ölçüde mani olmaktadır. Hristiyanlığın birtakım kaideleri, kadına onun tabına ve insan haklarına uymayan birtakım mecburiyetler ve mükellefiyetler yüklemektedir. Dolayısı ile Batı’daki kadını tam mesut bir kadın olarak telâkki etmemiz mümkün değildir. Bu iki sistemi, bu iki tabloyu belirttikten sonra hiç şüphesiz hepiniz şimdi, peki öyleyse hakiki saadet, kadının hakikî yeri, nerededir diye merak etmeye başladınız.”

İSLAM’DA KADIN

“Hemen belirteyim ki kadının hakiki yeri Müslümanlıktır. Bu hakikati açıklayıcı bazı izahlarda bulunmamızın faydalı olacağı kanaatindeyim. Bugün şu anda yeryüzünde, iktisadi sistemiyle, sosyal sistemiyle ve dünya görüşüyle tam manası ile yerleşmiş bir İslâm âlemi yoktur. Ama bunun fiilen mevcut olmaması, Müslümanlığın hakikaten en ideal sistemi getirmiş olduğu hakikatini orta yerden kaldıramaz. Dolayısı ile biz, falanca veya filanca memleketteki değil Müslümanlığın getirdiği ölçüler içerisinde, İslam âleminin iktisadi sistemini, sosyal sistemini ve dünya görüşünü kısaca gözden geçirdikten sonra İslam’ın, Müslümanlığın kadına verdiği kıymeti ve kadını saadete götürmek üzere getirdiği esasları belirtmeye çalışacağız.
Müslümanlığın kendine has mütekâmil bir iktisadi sistemi mevcuttur. Bu iktisadi sistem ne Doğu’daki sistemdir ne de Batı’daki sistem. Çünkü Müslümanlık iki kanatlıdır, daima maddiyatla maneviyatı birbirine paralel yürütmüştür. Bundan dolayı Müslümanlıkta hem maddiyat vardır hem de bununla beraber her zaman her yerde hiç ayrılmayacak şekilde bir de maneviyat vardır. Müslümanlığın iktisadi sistemi maddiyata hürmetkârdır. Herkesin malı, mülkü vardır ve herkesin malı mülkü kendisine aittir, masundur, kimsenin buna yan bakmaya gözü ve hakkı yoktur. Ve bu hak, o kadar mühim bir şeydir ki Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam, birçok tavsiyelerinde; ‘Bana ahirete geldiğinizde başka türlü kusurla, günahla gelin amma, kul hakkıyla gelmeyin’ buyurmuştur. Bunun manası başkalarının her türlü malı, para vesaire gibi hakkına son derece riayetkâr olmamızın gerekli olduğudur.” Devam edecek… Selam hidayete tabi olanlara…