DOĞU TÜRKİSTANIN BİTMEYEN ÇİLESİ

Abone Ol

ÇİNLİLER , Şincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Müslüman Türklere karşı uygulamakta oldukları inanç ve kültür baskıları sonucu ortaya çıkan dehşet saçan uygulamalar ve buna bağlı büyüyen sorunlar yumağı, kabil-i telif olmayan yeni tehlikeli gelişmelere zemin hazırlayıcı niteliktedir.

Çin Hükümeti’nin, Uygurların en masum dini ritüellerini bile ‘radikal İslam’ nedenselliği (illiyetti) ile engellemeye kalkışması ve ortaya çıkan tahrik edici sertleşme politikası sonucu insan avına (manhunt) çıkması dikkat çekicidir.

Yirminci yüzyılın başlarında Çin’de, İmparatoriçe Dowager Cixi’nin yapısal reformları sonucu, çağdışı ‘bin çizikli ölüm’ ve özellikle ahşaptan dört köşeli boyunduruk  (cangue) işkence aletleri yasaklanmışken, bu işkence metotlarını çağrıştıran uygulamaları Müslüman Uygur Türklerine tatbik etmeye çalışan Çin yönetimi, ulusalcı Chiang Kai-shek’in bir zamanlar  uyguladığı yöntemlerinden daha bir türlü çıkamadığını göstermektedir.

Şincar Uygur Özerk Bölgesi’nde olayların izlediği seyir göz önüne alındığında, yaşanmakta olan olumsuzlukların örtbas edilmeye çalışılması ve Beijing’in, yaşanmakta olan gerçekleri tevil etmeye kalkışması, bu bölgedeki sindirme politikasının sona ermediğinin bariz bir göstergesi olsa gerek.

Çin yönetimi, Şincar Uygur’daki petrol, doğalgaz, kömür gibi önemli kaynakların ekonomik parsasını elde etmeye devam etmek için büyük engel olarak ortaya çıkan Uygur Türklerinin direnç noktalarını ortadan kaldırabilmek için dikkatleri farklı noktalara çekmeye çalışmaktadır.

Mao Zedong’tan sonra, Deng Xiaoping ve 1978 sonrası Çin liderlerin pazar ekonomisine yönelik politikaları enerjiye olan ihtiyacı daha da artırmıştır. Çin’de üretime paralel olarak enerji ihtiyacı arttıkça, Şincan Uygur Özerk Bölgesi’ne karşı tutum daha da sertleşme eğilimi göstermektedir. 2013 Mart’ında Çin Ulusal Halk Kongresi’nde yapılan seçimde işbaşına gelen Xi Jinping ve Li Keqiang, Çin’de daha iyi bir yaşam standardı amacıyla sosyalizmi Çin özellikleriyle konsolide edeceklerini ilan ettikten sonra ortaya konan reform girişimlerinin esamesinin bile  özerk Şincan bölgesinden geçmemiş olması dikkat çekicidir.

Çin petrol rezervinin üçte biri, kömür rezervinin üçte ikisi ve en büyük doğalgaz üretim merkezinin Şincar Uygur Özerk Bölgesi’nde yer alması, ayrıca altın, bakır ve uranyum cevherleri bakımından da bu bölgenin zengin yataklara sahip olması, ister istemez burayı önemli bir stratejik cazibe merkezine dönüştürmüştür. Petrol ve doğalgaz yataklarının ana alanlarından Tarım, Turhal ve Karamay (petrole atfen, Karasu )’da her yıl yeni yeni rezerv alanlarının tespit edilmesi dikkat çekicidir.

Bir milyon altı yüz bin km2 yüzölçümü ile Türkiye’nin bir kat büyüklüğüne sahip olan Doğu Türkistan, Manchu, Han, Moğol, Hui ve Tibetlilerin çoğunluğunu oluşturduğu Çin’de, 1878 yılında ‘Büyük Ejderhalar’ betimlemesiyle, ‘Çin’i Güçlü Kıl’ projesi zaman içerisinde, ‘Çinlileri Zengin Kıl’ (qiu-fu) söylemine yenik düşmeye başlamasıyla, yeraltı zenginlikleriyle ön plana çıkmaya başlayan Şincar bölgesinin asli sahipleri olan Uygur Türkleri, bir bakıma sağlıksız (destructive) şekilde büyük yoksulluğa itilmeye başlanmıştır.

Şincar Uygur Özerk Bölgesi, son İmparator Puyi’nin 1924’te uzaklaştırıldığı ‘Yasak Şehir’ (Forbidden City)’in bir benzeri ve rol modeli olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu özerk bölgede yaşanmakta olan insanlık dramı da ne yazık ki, Ortadoğu’da enerji kaynaklarının ortaya koyduğu olaylar zincirinin bir halkası konumuyla teberrüz etmektedir.

Çin, Şincar’ın enerji kaynaklarını sömürme adına bu özerk bölgede sistematik bir sindirme politikası ortaya koymaktadır. Bir zamanlar Mançuların domine ettiği güdümlü soykırım uygulamalarının benzeri şu anda Doğu Türkistan’da Müslüman Türklere uygulanırken, ‘Yaşlı Buda’ (lao-fo-ye) önünde diz çöken zihniyetin, şu anda olaylara ‘radikal İslam’ gibi farklı imleme yüklemeye kalkışması ise düşündürücü olsa gerek.