Doğru adım, doğru strateji

Abone Ol

İlkokul çağlarımızda bizlere öğretilen klasik bir tanımlama vardı: Türkiye, dünyada kendi kendine yetebilen 7 ülkeden birisidir. Zaman içinde bunun böyle olmadığını öğrendik. Çünkü ardı ardına gelen hükümetlerin yanlış tarım politikaları dolayısıyla Türkiye, gıda ithalatçılarının mekânı haline gelmişti. Canlı hayvan ve karkas etle sınırlı kalmayan, samandan bakliyata, patatesten fıstığa sıçrayan tarım ithalatı, vatandaşımızın sofrasını yerli olmaktan çıkarmıştı. Buğday, pirinç, et ve bakliyat derken gıda ve tarım ürünlerinde ithal edilmedik ürün neredeyse kalmamıştı. Türkiye’nin fiyatı artan her gıda ve tarım ürününde ithalata başvurması, “yerli ve milli tarım” tanımını da pek çok alanda olduğu gibi sadece laftan ibaret bir halde bırakmıştı.

Türkiye, aslında tarım cenneti bir ülke. Özellikle seracılık yöntemiyle dört iklimde istediğimiz sebze ve meyveyi rahatça yetiştirebiliyoruz. Peki, vatandaşımız çarşı pazarda ve markette, bu ürünleri neden pahalı alıyor ve sofralarına koyarak yemek zorunda kalıyor?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “gıda terörü” olarak nitelendirdiği bu durumdan, hükümetin hiç mi suçu yok?

Elbette suçu var. Zira, yukarda ifade ettiğimiz gibi, nice hükümet gibi, bu hükümet de 17 yıldır “tarım politikalarını” yok saydı. Vatandaşın yiyeceğe daha uygun ortamlarda ve daha ucuz fiyata ulaşması yönünde doğru adımlar atmadı.

Özellikle, tarladan tabağa ulaşacak gıdanın sebze meyve hallerine gelmesini sağlayan aracıların, fahiş miktarlarda kâr etmesinin önüne set çekilmesi yönünde hiçbir önlem alınmadı.

Ve, gelinen nokta! Hükümet, tanzim satış yöntemiyle çarşı pazardaki ve marketlerdeki gıda fiyatlarının dengelenmesi yönünde kendince sözde bir eylemin içine girdi.

Vatandaşımız bir kilo domates, bir kilo patates alabilmek için tanzim satış noktalarında saatlerce ayakta ve sıra bekliyor.

Tanzim satış noktaları çarşı pazardaki fiyatlarda bir oynamaya ve dengelenmeye neden olabildi mi? Geçtiğimiz cumartesi kendi semtimizin pazarında bunu test etme imkânı buldum. Maalesef hiçbir gıda ürününde fiyat düşmesi yaşanmamıştı ve pazardaki esnaf, yine fahiş fiyatlarda gıdaları satmaya devam ediyordu.

Bir hükümetin görevi asli olarak tarım ve hayvancılık politikalarını geleceğe yönelik olarak hazırlamak, 5 yıllık, 10 yıllık plan ve stratejiler oluşturarak, vatandaşlarının ucuz şekilde gıdaya ulaşabilecekleri zincirleri kurmaktır.

Bir hükümetin işi, tanzim satışlar oluşturarak birkaç kiloluk domates ve patates satarak insanını kuyruklara mahkûm etmek değildir.

Mazotun 6 lirayı geçtiği, gübrenin, ilacın arşa çıktığı bir ülkede öncelikle tarım sektörünün sorunlarını çözebilecek bir iradeye ihtiyaç vardır.

Ve, tarlada ürün ortaya çıktıktan sonra tabağa gelinceye kadar yaşanacak olan zincirdeki kâr halkalarında aracıların estirdiği terörün nasıl ortadan kaldırılabileceği noktasında bir çözüm bulunması gerekmektedir.

Bunun için doğru dürüst bir hal yasası ortaya konulmalı ve vatandaşın fahiş fiyata gıdaya ulaşmasına yol açan zincirin halkalarına müdahale edilmelidir.

Tarım politikaları doğru şekilde ayarlanırsa ve üretici desteklenirse, çok daha ucuz fiyata gıda üretimi sağlanacak, insanımızın sofralarında yerlilik ve millilik daha çok oluşturulabilecektir.

Bütün bunlar, nutuk atmakla sağlanmaz… Doğru adımlar, doğru stratejiler ve doğru hamleler ile gerçekleştirilebilir.