Doğayı keşfetme heyecanı

Abone Ol

İnsan yeni yerler gördüğünde ne kadar hayıflanıyor, buralara neden daha önce gelmemişim diye.

Aklımızdan bile geçmezdi hala musluklarından baldan tatlı suların içilebileceği yerlerin kalabildiğine.

Bol ağaçlı bir patikada yürürken, acaba neden Karadeniz de ormanlar yanmaz da hep Ege ve Akdeniz in ciğerleri tutuşur diye bir kez daha düşünüyorum.

Zaten çok sıcak bir bölge olan güneyde bir de çöle dönüşmüş coğrafya ne kadar zavallı bir görüntü vermekte.

Bu yüzden hayalet tepelere dönüşmüş Selçuk un kömür renkli ağaçlarını görmemek için yolumu değiştiriyorum.

İnsanın ruh sağlığını bozan simsiyah, kömür bedenli ağaç gövdeleri bir milletin utanç görüntüleri.

Güney batının kızılçamları, sığla ağaçları da olmazsa iyice yoksullaşan çehresi.

Bir Karadeniz köyünde sık ağaçları takip ettiğim orman yolunda, insanların en önemli hazinesi ağaçları selamlıyorum tek tek.

Kuş seslerinin duyulabildiği, hatta tanınmış bazı kuş çeşitlerinin hala arzı endam ettiğini izliyoruz heyecanla.

Sultansazlığı nda çocuklar nasıl şaşırmışlardı onların resimlerini çekerken.

Kaba insanlar için kullanılan angut sözünün ne kadar yanlış manalandırıldığını anlatmıştı rehberimiz.

Son derece centilmen bir kuş angut. Hep eşiyle elele gezmekte. Vefada bir simge. Eğer eşi ölürse başında taşlaşır bekler, bir yerlere ayrılamaz. Bu kadar içli, sevgi dolu bir kuşun isminin kaba saba insanlara verilmesi haksızlık işte.

Kayseri deki bu saklı kuş cenneti eskisi kadar görkemli olmasa da, rehberimiz binlerce flamingonun yaşadığı geçmişi anlatıyor, masalımsı bir tatla.

Balıkçılların, kırlangıçların, kızkuşlarının, sığırcıkların, sumruların cennetini, göller üzerinde yüz binlerce kuşun mesut hayatını, yeniden canlandırma çalışmalarını. Ne ki kuraklık fena halde belini bükmekte.

Erciyes eteklerinden gelen Karapınar, Çayırözü, Soysallı pınarları ile buralar yeniden hayat bulabilir. Kurumuş Sultansazlığı tekrar dünya turizmine açılabilir. Kuşların cenneti sadece biraz daha ilgi ve sevgi beklemekte. Yüzyıllardır yollarını şaşmayan kuşları susuzluk ve kuraklığın geri püskürtmesine izin verilmemeli.

Antalya için mavi yaşam, deniz, neyse buralarda da sazlıklar ve kuş kolonilerine yuva olan göller o demek. Muğla da, İzmir de sizi karşılayan zümrütten deniz damlaları gibiydi. Develi deki toprak uygarlığı. Develerin izini sürerek çıktığımız yolculukta, kadınlar yün heybeleri sırtlarında o bitmeyen yaz işleri ile meşgullerdi.

Hayvancılığın ağır geçen sorumluluğunu, koyun ve inek sütünü anında sağar sağmaz değerlendirmeleri gerektiğini, sıcakların süte vereceği zarara yakalanmamak için sanki buralarda güneş daha erken doğmakta idi.

Anadolu da güneş erken doğmakta çünkü İstanbul da hiç alışık olmadığımız, o acar horozun bizi uyutması mümkün değil.

Bu Karadeniz köyünde hava değişikliğine alışmaya çalışan tembel bedenlerimizi bir çalar saat gibi uzun uzun öterek uyandırmaya çalışmakta, "kalkın uyuşuklar, hani siz burada ormanın gizli yerlerini keşfedecektiniz, Havva teyzenin anlattığı zaman tüneline girecektiniz, yüksek yaylalardan otlar toplayıp doğayı keşfe çıkacaktınız.

Havva teyze, ev tipi turizme yönelse iyi olacak, biz uyurken sıcacık ekmekleri ne zaman avludaki ocakta pişirdi acaba.

Biraz şehir evlerinin konforunu arasa da çocuklar, arada; mahrumiyet burası şu yok bu yok diye söylenseler de. Zaman tüneli nefis.

Benimse tek sıkıntım köyde internet yok, ilçe kırk dakika, yazı işini halletmek biraz zorlamakta.

 Ama bu kadar doğal güzelliğin, karşıdaki kızıl dağların, ağaç ve yeşil festivalinin de bir bedeli olsa gerek.