Doğanın isyanı

Abone Ol

Doğa kendi doğasında iken güzeldir. Doğasızlık da hayat dışılıktır. Doğa doğasında olduğunda ve müdahale edilmediğinde kendi kendisini dengeliyor. Son yıllarda yaşanmakta olan önemli olaylardan biri de artık gerek sezgilerle ve gerekse bilimsel düşünülmeye başlayınca, yaşanmakta olan olaylar zincirinin içerdiği tehlikeler fark edilebiliniyor. Dünyayı insanlığa zehir eden olgular öylesine çoğalıyor ki, bunları izlemekte ve hatta önlemekte bile zorlanılıyor. Enformatik abanma ve güç insanlığı sağlıklı düşünmekten alıkoyuyor.

Bundan bir iki yıl önce "kuş gribi" adıyla koparılan yaygaranın sonuçları, dün bir başka düzlemde olduğu gibi, bugün, bir başka düzlemde dehşet verici boyutta. Kimin ne hesabı var idiyse -elbette bir plan ve niyet içindeydi yapılanlar- amacına ulaşmış görünüyor. Geçmişte hiç tanık olmadığımız bir halin, durumun uydurulması büyük felaketler getirdi. İnsan doğasıyla ve doğanın doğasıyla oynanınca, karşılıkları da çok acımasızlaşıyor. Zavallı tavukların doğal ölümleri bile gerçekleştirilmeden -velev ki gerçekleştirilse bile- itlafları ürkütücüydü. Hayvanların zalimce ateşe atılmaları, kuyulara tıkıştırılması büyük bir zalimlikti. Oysa onların her biri canlı birer varlıktı. Bu canlı varlıklara yapılan bu zulüm elbette karşılıksız kalmayacaktı.

Sanki bir şey varmış gibi, bu işi yapmak için görevlendirilenler, ağızlarına bezler bağlıyor, vebadan korunuluyor duygusuyla hareket ediyorlardı. Hayvanların yakılmaları bağışlanılabilir bir durum değildi. O hengâmede ve gürültüde söylenen hiçbir düşüncenin anlamı bile olmuyordu.

Şimdi ise bir "kene paniği" ile yüz yüze bulunuluyor. Artık iyice düşünmemizi gerektiren bir hayat dışılık ile karşı karşıyayız. Tavukları yok eden zihniyet bir yanıyla uluslararası büyük sermayeden ve hatta dünyaya egemen olmak isteyen güçlerden başkası olmasa gerek. Kendi zehirlerini ve anti zehirlerini kendisi oluşturuyor. Kedinin fare ile oynamasında olduğu gibi insanlık ile oynanıyor.

İlginçtir ki, hayvanların bile uğramasının mümkün olmadığı yerlerde keneler oluyor. Hastanelerde, VİP salonlarında, en olmadık yerlerde. Oralarda ne işleri var ise. Bulaşıcı bir hastalık gibi.

Her gün televizyonlarda, gazete manşetlerinde, dramatize edilmiş olan sahneler zumlanıyor, her gün ölüm olayları gösterime sunuluyor. Ailelerin dramları her gün canhıraş bir şekilde sunuluyor, insanlar paniğe sürükleniyorlar. Bu korku modası insanları en olmadık davranışlara itiyor. Benzeri sahneler kuş gribi modası sırasında da vardı ve dehşet vericiydi.

Bu kalemin sahibi çocukluğunu, delikanlılığını hayvanların arasında ve doğada geçirdi. Sürülerimiz vardı. Keçilerimiz, büyükbaş hayvanlarımız, koyunlarımız. Ahırlarımız ve mereklerimiz tıka basa hayvan doluydu. Köyde binlerce hayvan bulunuyordu. Keneler o zaman da vardı. Tavuklarımız hayvanların arasındaydı. Onlar ahırlarda, hayvanların bacakları arasında dolaşır, keneleri toplarlardı. Sürüyü meraya götürdüğümüzde ise karakuşlar sığırcıklar- gider hayvanların sırtına konar üzerlerindeki keneleri yerlerdi. Hayvanlar da hemen hiç karşı koymazlardı. Söz konusu doğal keneler biz farkında olmadan bir yerimize yapışırlardı, onları alır atardık. Hiçbir zaman da bu gibi durumlarda bir zehirlenme söz konusu değildi. Fakat ne yazık ki zehirli kenelerin oluşu da bir rastlantı olmasa gerek. Bundan iki yıl önce Saadet Partisi Bolu İl Başkanı bir basın toplantısı düzenlemiş, bölgeye gelen yabancıların, turistlerin kene saldıkları ileri sürülmüştü. O zaman Hürriyet gazetesi büyük başlıklar atarak, bu durumu dalgaya almış, alay etmişti. Nedense bu gibi durumların savunmasını hep bu ve benzeri gazeteler üstleniyorlar. Sonuçları artık bugün ortadadır.

Öyle garip, öyle tuhaf bir dönem ki. İnandırıcı olmak bile büyük bir çaba, emek ister. İnandırıcı olunsa bile sözün geçtiği yer ve alan da sınırlıdır. Domates tohumunu bile üretmekten vazgeçen, kendisini başkalarının eline teslim eden bir millete dönüşüldü.

Bütün bunlar düşündürücü değil midir Kim nasıl sağlıklı düşünecek. Düşünülse ne olacak

Sağlıklı yaşamak ise doğanın doğallığındadır.