Doğal Afetlerdeki Uyarılar ? 5

Abone Ol

Hz. Şuayb (A.S.)ın kavmi ölçüyü ve tartıyı eksik yapıyordu. Cenab-ı Hak şöyle buyurdu:

Medyen yakınlarında bulunan bir bölge olan Eyke halkı da

peygamberleri yalancılıkla suçladı. Şuayb onlara şöyle demişti: ALLAH Teâlâ ya

karşı gelmekten sakınmaz mısınız Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir

elçiyim. Artık ALLAH Teâlâ ya karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Buna

karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak

âlemlerin Rabbidir. Ölçüyü tastamam yapın, insanların hakkını eksik verenlerden

olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın.

Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve önceki nesilleri

yaratan ALLAH Teâlâ dan korkun. Onlar şöyle dediler: Sen, olsa olsa iyice

büyülenmiş birisin! Sen de, ancak bizim gibi bir beşersin. Bilki, biz seni

ancak yalancılardan biri sayıyoruz. Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze

gökten azap yağdır. Şuayb: Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir, dedi.

Velhasıl onu yalancı saydılar da, kendilerini o gölge gününün azabı

yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!

Çok sıcak günlerden sonra gökte bulutlar belirmiş,

onların gölgesine sığınmışlardı. Allah bulutlardan ateş yağdırarak azgınları,

asileri yakmış ve cezalandırmıştı.

Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman

etmezler. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 1

Yukarıdaki ayet-i kerimelerde belirtildiği üzere, bütün

bu kavimler kendilerine gelen uyarıları reddettiler ve sapkınlıklarında

direttiler. Sonucunda ise, içlerinden çok az bir kısmı olan Mü minlerin

haricinde tüm bu topluluklar helâk edildiler.

Bu toplulukların ortak özelliği, yaşadıkları hayatın

insanlık onuruna ve ALLAH Teâlâ nın nizamına aykırı olmasıdır. Şüphesiz ALLAH

Teâlâ kendi yarattığı insanlar için böyle bir yaşam dilememiştir. Bu tür bir

yaşam yıkım ve hüsrandan başka bir şeye sebeb olmaz. ALLAH Teâlâ Kur ân-ı

Kerîm de bu gerçeği şöyle belirtmiştir:

Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı,

mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunanlar bozulur giderdi. Hayır, biz

onlara şan ve şereflerini getirdik, fakat onlar kendi şereflerine sırt

çevirdiler. 2

 Bu âyet-i

kerimedeki şan ve şereften maksat: Buna vesile olan Kur ân-ı Kerimdir. Nitekim

İslâm dan önce Arapların hakimiyetleri yarımada nın sınırlarını aşmazken,

Kur ân-ı Kerim ve bu yüce Kitab ın kendisine indiği Hz.Peygamber (S.A.V.)

efendimiz, bu milletin ismini ebedileştirmekle kalmamış, ayrıca Kur ân-ı Kerim

yoluna koyulan pek çok milletleri de cihanın en büyük ümmetlerinden biri olmak

şerefine ulaştırmıştır. Ne yazık ki bugün bizler de kendi şerefimiz olan

Kur ân-ı Kerim e, âyet-i kerimede belirtildiği gibi sırt çevirmişiz.

ALLAH böyle bir yıkıma ve bozulmaya uğramaması için,

kullarına elçiler ve kitaplar göndererek uyarıda bulunmuştur. Zira ALLAH Teâlâ:

Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir peygamberi

memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici değildir.

Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir. 3  buyuruyor.

Peygamberler onlara, yaptıkları kötü işleri

bırakmalarını, ALLAH Teâlâ ya teslim olmalarını ve kendisine itaat etmelerini

öğütlüyordu. Ancak onlar ALLAH Teâlâ ya ve Peygamberlerine başkaldırdılar, dini

küçümsediler ve Mü minlere eziyet ettiler. Herşeyden önemlisi de Peygamberlerin

uyarısını ciddiye almadılar ve:

Hakikaten, gerek bize, gerekse daha önce atalarımıza

böyle bir vaadde bulunuldu. Fakat bu, geçmiştekilerin masallarından başka bir

şey değildir! 4 dediler.

Böylelikle ALLAH Teâlâ nın vadi onların üstüne hak oldu.

Her biri farklı yöntemlerle, ALLAH Teâlâ katından gelen azabla yok edildiler.

ALLAH Teâlâ onların haberlerini Kur ân-ı Kerîm de açıkça bildiriyor:

Böylece Rablerinin peygamberlerine karşı geldiler. O da

onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi. 5

Medyen e de kardeşleri Şuayb ı gönderdik ve Şuayb: Ey

kavmim! ALLAH Teâlâ ya kulluk edin, ahiret gününe umut bağlayın, yeryüzünde

bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın, dedi.

Fakat onu yalancılıkla itham ettiler. Derken, kendilerini

bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar. 6 

İşte şu ülkeler, zulmettikleri zaman onları helâk

ettik. Onları helâk etmek için de belli bir zaman tayin etmiştik. 7

 1- Şuara

sûresi:176-191

 2- Mü minun

sûresi:71

 3- Kasas sûresi:59

 4- Mü minun

sûresi:83

 5- Hakka sûresi:10

 6- Ankebût

sûresi:36-37

 7- Kehi sûresi:59

MEHMET TALU