Hz. Şuayb (A.S.)ın kavmi ölçüyü ve tartıyı eksik yapıyordu. Cenab-ı Hak şöyle buyurdu:
Medyen yakınlarında bulunan bir bölge olan Eyke halkı da
peygamberleri yalancılıkla suçladı. Şuayb onlara şöyle demişti: ALLAH Teâlâ ya
karşı gelmekten sakınmaz mısınız Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir
elçiyim. Artık ALLAH Teâlâ ya karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Buna
karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak
âlemlerin Rabbidir. Ölçüyü tastamam yapın, insanların hakkını eksik verenlerden
olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın.
Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve önceki nesilleri
yaratan ALLAH Teâlâ dan korkun. Onlar şöyle dediler: Sen, olsa olsa iyice
büyülenmiş birisin! Sen de, ancak bizim gibi bir beşersin. Bilki, biz seni
ancak yalancılardan biri sayıyoruz. Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze
gökten azap yağdır. Şuayb: Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir, dedi.
Velhasıl onu yalancı saydılar da, kendilerini o gölge gününün azabı
yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!
Çok sıcak günlerden sonra gökte bulutlar belirmiş,
onların gölgesine sığınmışlardı. Allah bulutlardan ateş yağdırarak azgınları,
asileri yakmış ve cezalandırmıştı.
Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman
etmezler. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 1
Yukarıdaki ayet-i kerimelerde belirtildiği üzere, bütün
bu kavimler kendilerine gelen uyarıları reddettiler ve sapkınlıklarında
direttiler. Sonucunda ise, içlerinden çok az bir kısmı olan Mü minlerin
haricinde tüm bu topluluklar helâk edildiler.
Bu toplulukların ortak özelliği, yaşadıkları hayatın
insanlık onuruna ve ALLAH Teâlâ nın nizamına aykırı olmasıdır. Şüphesiz ALLAH
Teâlâ kendi yarattığı insanlar için böyle bir yaşam dilememiştir. Bu tür bir
yaşam yıkım ve hüsrandan başka bir şeye sebeb olmaz. ALLAH Teâlâ Kur ân-ı
Kerîm de bu gerçeği şöyle belirtmiştir:
Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı,
mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunanlar bozulur giderdi. Hayır, biz
onlara şan ve şereflerini getirdik, fakat onlar kendi şereflerine sırt
çevirdiler. 2
Bu âyet-i
kerimedeki şan ve şereften maksat: Buna vesile olan Kur ân-ı Kerimdir. Nitekim
İslâm dan önce Arapların hakimiyetleri yarımada nın sınırlarını aşmazken,
Kur ân-ı Kerim ve bu yüce Kitab ın kendisine indiği Hz.Peygamber (S.A.V.)
efendimiz, bu milletin ismini ebedileştirmekle kalmamış, ayrıca Kur ân-ı Kerim
yoluna koyulan pek çok milletleri de cihanın en büyük ümmetlerinden biri olmak
şerefine ulaştırmıştır. Ne yazık ki bugün bizler de kendi şerefimiz olan
Kur ân-ı Kerim e, âyet-i kerimede belirtildiği gibi sırt çevirmişiz.
ALLAH böyle bir yıkıma ve bozulmaya uğramaması için,
kullarına elçiler ve kitaplar göndererek uyarıda bulunmuştur. Zira ALLAH Teâlâ:
Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir peygamberi
memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici değildir.
Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir. 3 buyuruyor.
Peygamberler onlara, yaptıkları kötü işleri
bırakmalarını, ALLAH Teâlâ ya teslim olmalarını ve kendisine itaat etmelerini
öğütlüyordu. Ancak onlar ALLAH Teâlâ ya ve Peygamberlerine başkaldırdılar, dini
küçümsediler ve Mü minlere eziyet ettiler. Herşeyden önemlisi de Peygamberlerin
uyarısını ciddiye almadılar ve:
Hakikaten, gerek bize, gerekse daha önce atalarımıza
böyle bir vaadde bulunuldu. Fakat bu, geçmiştekilerin masallarından başka bir
şey değildir! 4 dediler.
Böylelikle ALLAH Teâlâ nın vadi onların üstüne hak oldu.
Her biri farklı yöntemlerle, ALLAH Teâlâ katından gelen azabla yok edildiler.
ALLAH Teâlâ onların haberlerini Kur ân-ı Kerîm de açıkça bildiriyor:
Böylece Rablerinin peygamberlerine karşı geldiler. O da
onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi. 5
Medyen e de kardeşleri Şuayb ı gönderdik ve Şuayb: Ey
kavmim! ALLAH Teâlâ ya kulluk edin, ahiret gününe umut bağlayın, yeryüzünde
bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın, dedi.
Fakat onu yalancılıkla itham ettiler. Derken, kendilerini
bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar. 6
İşte şu ülkeler, zulmettikleri zaman onları helâk
ettik. Onları helâk etmek için de belli bir zaman tayin etmiştik. 7
1- Şuara
sûresi:176-191
2- Mü minun
sûresi:71
3- Kasas sûresi:59
4- Mü minun
sûresi:83
5- Hakka sûresi:10
6- Ankebût
sûresi:36-37
7- Kehi sûresi:59
MEHMET TALU