Dizi filmler ve Kapadokyaya yakışmayan bir dizi

Abone Ol

Dar anlamda yani bugünkü Kapadokya olarak bilinen Nevşehir bölgesi peribacaları, yer altı şehirleriyle, yer altı ve yerüstü kayadan oyma evleriyle ve eşsiz vadisiyle milyonları büyülüyor. Yerli ve yabancı turistlerinde adeta bir cazibe merkezidir. Her yıl üç milyona yakın turist bu harika bölgeyi ziyaret ediyor.

Kapadokya bölgesi turistler kadar film şirketlerinin de bir çekim merkezidir. Son yıllarda bölgede diziler çekiliyor. Özellikle “Asmalı Konak” bölge için bir milat oldu denilebilir.

Bölgenin tarihi yapısı kadar doğal güzelliği, naif yapısı da bölge için proje üretenleri bu bölgeye çekmeye devam ediyor. Turizmciler ve sinemacılar özellikle de Nevşehir’in bir adım doğusundaki Uçhisar, Göreme ve çevresini mesken tutmaktadırlar. Bölgede otantik yerler bu yerleşim yerlerinden de ibaret değildir. Henüz keşfedilmemiş ne güzellikte yerler de vardır.

Kapadokya bölgesinde TV kanallarının çoğalmasıyla diziler furyası bu bölgede çiçek açtı denilse yeridir. Ancak bu bölge yeni keşfedilmiş değildir. Geçmiş yıllarda da filmler çekildi.

Otuz kırk yıl önce de bu bölgede vasatın üzerinde filmlerin çekildiğini biliyoruz. Ancak bu filmler her ne kadar doğal bir film platosu niteliğindeki Kapadokya görsellerine ağırlık verseler de filmlerin çoğu bölgenin dokusuna maalesef uymadı. Mesela “Bir Ceza Avukatının Anıları” filmi de bunlardan birisidir. Film, Adı tarihe karışmış Lale Otobüsleri, Kervansaray Otobüslerinin revaçta olduğu yıllarda çekilmişti. Ancak bu ve benzeri filmler

bölgenin her ne kadar biraz tanıtımına katkı sağlamış olsalar da gerçeğin çok uzağında kaldılar.

Bugünlerde de Kapadokya bölgesinde birkaç dizi film çekiliyor. Bu dizilerden birisi de Fakirt Baykurt’un yetmişli yıllarda filme çekilen “Yılanların Öcü” filmidir.

Günümüzde özellikle konu sıkıntısı çeken şirketler ya nostaljik veya popüler şarkı sözlerine takılıyorlar, ya bazı klasikleşmiş filmleri dizi haline getiriyorlar ya da ünlü romancıların romanlarını dizi film çekerek günümüze uyarlıyorlar. Ancak bu uyarlamalar ne yazık ki hayatta olmayan yazarların kemiklerini sızlatıyor. Peyami Safa’nın romanları da maalesef son yıllarda filmciler tarafından dizi film yapılarak yazara büyük haksızlık yapıldı. Yazar hayatta olsaydı bu tür girişimlere sanırız karşı çıkardı. Her neyse bu uyarlamalar edebiyatçılara ve bu sektörün emekçilerine maddi olarak katkı sağlıyor. Ancak yönetmen ve yapımcılar nasıl bir yol ve yöntem izlerlerse izlesinler sanat eseri olarak çekilen filmler veya diziler görsek ve içerik olarak taklitten öte gidemiyor. Denilebilir ki özellikler de yabancı filmlerin birer kötü kopyası konumunda kalıyorlar.

Kapadokya’da çekimleri süren dizi film“Yılanların Öcü” üzerinde kısaca durmak istiyoruz.

Romanın yazarı diziyi seyrederken neler düşünüyordur onu bilemeyiz, ancak bölgeyi ve romanın konusunu bilenleri şaşırttığını düşünmekteyiz. Dizi film her ne kadar uyarlama olsa da romanın yeni versiyonu, konuyu yansıtmada oldukça açmazlara düşüyor.

Malum olduğu üzere film güneydoğuda çekilmişti. Bölgenin feodal yaşantısını yansıtan filmden de etkilendiği izlenimi veren dizi film bugünle dün arasında bocalıyor. Bugünü dünün gözünden anlatmak iyi bir ustalık gerektirir. Ancak dizi bu işi tam manasıyla birçok açıdan beceremeden bazı hileleri örtmeden yapmaya çalışıyor. “Yılanların Öcü”nü bilenler, bölge yaşantısını görenler dizi filmin gerçeklerin çok ötesinde olduğunu açıkça anlarlar. Anlaşılan o ki en basit bir örnekleme ile tarlada çapa çapalayan ırgatların işi ve zamanı dahi iyi etüt edilmemiş. Herhalde diziyi çekenler kış gelene kadar boş tarlayı çapalamaya devam ettirecekler (!...)

Irgatlarda ırgatlara benzese bari…

Bugüne kadar tarlada böyle çalışan ırgatlar görmedik!

Bir de tarlada çapa mı yaptığı yoksa gevezelik mi yaptığı belli olmayan film kahramanlarının sudan bahanelerle tarladan ayrılmaları var ki tarımla uğraşanları şaşırtmakla kalmıyor adeta bir komedi filmi izlettiriyor.

Dizi film bir yandan insanı geçmişle götürmeye çalışıyor diğer yandan da bu çağa ayak uyduramayan ancak bu çağın teknolojisiyle ortak bir görüntü veriyor. Gerek bu dizi film ve gerekse diğer dizi filmlerde görseller ilgi çekiyor. Dizi filmlerin ilgi çekenleri vardır olacaktır da ancak bu veya başka bölgelerde film veya dizi filmler için bölge iyi etüt edilmelidir. Gerçeği yansıtsa veya yansıtmasa da nitelikli çalışmalar yapılmalıdır. Ancak bölgenin sosyolojik yapısı da göz ardı edilmemelidir. “Yılanların Öcü” dizisi veya başka bir dizi de ağalık sistemini bilerek veya bilmeyerek çekmeye kalkarsanız bir yere varamazsınız. Bir de özellikle çekilen diziler topluma ne vermektedir, bu sorunun cevabı aranmalıdır. Cinsellik ve şiddet konularına girmiyorum bile. Ancak İzleyicilerin kafalarında oluşturulan algılarda yapımcıların ve yönetmenlerin sorumlulukları da vardır. Bunu da hatırlatmak isteriz.

Dizi filmler bir roman veya tefrika gibi çatışma ve olay kurgusuyla seyredenleri kendine bağlıyor. Bağlıyor bağlamasında da dizi filmlerin pek azında (yok denilse yeridir) insanlığı sarmalayan kendi kültürümüzden, köklerimizden izler var. Bu tür olumlu denebilecek bir iki dizi de zaten ömrü fazla sürmüyor.

Reyting canavarına yenik düşüyor!

Ancak dizilerin çoğunluğu da ne yazık ki Türk aile yapısını tahrip etmeye devam ediyor.

Televole kültürü bize hiç bir şey kazandırmaz ancak aile yapımızı mahveder. Bu görevini de layıkıyla yapıyorlar.

Her alanda ablukaya alınmaya çalışılan Türkiye, kültür ve sanat alanında da kültür emperyalizminin de kuşatması altındadır.