Diyarbakır’da Hadis ve Babanzâde Ahmed esintisi…

Abone Ol

Bu satırları, doğunun revnaklı diyarı Diyarbakır’dan yazıyorum…

“Güncel Hadis Meseleleri ve Babanzâde Ahmed Naim Uluslararası Sempozyumu”nu duyunca sevinçle biletimi alıp Diyarbakır’a geldim. Kasımın 5. ve 6. günleri bu şehir, evrensel inancımızın temel kaynaklarından ikincisi olan hadis ilmini baz alarak, TBMM’nin Diyanet İşleri Başkanlığı’nı görevlendirdiği, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi görevini verdiği ömrünün son dokuz senesini hadis ilmi üzerine hasretmiş olan ve Tecrid-i Sarih’in giriş bölümüne neredeyse 500 sayfayı bulan hadis ilmi ve usulü üzerine büyük bir “hadis metodoloji” çalışması yaparak bu ilme büyük katkı yapmış ve Tecrid-i Sarih’in ilk üç cildini mükemmelen tercüme ve şerh etmiş olan Babanzâde Ahmed Naim’in hayatı, eserleri ve hadis ilmine katkılarını bu sempozyumda konuşacaklar. Hadis ilmi ve gerçek bir âlim ve mütefekkir olan Babanzâde Ahmed Naim için, 25 oturumluk zengin bir ilim insanı katılımı ile yapılan sempozyum, çok anlamlı. İşte bu anlam ve önemi bilen ülkemizin güzide üniversitelerinden Diyarbakır Dicle Üniversitesi, Mardin Artuklu Üniversitesi, Bingöl Üniversitesi, bir araya gelerek uluslararası bir sempozyum düzenlemişler. Üç güzide üniversitemizin yetkililerini bu anlamlı ve önemli girişimden dolayı kutluyorum. Sempozyumun düzenlenmesine başta Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Kayapınar Belediyesi, UMAD (Uluslararası Müslüman Âlimler Dayanışma Derneği), Kadim Akademi, İlim Yayma Cemiyeti Diyarbakır Şubesi imkânlarıyla destek vermişler. Bu vesileyle onları ve sempozyuma ev sahipliği yapan Diyarbakır Valiliği’ni de tebrik ve teşekkür ediyorum.

Bu noktada Babanzâde Ahmed Naim kimdir? Maalesef bu büyük âlim ve mütefekkir ülkemizde yeterince tanınmıyor. Babanzâde Ahmed Naim 1873 ile 1934 yılları arasında yaşamış büyük bir âlim. Babanzâdeler Süleymaniye şehrini kuran bir aile. Ahmed Naim’de bu aileden geliyor. Onun biyografisini inşallah yarın anlatmaya çalışacağım. Bugün izleyemeye çalışacağım sempozyumdan bazı bilgiler aktaracağım inşallah. Bu noktada Ahmed Naim, Kürt asıllı ümmetçi bir aydın. Lakin Türkçeye en fazla hizmet etmiş İslâmcı bir aydın. Nitekim onun hakkında bir risale yazan Muallim M. Cevdet onun tercüme konusunda yaptığı hizmetleri şöyle anlatıyor: “Yunan ıstılahlarına Arapça karşılık koymakta çok isabet gösteren Huneyn bin İshak ve Sabit bin Kurre gibi ilk Abbasiler devrinin parlak mütercimleri yanında on bir asır sonra Türk topraklarının yetiştirdiği meşhur riyaziyeci Hoca İshak’ı zikretmek ne kadar doğru ise, felsefe sahasında da en değerli mütercim olarak Ahmed Naim’i tanımak ve onu Türk dilinde ikinci bir Huneyn olmak üzere kaydeylemek katiyen haksız değildir.  Ahmed Naîm’in İlmü’n-Nefs’i yazarken felsefe bağlamında kullandığı 1900 ıstılah iyi tetkik edilir ve eserin aslına ne kadar uygun şekilde ve ne büyük bir isabetle tercüme olunduğu araştırılırsa bu hakikat, teslim edilir.”

Yine hadis ilmine yaptığı katkıları Muallim Cevdet şöyle dile getirir: “Gariptir ki Müslüman geçinen memleketimizde Peygamberimizin sahih hadislerini öğreten ve Buharalı bir Türk âlimine nispetle ‘Buhârî’ denilen mukaddes kitap, Türkçeye hakkıyla tercüme edilememişti. Ahmed Naim, bu işi şan ve şerefle başarmıştır. Onun adı, bu vesile ile kıyamete kadar anılacaktır.  Tercümenin o kadar sade olmaması söz götürür. Fakat isabetine bir şey söylenemez. Ahmed Naîm’in ‘Buhârî’ tercümesine yazdığı mukaddimenin en canlı ve en ilmî faslı ‘Hadislerin Metodolojisi’dir.”

Babanzâde, Mehmet Âkif’in “sahabelerden sonra en çok sevdiği şahsiyet”… Yazıyı noktalarken onun Darülfünun’da Felsefe Dersleri Müderrisi, Sebilürreşad’ın yazarı olarak Kürtlerle ilgili Meclis-i Ayan’da bir beyanatını aktarayım:

“… Kürt Kavmi Hazreti Faruk zamanında camia-i İslamiye’ye girmiş ve o zamandan beri İslâm’ın kılıcı ve kalkanı olmuştur. Kürtler, camia-i Osmaniye’ye tav’an girmişlerdir ve tav’an çıkmazlar. Bin seneden beri Türklerle Kürtler kardeş olmuşlar ve bir batında yapışık olarak ikiz doğan kardeşlere müşabihtir. Binaenaleyh bunlar birbirlerinden ayrılırsa ikisi de mahvolur…”

Ahmed Naim Beyefendi’nin bu nutku Osmanlı Meclis-i Ayan’ın bütün azaları tarafından tasvip edilmiş ve Seyyid Bey, “Bu hususta söz söyleyecek en salahiyaddar zevattan birisi de sizsiniz. Hissiyat-ı necibe ve aliyenizden dolayı sizi şayan-ı tebcil-i takdir görürüm” mukabelesinde bulunmuştur. (Sebîlürreşâd, c.18, S. 461, s.226).