Terörün sona erdirilmesi amacıyla başlatılan görüşmeler
toplumun büyük bir kesiminden destek alırken, bu gelişmeleri MHP gibi vatana
ihanet olarak nitelendirenlerde var. Bu ülkede barışın tek şartının tek
terörist kalmayana kadar yok edilmesi gerektiği yaklaşımının bugüne kadar sonuç
vermediği düşünülürse, barış için görüşmelerin ve müzakerelerin başlatılmış
olmasını dikkatle izlemek gerekiyor. Daha önce de belirttiğim gibi, terör
örgütünün toptan silah bırakması, örgüt militanlarının silahlarını teslim
ederek topluca Kuzey Irak’a çekilmeleri söylem planında kolay ve caziptir ama
uygulamada sanıldığı kadar kolay değildir. Bunun çeşitli sebepleri olmakla
birlikte terör örgütünün Öcalan’ın bir işareti ile silah bırakmayacağını görmek
gerekiyor. Kaldı ki, PKK terör örgütünü tek bir merkezden ve irade tarafından
yönetildiğini ve yönlendirildiğini söylemek de işin aslını görmemek/görmek
istememek anlamına gelir.
Zaten barış görüşmelerinin başlaması ile Paris’te üç
PKK’lının öldürülmesi terörün devam etmesinden yana olan kesimlerin bulunduğunu
gösteriyor. Bu kesimlerin içinde bazı devletlerin istihbarat örgütleri
bulunduğu gibi PKK içinde de barıştan yana olmayanların bulunduğu kesin. Çünkü
Paris’te öldürülen PKK’lıların Diyarbakır’daki cenaze töreninin olaysız ve
barış istekleri arasında geçmesine karşılık Mardin’de devlet hastanesinin acil
servisinde nöbet bekleyen polislere yapılan saldırı ve bu saldırıda bir polisin
şehit olması sanıyorum bu görüşümüzü doğrular niteliktedir.
Kısacası PKK tek bir el tarafından yönetilen, tek başlı bir
örgüt değildir. Bu örgütü kurup besleyip büyüterek bugüne gelmesini sağlayan
bazı dış güçlerin barış istemediği kesin. Kaldı ki, Türkiye içindeki terör
örgütü militanları Öcalan’dan gelecek talimata uyarak silahlarını ne ölçüde
bırakacak ve Türkiye’yi terk edecektir bu da bilinmiyor. Bunun da ötesinde
ülkemizdeki militanların Türkiye’yi terk etmeleri terör örgütünün yok edildiği
anlamına gelir mi, bu da bilinmiyor. Çünkü örgüt militanlarının Kuzey Irak’a
çekilmesi ile terör örgütünün kökünün kazınması farklı şeylerdir.
Bunları belirtirken barıştan umutsuz değilim. Çıkılan yolun
kolay bir yol olmadığına, özellikle de terörün dış desteklerinin elleri
kırılamadığı sürece bu örgütü Türkiye’yi belli davranışlara zorlamak için
kullanmaya devam edeceklerdir. 30 yıla yaklaşan bir süreden beri hayatlarını
terör içinde geçirenlerin barış ortamına kolayca intibak etmeleri de
beklenmemelidir.
Bu noktada bir hususa daha dikkat çekmek istiyorum.
Diyarbakır’da cenaze töreninde olayların çıkmaması, provokasyonların
gerçekleşmemiş olması elbette iyi bir gelişmedir. Ancak, BDP’nin istediği an
sükûneti sağlayabildiği, istediği an da ortalığı karıştırabileceğini gösteren
bir husustur. Bu bakımdan bölgede geçmişte yaşanan çatışma ve saldırılarda son
gelişmelere bakıldığında BDP’nin payının olduğu akla gelmez mi
Denebilir ki, BDP Diyarbakır’daki cenaze töreni vesilesiyle
`Beni görmezden gelerek barışa ulaşamazsınız’ mesajı vermiştir. Buna karşılık
Diyarbakır’da sükûnet sağlanırken teröristlerin Mardin’de polislere saldırmış
olmasını birlikte düşünmek gerekiyor.
Terörün dış desteklerinin barış istemeyeceği unutulmadan, bu
ülkede yaşayan herkesin barışa destek vermesi gerekiyor. Ondan sonra da teröre
zemin hazırlayan geçmişin yanılışları tespit edilerek bundan sonrası için
bunların ortadan kaldırılmasına ciddi olarak başlanmalıdır. Olayın sadece
ekonomik olmadığı da unutulmamalıdır…