21 Mart günü Diyarbakır da gerçekleştirilen nevruz
etkinliklerinin anlam haritası Türkiye ve Müslümanlar tarafından dikkatlice
okunmalıdır. Uluslararası güçlerin sivil görünümlü istihbarat elamanlarının ve
misyonerlerin rol aldığı, yerel görünümlü ama Washington, Tel Aviv ve Köln
ruhlu sözde Kürt halkının temsilcisi rolünü üstlenenler tarafından
gerçekleştirilen nevruz; Batı nın birinci ve ikinci dünya savaşlarında
tamamlayamadığı operasyonun son halkasını oluşturmaktadır. Batı nın İslam
dünyasına yönelik yoğun saldırıları diğer bir ifade ile İslam medeniyeti ile
hesaplaşması her alanda sürmektedir. Akıllı bir kimsenin bunu görmemesi mümkün
değildir. Batı yakaladığı üstünlüğü korumak ve sürdürmek adına; askeri
saldırılar, iç savaş, etnik ayrıştırma, kontrgerilla ve terör eylemleri dâhil
her yolu kullanmaktadır. Şu anki İslam coğrafyasının fotoğrafı budur. Birinci Dünya Savaşı ndan yenik çıkan İslam
coğrafyası bu yenikliği iki alanda yaşadı. Birincisi cephede, ikincisi ise
medeniyet algısında yaşadı. Bunlardan ikincisi, ciddi bir sarsıntı oluşturdu. O
sarsıntı; mağlupların galiplerin yolunu Kelerin deliğine girme pahasına da
olsa takip etmeleridir. Hilafetin merkezi ve Osmanlı bakiyesi Türkiye, reddi
mirasta bulunarak: Keler misali Batı nın medeniyet algısı dâhil, tüm kurum ve
kuruluşlarının kötü bir kopyacılığını üstlendi. Her sahada bir değişiklik
(devrim) gerçekleştirildi. Bu devrim kendi alanında tarih boyunca yapılan
devrimleri gölgede bıraktı.
Batı/müşrik güçlerin algı değişimine uğrattığı en büyük
olay; Müslümanların ümmet bilincinden ulus bilincine geçişi oldu. Aslında
Türkiye bu rolü Jön Türkler ve Cumhuriyet in kurucu kadrosuyla halka rağmen
bilinçli olarak üstlendi. İçindeki tüm etnik guruplara rağmen bir ulus yaratmak
için işe başlanıldı. Yahudi asıllı gerçek adı Moiz Kohen olan ve sonradan
aldığı Munis Tekinalp ve Kürt olan Ziya Gökalp ın içinde bulunduğu Türk
milliyetçiliği rüzgârları olanca şiddetiyle esti. Ümmet adına hiçbir şey adı
dâhil bırakmadı. Arnold J. Toynbee nin ifadesiyle, Gerçekte milliyetçilik
Müslümanların içine düştüğü bir oyun; Müslümanların büyük bir çoğunluğu için
milliyetçiliğin kaçınılmaz sonucu, Batı dünyasının proleter kalabalığı içinde
erimek olacaktır. Mussolini nin ifadesiyle de, Bunların yazgısı, öykündükleri
toplumun işçi sınıfını artırmaktır. İşçi sınıfı olduğu gibi işçi uluslar da
vardır. Orijinde Batılı olmayan günümüz insanlarının içinde olduğu kategori de
bu olsa gerek. Cumhuriyet in felsefesi eliyle değiştiremediği Kürt insanını,
Batı şimdi PKK ve onun siyasi uzantısı eliyle ve yine milliyetçilik/ırkçılık
fırtınası ile değiştiriyor. Bölge halkı Müslüman dır ve düne kadar isimleri
Abdullah, Selahaddin, Aişe, Hafsa idi. Ama müşrik/Batılı güçler hele hele
Selahaddin isminden asla haz almazlar. Az da olsa Zerdüşt adını alanlar varsa
da bölge; insan adları dâhil her şeyi ile yeniden değişmesi hedeflenmektedir.
Selahaddin yerini Saalip ler alıncaya kadar.
Diyarbakır nevruzunun resmi bu değil miydi Sözde
Türkiyelileşen bir parti ve onun İmralı komutasındaki PKK lılar tarafından
organize edilen bu etkinlikte; Türkiyelilik adına başta Türkiye Cumhuriyeti
bayrağı olmak üzere ülke adına ne vardı Bayrak yok, slogan yok, söz yok,
beyanat yok. Platformda Türkçe, Hoş Geldiniz sözü bile çok görülmüştü. Ortak
değerler yok olmuştu. Bir arada yaşama adına hangi şey vardı Türkiye adına
hiçbir şey yoktu. Peki, ümmet adına, ümmetin bir parçası olma adına ne vardı;
pankartlar, flamalar, sloganlar, Kelime-i Tevhit bayrağı; tekbir sesleri,
Kur an tilaveti ve kapanış duası gibi; İslam ı ve Müslümanlığı işaret eden bir
şey var mıydı Yoktu! Ümmetin Müslüman kanaat önderleri davet edilmemişti.
Kısacası nevruzda Türkiye ye ve ümmete ait bir iz yoktu. Ama seküler Batı nın
son operasyonunun görselleri tüm boyutu ile oradaydı. PKK ve onun siyasi
uzantısı ve takipçilerine Batı nın bölgeyi değiştirme ve dönüştürmede verdiği
rol; Jön Türklere ihale ettiği rolün devamıdır.