Çözüm süreci denilen süreci bence Dinleme ve anlama
süreci olarak değiştirmeli.
Yıllar sonra yine Diyarbakır...
Dışarıda hava değişken... Kapalı, açık, yağmurlu... İçim
gibi...
Susma ve dinleme derslerindeyim... Diyarbakır dayım...
Kadim ve mümbit bir coğrafyada.
Ama ile başlayan cümlelerime bir ara vermeliyim...
Kimin Ama ile başlayan cümlesi yok ki...
Kimin bu topraklarda bir yası yok ki...
Diyarbakır halleri...
* Sokaklarda bir rahatlama olduğundan bahsediliyor...
Evet... Bilmem ki...
* İnceden bir tedirginlik... Evet... Var
* Diyarbakır la birbirimizi tecrübe ediyoruz. Şu kesinki
benim meylim daha fazla...
* Roboskili ailelerle tanışıyorum. Uludere li... Elime
küçük albümü tutuşturup ölen gençlerin resimlerini gösteriyorlar. Hiç bir
insanın dayanabileceği bir hal değil bu... Acının gururlu halleri üstlerinde...
Ne desem bıçak gibi keskin gözlerinden akıp gidiyor... Sanki duymuyorlar...
* Diyarbakır sahabeler şehri... Sahabelerin
yattığı kabirlerin başı tıklım tıklım... Girişteki dut ağacının altında dua
eden yaşlıca kadınlar ve erkekler var... Dünyayla hiç alakaları yok... Gelip
gidenler onlara ikramı vazife edinmişler... Şeker, bisküvi, çikolata ne
olursa... Armağan ediyorlar... Dua istiyorlar... Etraf dua... Şefkat ve
merhamet kokuyor...
* Diyarbakır ın en
büyük camisi Ulu Cami nin ulu halinden kim etkilenmez ki... Avlusunda bir ak
sakallı hoca vaaz ediyor... Oraya buraya kaykılmış, geniş zamanların içinden
insanlar pür dikkat dinliyor... Kürtçe... Tek kelime anlamıyorum... Ama keşke
dinlesem hep diyorum... O kadar coşkun ve içten anlatıyor ki...
* Dıyarbakırlılar ya karpuz ya da terörle anılmak
istemiyorlar artık... Efendimiz in vefatından 7 yıl sonra fethedilen
Diyarbakır, dediklerine göre Anadolu nun
ilk İslam kenti... Ve binlerce yıllık çok renkli, çok kültürlü bir geçmişin
mirasçısı...
* Hanlar ve
kahvaltı salonları; taşlıkları, serin ağaç altlarıyla hayatın demli çay keyfi
gibi... Etrafta rahat oturmalıklar, sedirler... Nefis kahvenin tadı damağımda,
huzur burnumun direğinde... Kırdı kıracak burnumun direğini... Derin bir nefes
alıp doğuyu ve insanlarını nasıl sevdiğimi anlatıyorum... Laf kalabalığı
aslında... Kırgınlıklar olsa da seviyoruz birbirimizi...
* Yine bir hanın
girişinde Diyarbakırlı yazar Sezai Karakoç un Bir sarkaç ne bilir ki gidip de
gelmemeyi yazıyor... Ustanın önünde saygıyla eğiliyorum...
* Cahit Sıtkı Tarancı nın içinden hiç çıkmayasım gelen
evinde soluklanıyorum... Avlu büyük, avlunun içinde ağaçlar, yeşillikler,
havuz Hepsi de avluya açılan sayısız odalar... Şair olası gelmez mi insanın
burada... Gelir... Sahi.
* Mimaride siyah taşlar ağırlıklı olarak kullanılıyor.
Siyah taşlardan örülmüş evlerden biri de geçtiğimiz günlerde içinde dizi
çekilen ev... Ne diyeyim muhteşem...
* Ara sokaklar... Bir avlu... Kadınlar ciğer
yıkıyorlar... Hortum... Leğenler... Çay içmeye davet ediyorlar. Aldığım en
güzel teklifti...
* Yine dar sokaklar, çıkmazlar... Evler... Evlerin
kapılarının üstünde Allah lafzı...
* Sokaklarda meyan
şerbeti ve karadut açık ara öndeydi... Meyan şerbeti cazip gelmedi içmedim ama
parmak gibi karadutlar al beni diyorlardı...
* Diyarbakır
Kalesi ndeki kapılardan birini gösteriyorlar... Kalp biçiminde adı da Ben-u
Sen ... Ben ve sen... Aşkın aşkın halleri... Tam da doğunun sevdalarına
yakışan.
* Kaldığım otelin yanındaki sokakta annelerinin yaptığı
pideye benzer ekmekleri getirip satan küçük kızları bağrıma bastım... Bağrım
şen şimdi...
* Bir akşamüstü
Dicle nin hiç akmıyor gibi duran sularına bakarak, şeker şerbet bir havada
semaver ve çay... Dünyadan götürüp götürebileceğim en güzel anlardandı...
Sakladım içime...
* Dönerken, dağa gençlerin yine gruplar halinde çıktığı
haberi aile yakınlarından geldi... Derin kuyulara düştüm... Merdivensiz kaldım...
Üstelik ailelerin bunu bir kahramanlık olarak gördükleri, şenlikle oğullarını
teşvik ettikleri... gelip soranlara İstanbul a akrabalarının yanına gitti
dedikleri bilgisi de...
Elim ayağım dolaştı...
Ama lara başladım...
Ama aynı yere dönemem... Susma, anlama, dinleme
derslerinden sonra,bunca dersten sonra dönemem... Dudaklarımı ısırıyorum...
Eyvah taşları bağrıma yuvarlanıyor..İyi değilim...
* Her daim anlama, dinleme ve susma derslerine çalışıp,
Diyarbakır a gelin... Belki onlar sizin, siz onların ayağındaki dikeni
çıkarırsınız...
Ve barışın üstüne kapaklanın... Hiç bir yere gitmesin...