Diyanetin sorumluluğu

Abone Ol

Türkiyede İslami hayatın sorumluluğunu Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) üstlenmiş durumda. Başkanlık, bu görevini 1920lerde çıkarılmış "Kuruluş Kanunu"na göre yürütmeye çalışıyor. En takdir edilecek yönü de, kurum olarak baştan beri Ehli Sünnet vel Cemaat adı verilen sahih akide ve doğru inançtan sapmamış olmasıdır.

Diyanetin dinlerarası diyalog olamayacağı, Kuran öğrenimine yaş sınırının getirilmesinin doğru olmadığı gibi açıklamaları, çocukları İslamı ve camiyi sevdirme çalışmaları, eğitim çağındaki öğrenciler için umre organizasyonları yapması benzeri güzel icraatlarını baştan beri takdir ve memnuniyetle karşıladık.

DİBi, içinde bulunduğum bir kurum gibi gördüğüm için, doğru ve hayırlı hizmetleri beni mutlu eder. Hata ve eksiklik gördüğümde de, onların düzeltilmesi adına hatırlatma yapmayı kendime görev bilirim.

100 binin üzerinde personeli bulunan, her mahalle, belde ve köye kadar hizmet vermeye çalışan bir kurumun bunları bilmemesi mümkün değil. Fakat, daha güzel, verimli ve kaliteli hizmet adına, kurum dışından bir kişi gözüyle gördüğüm eksiklikleri hatırlatmayı da bir borç biliyorum.

DİYANET HİLALİ GÖZETLEMELİ

Bu sene, Kurban Bayramında kalblerimizde şüphe oluşturan bir olay yaşadık. Türkiye ve birkaç Balkan ülkesi 25 Ekimde bayrama başladı. Dünya Müslümanlarının yüzde 80i, bayramı 26 Ekimde başlattı. Hatta, 27 Ekimde bayrama başlayanlar bile oldu. Şimdiye kadar bir gün fark yaşanabiliyordu ama, bu sene ilk defa bazı ülkeler için iki günlük farkın da yaşandığına şahit olduk.

Bu sene, Diyanetin "bayram günü açıklaması" ikna edici olmadı. Çünkü, ay gözetlemesi yapılmadan takvim esas alınarak yapılan bir açıklamaydı. "Biz yanlış günde bayram yaptık" iddiasında değilim. O konuyu ehil olanlar konuşsun. Diyanetin "rüyet-i hilal - ayın gözetlenmesi"ni gerçekleştirmeden bu açıklamayı yaptığına vurgu yapmak istiyorum.

Elimizdeki Fıkıh kitapları "rüyet-i hilal"i esas alıyor. Mesela Diyanet İşleri eski Başkanı Müderris Ömer Nasuhi Bilmen Hoca, Büyük İslam İlmihali adlı meşhur eserinde şöyle diyor: "Hilali gördüğünüz zaman oruç tutunuz ve hilali görünce de iftar ediniz. Bu Hadis-i Şerife göre, oruç ve iftar hilalin görülmesine bağlanmıştır." Kitaplar, bu görmenin "çıplak gözle" olması gerektiğini anlatırlar.

Kurban bayramı için daha büyük avantaj var. Çünkü, bayram Zilhiccenin 10. günü. 10 gün araştırıp ortak bir noktada buluşma imkanı var. Diyanetin bu araştırmayı yaparak açıklama yapması daha ikna edici olur.

Evet, hilali gözetlemek her Müslümanın görevi. Fakat, Diyanet, Türkiyedeki halkın da sorumluluğunu üstlenmiş durumda. Sorumluluk önemli. Hani, Safahatta anlatılan Koca Karı ile Ömer kıssasında, gece vakti torunları açlıktan ağlayan kadın, onları susturamayınca, karşısındakinin Halife olduğunu bilmeden Hz. Ömere (r.a) beddua ediyor ya! Hz. Ömer (r.a) yaşlı kadına "Ne yaptı Ömer, böyle beddua edecek" diye sorunca; kadın, "Ya ben yetim avuturken Emir uyur mu gerek" şeklinde cevap veriyor. Halbuki Ömer (r.a), zaten uykuyu terk etmiş, halkının güvenliği için Medine sokaklarını dolaşmaktadır. Diyanetin de böyle hassas bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum.

SORUMLULUK BÜYÜK

DİBnın halka İslami hayatın bütününü anlatma sorumluluğu var. "Kuruluş Kanunu"nda İslam dininin "itikat, ibadet, ahlak" konularını anlatmakla yetkili olduğu belirtiliyor. Fakat, Diyanet 1920lerin şartlarına takılıp kalmamalı. O günden bu yana özgürlükler genişledi, yöneticiler ileri demokrasiden söz etmeye başladı. DİBnın da, kurum olarak İslam dininin anlatım sahasını genişletme mücadelesi vermesi gerekmez mi

Mesela, hutbe ve vaazlar belirli konularla sınırlı. İslamda tesettür, fuhuş ve zinanın kötülüğü, faiz yasağı ve gerekçesi, İslamda ideal evlilik hayatı, miras hukuku ve hikmetleri, Peygamber Efendimizin (s.a.v) komutanlığı, diplomasi anlayışı, eğitimciliği gibi konuların etkili bir şekilde işlenmediğini görüyoruz.

"Yetkimiz yok" deyip geçmek ucuzculuk olur. Hem bunun mücadelesini vermek, hem de münasip bir üslupla konuyu hissettirmek veya cemaati araştırmaya teşvik etmek gerekir, diye düşünüyorum.

Diyanet, bütün personelini okumaya, araştırmaya, sahasında yeterli hale gelmeye teşvik etmelidir. En hassas konuları bile herkesin kabullenebileceği nezih bir üslupla anlatma üslubu geliştirilmeli. Ancak, o zaman sorumluluktan kurtulmanın mümkün olabileceğine inanıyorum.

İslam adına konuşmak ve İslamı doğru temsil etmek kolay değil. İslami hizmetleri, bu yükü omuzlayabilecek vasıflı ve ihlaslı kadrolar yürütmeli.

DİB ve bütün personeline Allahtan yardım diliyor, görevlerini yüz aklığıyla yapmaları temennisiyle sevgi ve hürmetlerimi iletiyorum.