Diyanet’in Darbe Yorumu ve Tedbirler

Abone Ol

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

15 Temmuz’da, Türkiye’mizi parçalamayı hedefleyen çok tehlikeli bir darbe girişiminin etkisinden kıl payı kurtulduk. Darbeciler 50 yıldır dini kavramları kullanarak nice insanı aldatmayı başardı. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, din kisvesi altında faaliyet gösteren zevat hakkında, “Geç idrak etmenin teessürü içindeyiz” diyor.

DİB, darbe girişimi sonrası, kapağında “Milletin Destansı Zaferi” başlığını taşıyan bir dergi çıkardı. Başkan Görmez buradaki yazısında şu itiraflarda bulundu: “Dikkat edin!.. O aldatanlar sizi Allah ile aldatmasın’ diye ikaz etmesinin hikmetini ağır bir imtihanla hem ülke ve millet olarak,  hem de Diyanet ve İlahiyat camiası olarak oldukça geç idrak etmenin teessürü içindeyiz.” Yazının devamında, “Kendilerini gizlediler”; “Gereken dersi çıkardık”; “İlahiyatçılar susmasın!” ara başlıklarıyla yetkililer uyarılıyordu.

DİB, kurum olarak halkı İslam dini konusunda bilgilendirmeyi üstlenmiştir. Biz böyle biliyoruz. Değilse, öğrenmek isteriz.

DİB, 150 bine ulaşan personeliyle her mahalle ve köye kadar uzanan çok yaygın hizmet ağına sahip. İslam dinini halkımıza kaynaklarından doğru öğretmelidir. Bu iş için her diploması olanı değil, ehliyet ve liyakatlı olanları kadrolarına almalıdır. Diyanet personelinin İslam’ı yaşaması ve doğru temsil etmesi çok önemlidir. Görüntüsüyle “hoca”ya benzemeyen tipler, “İşte hocanız bu!” diyerek halkın karşısına çıkarılmamalıdır. Doktor kıyafeti olduğu gibi, İslam’ın manasına uygun “hoca” kıyafeti olması tabiidir. 

DİN CAMİYE HAPSEDİLEMEZ

DİYANET İşleri Başkanı Muhterem Mehmet Görmez’in faydalı, hatta çok kere öncekilerden farklı gayretler içinde olduğunu görüyorum. Allah kendisinden ve halisane niyetle, fedakarca çalışan diğer hocalarımızdan razı olsun! Hepsine sevgi ve hürmetlerimi iletirim. Yazdıklarımız akıl vermek değil, yeni ufuklar açmaya çalışmak ve daha önce söylenenleri hatırlatıp icraata dönüşmesini sağlamak. 

Din konusunda halkın ihtiyaçlarına cevap verilmeli; bu sahada boşluk bırakmamalıdır. Boş bırakılan araziyi ayrık otlarının kapladığı gibi, diyanet alanı da boş bırakılırsa oraları farklı amaçlar taşıyanlar doldurur. 15 Temmuz’da başımıza gelenlerin asıl sebebi bu!

Kayseri İl Müftüsü Doç. Dr. Şahin Güven, personeline, “Hocaların namaz kıldırmaktan başka görevleri de olduğunu” hatırlattı: “Her birimiz sadece camimizin değil, mahallemizin de imamıyız. Doğumundan ölümüne insanımızla iç içe olacağız. İslam’ı anlattığımız gibi, Peygamberimiz misali, yaşamalı ve tatbik etmeliyiz.” (18. 8. 2016)

Diyanet İşleri eski Başkanı Ali Bardakoğlu da hocalara, “Dini camiye hapsetmeyin; İslam’ın mesajını her tarafa ulaştırın” (9. 6. 2008) diyerek görevlerini hatırlatmış; “Dinin en iyi şekilde anlatılması, aktarılması, temsil edilmesi; din adına yapılan yanlışların önüne set çekilmesi gerekiyor” (13. 11. 2009) uyarısını yapmıştı.

Yapılması gerekenler biliniyor. Bilinenlere uygun yapılanmaya ihtiyaç var. DİB; Din Eğitimi Genel Müdürlüğü ve İlahiyat Fakülteleri’yle koordineli çalışmalı. Hocalarımız anlattıkları güzellikleri uygulayıp temsil edebilecek yetkinlikte yetiştirilmeli.

SORUN YALNIZ FETÖ DEĞİL

ELBETTE darbecilerin yaptığı tahribattan ibret alacağız. Özellikle Dinler Arası Diyalog fitnesinin ortaya çıkardığı tahribatı tamir noktasında el birlik çalışmalıyız. Dini tahribat görünürdeki darbeden daha büyük. Yöneticilerimiz, geç uyanmaktan doğan tahribatı tamir etmek için daha büyük fedakarlıklarla çalışmalıdırlar.

FETÖ’den başka tahribatçılar da var. Mesela “hoca” unvanını kullanan bir vatandaş TV’sinde İslami kavramları geveleyerek kadınlarla âlem yapıyor; haramları teşvik ediyor. Hem de “Ne günlere kaldık ey Gazi Hünkâr!” dedirtecek boyutta!.. DİB bu ve benzeri yayınlara seyirci mi kalması lazım?

Hükümet, Allah’ın bazı kesin haramlarını “serbest” (!) yapan kanunlar çıkarıyor.  Fuhuş ve zina alenileşti. Mazbut ailelerin hanım ve kızları bile dekolte kıyafeti normal (!) görmeye başladı. Başörtülü kızlar, sakallı erkekler bile kötü görüntüler vermeye yöneldi. Herkesin gözü önünde yapılanları biliyorsunuz. Böyle giderse yakın tarihte fuhuş kirliliğinden sokağa çıkamayacağız.

Abdurrahman Dilipak, Mart ayında günahların önde gelen yöneticileri de kuşattığını yazdı. “Günah Evleri”, “Kumar” gibi başlıklar altında, “Bizde yılların açlığı vardı. Para, kadın, makam bir anda başını döndürdü birilerinin” diyerek manzarayı tasvir etti. 

Kendimize çeki düzen vermek için yeni darbeler mi bekleyeceğiz? DİB, toplumları helake sürükleyen davranışlar konusunda halkı uyarmalı. Çok ve ani ölümler sebepsiz mi? Yalnız sonuçları görüyoruz. Ya sonuçları hazırlayan sebepler! Onları bilirsek, tedbirde kusur etmeyiz.

Allah, hocalarımızın ilim ve hizmet etme azimlerini artırsın!