Diyanet’e Bazı Önerilerim

Abone Ol

Bismillâhirrahmanirrahîm;

YÜZYILLAR boyu İslâm’ı bütün dünyada temsil etmiş büyük bir milletin evlâtlarıyız. İslâm güneşi dünyayı aydınlatmış; aziz milletimiz de İslâm’ın yeryüzüne yayılması için büyük fedakârlıklar yapmıştır. İslâm, Müslümanları birbirine kenetleyen en güçlü harç olmuştur. Osmanlı’da halifelik ile temsil edilen kurumsal yapı, 1924’ten itibaren DİB ile temsil edilmeye başlanmıştır.

İslâm, Allah yapısıdır. Ulvî ve kutsal bir mevkiye sahiptir. Temel kaynakları Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’dir. DİB de hizmetlerini bu kaynakları esas alarak yapmalıdır. DİB’in kuruluş kanununda, “İslâm dininin itikat, ibadet, ahlâk esaslarını öğretmek” amacını taşıdığı yazılıdır. Diyanet, İslâm’ın bütün alanlarını temsil edemiyorsa, bunu halka açıkça anlatmalıdır.

Milletimizin kalbinde dinin özel bir yeri vardır. Kimse, İslâm’a karşı hadsizlik yapılmasını istemez. İslâm’ın, toplumu bütünleştiren bir özelliği vardır. Bu yüzden din hizmetlerinin büyük bir ciddiyet ve titizlik içinde yürütülmesi gerekir. Türkiye’de dinin kurumsal temsili DİB’na verilmiştir. Bu durum DİB’nın değerini daha da artırmaktadır. Diyanet, Türkiye’deki 85 milyonun tamamına hizmet sunmakla görevlidir.

Din hizmetleri çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Din görevlileri yalnız camilerinin imamı değil; tüm mahalle veya köylerinin görevlisi olduklarını unutmamalıdır. Darlıkta, sıkıntıda, doğumda, ölümde, acı ve sevinçli günlerinde -insan ayrımı yapmadan- mahalle veya köy halkının yanında yer almalıdırlar. Bu kutsal görevin hakkını veren hoca kardeşlerimden Allah ebediyen razı olsun!

DİB ÖZERK OLMALI

DİB, İslâm’ın kurallarını topluma tam anlatabilmesi için kurumsal özerkliğe sahip olması gerekir. Devletin diğer kurumlarında bazen daha güzele ulaşmak için “yeniden yapılanma” gibi sözler duyarız. DİB konusunda böyle bir arayış gayretini duymadık. Buna rağmen, bugünkü şartlarda bile daha güzel şeylerin yapılabileceğini düşünüyorum.

İslâm, çağları aşan mesajıyla insanlığa yaşanmaya değer bir hayat iksiri sunuyor. Dünya ve âhiret saadetini müjdeliyor. Müslümanların ellerinde mucizevî delillerle ispat edilmiş Kur’an gibi bir yol gösterici var. Hepsi İlâhi kaynaklı deliller… Dini temsil durumunda olanlar yalnız bu kaynaklardan beslenmeli, bunları beşeri söz ve uygulamalarla karıştırmamalıdır.

Din görevlileri, dinin kurallarını örselememeli, İlâhî olan bilgiyi net bir şekilde topluma yansıtmalıdır. Güvenilirlik ve adalet, dini temsil eden kişinin en başta gelen özellikleri olmalıdır. Son cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 2. turunda, seçimlere birkaç gün kala, Diyanet İşleri Başkanı, Erbakan Hoca’nın kabrini ziyaret ederken bir siyasi parti genel başkanıyla birlikte görüntü verdi. Bu, diğer siyasi partilerin gönlünde derin yaralar açtı.

Diyanet İşleri Başkanı, özellikle seçim sezonunda bir partiye yakın bir görüntü vermemelidir. Bu hareket, onun güvenilirliğini giderir. Bazı Diyanet görevlilerinin “açıktan” bir partinin tarafgirliğine soyunması cemaatin azalmasına yol açmaktadır. Diyanet görevlisi “cemaati azaltma görevi” üstlenebilir mi? Nitekim, “Siyasi mesajlar veriliyor” diye cuma namazına bile gelmeyen insanlar biliyorum.

KUŞATICI HİZMET

DİYANET güncel politikadan uzaklaşmalı, evrensel mesajla kuşatıcılığını göstermelidir. Halk, olup bitenin farkındadır. Minyeli Abdullah filminin baş aktörü, camilerdeki politikadan yakınmıştı. AKP kurucularından Kemal Albayrak, Yeniçağ’dan Orhan Uğuroğlu’na verdiği mülâkatta, “camilerin bile Ak Parti’nin propaganda merkezi olduğunu” belirterek, “Şimdi saray siyaseti var” (11.1.2021) demişti.

Diyanet virüs, deprem gibi tabiî âfetlerin İslâmî tahlilini yapmadı; alınacak dersleri ortaya koymadı. Musibetlerin yapıp ettiklerimizle bağlantısını anlatmadı. Meselâ şu ayet çok işlenmeliydi: “Onlar yılda bir - iki defa belâya uğradıkları halde, yine tövbe etmiyor ve ibret almıyorlar mı?” (Tevbe, 126)

3 Temmuz’da bütün camilerde “Yaz Kur’an Kursları” başladı. Bu çalışmaların kalite ve kalıcılığı değerlendiriliyor mu? Senelerdir yapılan bu hizmetler sonucu, camilerde ortaokul ve liselilerden oluşan cemaatin görünür hale gelmesinin hasretini çekiyoruz. Kurs hocalarıma çalışmalarında kullanmak üzere Yunus’un şu dörtlüğünü armağan ediyorum: “Kim ki Kur’an’ı bilmedi! / Derdine derman olmadı! / Sanki dünyaya gelmedi! / Her işine pişman ola!”

Prof. Dr. Osman Turan, “Camiler iki şekilde kapanır” diyerek sayar: “1. İşgal, 2. Cemaatsizlik sonucu.” Bazı ilçelerimize bağlı köylerden camilerin yalnız cumadan cumaya açıldığı haberlerini alıyorum. Diyanet, nüfusun artmasına rağmen cemaatin azalmasını masaya yatırıp tedbirini almalıdır. Bu hatırlatmayı, dinime karşı sorumluluğum ve gözbebeğimiz DİB’nın en itibarlı noktaya gelmesi için yapıyorum. Görevlerinin hakkını veren hocalarıma selâm olsun!