Diyanet ve İslamafobi?nin başı Türkiye

Abone Ol

Öyle yakın ilişkiler var ki insanlık ailesi içerisinde.

Mesafelerin hükmü kalmadı.

Şam ile Paris iki köy gibi yakın.

Biniyorsun bota, arada ölümlere uğruyorsun ama sonunda

karaya, Paris e ya da Brüksel e gidiyorsun.

Gerçi bota binmek için varını yoğunu satanlar, onları

kandıranlar, bottakilerin iyi niyetlileri ya da kötü kervanbaşları da birlikte

evrilmektedir.

Düşmanlık, ölümcül kimlikler, İslamafobi.

Göçmenlerin ölülerine de kılıç vurmaktan hiç çekinmiyor

Charlie Hebdo.

L.Sourisseau imzalı karikatür ile içindeki kötülüğü bir

kez daha kustu.

Fakat işin ilginç tarafı Charlie, bu kötü fikri de bizden

çaldı.

Yaz ayları idi, mutad acı dilli sözlük yazarları batan

botta ölen göçmen çocuklar için yazmışlardı;

İyi ki öldüler, yaşasalar ya güzel İzmir i pis

görüntüleri ile kirletecek, parklar çöplükten geçilmeyecek, ya hırsız ya da

tacizci olacaklardı diye.

Bu toprakların kötülük damarına yüreğini yaslamış Charlie

Hebdo nun yeni bir şey bulduğu yok.

İslamafobi, Irkçılık bizde de çığ gibi.

Dergideki karikatürde, Küçük Aylan yaşasa idi tacizci

olurdu diyerek Köln deki yılbaşı kutlamalarında göçmenlerin karıştığı kriminal

olaylar anımsatılmakta.

Her yılbaşı Taksim de birkaç tinerci çocuk ya da onların

ayarındaki kişilerin karıştığı taciz olaylarını tiksinti ile karşılar fakat

kimseleri yaftalayamayız; şu etnik grup, bu köken yaptı diye.

Fransa da aklı başında bir kadın, Champs-Elysees

Meydanı ndaki yılbaşı kutlamalarına gitmek istemez zira bilir o gece çok içmiş

Fransızların yanlarındaki tanıdık tanımadık kadınlara sarılıp daha da ileri

gideceklerini.

Göçmenlerin karıştığı bir suç, derhal galeyana sebep olup

İslamofobiyi şaha kaldırmaya yetmekte.

Kötülüğün ırkı, dini, kültürü yok.

Son hırpalama, itibarsızlaştırma, İslamofobi, Diyanet ile

ilgili idi.

Bir kişinin çok özel bir sorusu karşısında, yeterli

Arapça bilmeyen bir görevli tarafından teknik bir hata sonucu, ortaya iğrenç

bir durum çıkmış, bu vahim hata, araştırılacağına derhal mal bulmuş mağribi

gibi Türkiye de İslam nefretliğine dayanak yapılabildi. Diyanet İşleri Başkanı

Görmez, bu olayla hayatının en büyük acısını yaşadığını anlattı:

Bu öyle bir haber ki, itibarsızlaştırma kampanyası

ki, bu; Diyaneti, başkanını, hocaları ve imamları toplumun yüzüne

bakmaktan alıkoyan bir iftiradır. Bizi bütün babalarımıza, bütün

kızlarımıza, bütün annelerimize ve bütün ailelerimize mahcup etmeyi hedefleyen

bir iftiradır. Bu haber değildir, bu İslamofobik nefret içeren gayri ahlakı haber

mühendisliğidir. Benim toplum huzurunda telaffuz etmekten hayâ ettiğim bu haber

yüz binlerce yerde yer aldı, yanına benim sarıklı cübbem yerleştirildi. Buna

üzülmedim. Ama bu haber İngilizceye çevrildi ve Vatikan ın yanı başında

İtalya nın en büyük gazetesine manşet yapıldı. Bu haber bizatihi bu topraklarda

bu milletin sadakasıyla kurulan bir haber ajansı tarafından Arapçaya çevrildi

ve Arap dünyasına servis yapıldı. Diyanet aile içinde şunu şunu caiz

görüyor diye haberleştirildi.  

O zaman İslamofobi nin başşehri Türkiye denmesinde hiç

sakınca yok zira 28 Şubat günlerinde başörtülü kadınlar, Avrupa dan çok

Türkiye de zorlandılar ne yazık ki. Onlarda kötülüğü kopya çekip batının

okullarında başörtüsünü nasıl yasaklayabiliriz derdine düştüler.