Bismillâhirrahmânirrahîm;
ON gündür Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Ali Erbaş’ın Cuma hutbesindeki bazı sözlerini konuşuyoruz. Tartışma; Ankara Barosu’nun, Muhterem Erbaş’ın “zina ve eşcinselliğin dinimizce yasaklandığı” yönündeki sözlerine tepkisiyle başladı. Ne demişti Diyanet İşleri Başkanı: “İslâm zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lûtiliği, eşcinselliği yasaklıyor. Çünkü hastalık getiriyor, nesli çürütüyor! Gayr-i meşru ve nikâhsız hayatın İslâmî literatürdeki adı zinadır.”
Diyanet’in görevi İslâmiyet konusunda insanları aydınlatmak, Allah’ın emirlerini duyurmak değil mi? Erbaş’ın yaptığı bu! İslâm’ı anlattı. Yeryüzündeki Müslümanların tamamı, istisnasız Allah’ın zina fiilini yasakladığını bilir. Bu muhkem harama hiçbir din bilgini itiraz edemez. Bir heyetçe yürütülen Din İşleri Yüksek Kurulu da Erbaş’ın söylediklerini doğruladı.
Bu olayda bütün Türkiye Erbaş’ın yanında yer aldı. Diyanet-Sen, Din-Bir-Der gibi dini kurumlar da. Adalet Bakanlığı, TOB, farklı baro kuruluşları, Hukukçular Derneği gibi hukukî kuruluşlar da tepkiyi yanlış buldu. Hatta Ankara Barosu’na kayıtlı pek çok hukukçu da. Çünkü yapılan Sayın Erbaş’ın şahsında İslâm dinine saldırıydı.
İslâm, bu ülkenin vazgeçilmezidir. En orijinal yönümüzdür. İslâm olmadıktan sonra varlığımızın anlamı ne? İslâm dışı hayatı yaşamak isteyenler sonuna kadar serbest! “Dini kabulde zorlama yoktur” (Bakara, 156). “Dileyen iman etsin; dileyen kâfir olsun!” (Kehf, 29). Allah hak ve batılı bildirmiştir. İnsana da cüz’i iradesiyle serbest seçme hakkı tanımıştır. Devletçe de can ve malları güvencededir.
DİNE KARŞI DURULMAZ
ALLAH, insanı dünyada imtihan için böyle bir özgürlük tanımıştır. Fakat kimseye dine müdahale hakkı vermemiştir. Din Allah katındandır; ilâhidir; cihanşümuldur. Türkiye gibi yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede İslâm’ın “var” olan emrini “yok” sayarsanız, o yüzde 99’un size, “Dur bakalım!” deme hakkı vardır. Yaşanan budur. Her kesimden insan Muhterem Erbaş’a sahip çıkmış, İslâm’ın yanında olduklarını göstermişlerdir. Milletimiz dininin hafife alınmasını affetmez.
Muhterem Erbaş’a teşekkür ediyorum. Dinin bazı hükümlerini “nefret söylemi”(!) sayanlara prim vermedi, Allah’ın emrini cesurca duyurdu. Bugüne kadar Diyanet mensuplarından zina ve eşcinselliğin bu kadar net ve açık anlatımını duymamıştık. Allah’ın vahyi, çeşitli gerekçelerle değiştirilemezdi. İslâm insanlara uymaz, ona uyulurdu. Dünya ve âhiret saadetinin yolu buydu.
Diyanet İşleri Başkanı görevini yaptı. Ayıplayıcının ayıplamasından çekinmedi. Tebliğ de budur. Yani, bir hakikati değiştirmeden, olduğu gibi insanlara ulaştırmak! Sadakat bunu gerektirir. Allah’ın emirlerini dilediğimiz gibi eğip bükme hakkımız yok. İslâm davetçilerinin bu titizlik içinde hizmet etmeleri esastır.
Diyanet merkezli bu tartışma, halkın “zina ve eşcinsellik” konusundaki duyarlılığını artırdı. Zinanın yaygınlaşmasıyla aile ve toplumun yıkılacağını yakından gördük. Hatta gidişatın dini duyarlılığımızı bile yok edeceğini öğrendik.
Diyanet İşleri Başkanı bu menfur saldırının gerekçesini de açıkladı: “Bu cür’eti ‘kanundaki boşluk’tan alıyorlar.” (27.04.2020)
Kanundakı boşluk
GERİYE dönüp bakalım! AB uyum yasası diyerek aile kurumunda Batı’nın istekleri yönünde değişiklikler yapıldı. Eski Aile Bakanı Selma Aliye Kavaf’a, Brüksel’de eşcinselliği yasalaştırmasını istediklerinde, “Eşcinsellik hastalıktır” demiş, fakat koltuğundan olmuştu. Yerine, “Eşcinsel hakların Anayasa’ya alınmasına pozitif bakıyorum” diyen Fatma Şahin getirildi. Eşcinsellik meşrulaştırıldı. LGBTİ’ye izin veren dernekler açıldı. Bununla yetinilmedi. Halka duyurmadan İstanbul Sözleşmesi imzalandı. Seçmenden kaçırırcasına, gece vakti 26 dakikada Meclis’ten geçirildi.
Evet, mevzuat hazretleri! Diyanet İşleri Başkanı’nın yakındığı “kanundaki boşluk”! Sayın Erbaş resmi kimliğiyle bu kadarını söyleyebildi. Diyanet ve halk görevini yaptı. Sıra hükümet ve Meclis’te!
Üç senedir izliyorum! Sema Maraşlı, ülkem tehlikede endişesiyle, sorumlu davranarak İstanbul Sözleşmesi konusunda, “Dilimde tüy bitti” denilecek ölçüde uyardı! Tartışmalar sürerken şunları paylaştı: “İstanbul Sözleşmesi’ne ses çıkarmayanlar, hatta destek olanlar “AliErbaşYalnızDeğildir” demiş. Oysa İstanbul Sözleşmesi’ne göre Ali Erbaş’ın yaptığı suçtur. Yargılanmalıdır. Ya sözleşmeyi tam uygulayın, ya kaldırın. Tanınmışların ayağına taş değince hoplamakla olmuyor bu işler!” (29.04.2020)
Akit TV, haber bülteninde uygulamadaki tutarsızlığı vurguladı: “Ankara Barosu Başkanı’na kızabilirsiniz, kızıyoruz. Fakat İstanbul Sözleşmesi’nden doğan hakkını kullanıyor. Eline bıçak verilmiş; Ali Erbaş’a doğrultuyor. Meclis’in yetkisi var; bıçağı niçin elinden almıyorsunuz? Sözleşmeyi niçin çöpe atmıyorsunuz?”
DİB, en hassas kurumumuz! Üzerinden elinizi çekiniz! Kör dövüşünden usandık. Konu netleşmeli: Diyanet mi; sözleşme mi?