Diyanet, Ramazan ayına hazır mı?

Abone Ol

Bismillâhirrahmanirrahîm;

TÜRKİYE’MİZİN büyük çalkantı ve travmalar yaşadığı bir dönemde, rahmet ve arınma vesilesi olan Ramazan ayı da hızla yaklaşıyor. Önümüzdeki büyük hazineyi çok iyi değerlendirmek zorundayız. Kısa sürede; 15 Temmuz, virüs, hayat pahalılığı ve 500 kilometrelik mesafede 10 ilimizi harabeye döndüren deprem gibi felâketleri yaşadık. Hepsi, toplum hayatımızda derin izler oluşturdu. Yaraların sarılması için Ramazan ayını güzel bir fırsat bilmeliyiz.

Ramazan ayına mahsus belirli ibadetler var. Elbette, bunlar hakkıyla yapılmaya çalışılacak. İslâm sosyal hayatın içinde bir din. “Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir”; “Müminler bir vücuda benzer. Bir uzvunuz hasta olduğunda bütün vücudun acı çektiği gibi; mümin kardeşimizin acısından da bütün Müslümanlar acı çeker” gibi ölçüler Ramazan ayında uygulanmayı bekliyor.

Deprem 10 ilimizde meydana geldi; ama tüm Türkiye yıkıldı. Depremzedeler gerek yakınlarının yanına gitmek; gerekse başka illerde hayata tutunmak için bütün şehirlerimize dağılmış durumdadır. Deprem sonrası TV’lerin günlerce canlı yayın yaparak yıkılan binaları, enkazdan çıkarılan insanları ve onların feryatlarını göstermeleri toplumun tamamında travma oluşturdu.

Bunlar yaşanmamış gibi ibadet hayatımıza devam edemeyiz. Başta DİB olmak üzere; yapabileceği bir şey olan her insanın, yaraları sarmak ve Ramazan ayında terapi yerine geçebilecek manevi iklim oluşturmak için elimizden geleni yapmak, insanımızın sahipsiz olmadığını göstermek zorundayız. Bunu, insanlık ve Müslümanlık görevi bilmeliyiz.

NELER YAPABİLİRİZ?

BU süreçte, en büyük inisiyatifi DİB alması gerekiyor. Çünkü 70 binden fazla caminin ve 150 bin civarındaki Diyanet personelinin yönetim ve kontrolü Diyanet’in elindedir. Öyle büyük bir avantaja sahip ki, her mahalle ve her köyde camilerimiz var. Bundan faydalanarak neredeyse her insana ulaşmak mümkündür. İyi hazırlanmış bir program ve Ramazan ayının feyiz ve bereketiyle Türkiye insanının tamamına manevi rehberlik yapabiliriz.

Bu planın uygulanması için çok iyi seçilmiş bir kurula ihtiyaç var: İslâm’ı çok iyi bilen uzmanlar yanında; psikoloji, sosyoloji uzmanları, aile danışmanlarıyla kurul zenginleştirilebilir. Diyanet böyle farklı alanların uzmanlarıyla çalışabilmelidir. Bu kurul, milletimizin üzerindeki travmaların giderilip, normal hayata döndürülmesi için fikir alışverişi yaparak Ramazan ayı süresince uygulanabilecek bir program hazırlamalıdır. Her gün spot bilgiler şeklinde hocalarımıza, TV’lere, sosyal gruplara servis etmelidir.

Elbette yaşadığımız felâketleri hatırlatıp durmak gerekmez. Böyle sıkıntılara düşen insanların tedavisine uygun bir içerik hazırlanmalıdır. Gönüllerin coştuğu, kalplerin yumuşadığı mübarek ayın etkisiyle halkımızın kalbine dokunacak, gönlüne girilecek bir program kolayca uygulanabilir.

Camilerimiz, çeşitli etkilerle durmadan cemaat kaybediyor. Halk, aynı şeylerin tekrarından bıktı. Camide o güne kadar duymadığı bir sözü duymak, bir konuyu öğrenmek istiyor. Ramazan ayının böyle bir projeyle değerlendirilmesi, halkın bunaldığı günlerdeki ihtiyacına cevap olacak ve Diyanet de büyük itibar kazanacaktır.

YARINA KALMASIN!

HALK, DİB’in “öncü” olmasını, önden yürümesini bekliyor. “İmam” kelimesi de bu öncülüğü içermiyor mu? DİB eski Başkanı Mehmet Görmez, “Diyanet olarak, FETÖ’yü geç idrak etmenin teessürü içindeyiz” (Diyanet dergisi, Ağustos 2016) itirafında bulunmuştu. Şimdi bu geç kalma, “öncülüğe” dönüşmelidir.

Diyanet, deprem bölgesine yardım seferberliği başlattı, personelini gönderdi, cenaze işlerinde öncülük etti/ediyor. Yaraların sarılması çalışmalarının içindedir. Bu kadarı yetmez. Türkiye’nin her yerine hizmet ağı kurmuş bir kuruluşumuz, halkımızın psikolojik, sosyal, ekonomik travmalar yaşadığı bir atmosferde daha büyük fedakârlıklarla manevi bir görev üstlenmelidir.

Hocalarımız kabuklarını kırmalı, yalnız camiye gelenlere değil; mahalle veya köyünün tamamına hizmet sunacak bir yöntemi oluşturmalıdır. Bunu kişisel gayretleriyle yapan bazı hocalarımız var. Kayseri eski Müftüsü Şahin Güven, hocalara, “Sadece caminizin değil; mahallenizin imamı olun” diyerek şunları anlatmıştı: “Namaz kıldırmak dışında da görevlerimiz var. Peygamberimiz ne yaptıysa onu yapmak zorundayız.” (20.08.2016)

Bu hizmetler için ufkumuzu geniş tutarak herkese ulaşmanın yolunu aramalıyız. Evrensel bir dine ancak böyle hizmet edilir. Güncel söylemler içinde boğulmak, günün adamı, günün konuşanı olmak yerine, kâinat çapındaki kutlu bir inancın temsilcisi olmaya çalışmalıyız. Topluma faydalı olmak niyetindeki bir hoca insan ayrımı yapmaz.  

DİB’den; bunaldığımız bir dönemde, Ramazan ayını da fırsat bilerek, halkımızın yaralarını saran “maneviyat doktorları” olma fedakârlığını bekliyoruz.