Diyalog mu, laubalilik mi?

Abone Ol

Farklı din mensupları ile hoşgörü adı altında diyalog kurmak düşüncesiyle son yıllarda cami, kilise ve havranın yan yana dizilmesi moda oldu. Hatta şimdilerde iki farklı dinin mensupları perde ile ayrılan bir salonda yan yana ibadet yapar oldular. Kısacası üç ayrı inanç mensuplarının yan yana ibareti marifet sayılıyor. Diyalog adı altında yapılmaya çalışılanlar farklı dinleri birbirine yakınlaştırma, bir diğer ifade ile birleştirme çabası olarak ortaya çıkıyor ki, buna diyalog değil laubalilik demek daha doğru olacaktır. Çünkü aynı dinin mensubu ama farklı cemaatlere mensup Müslümanlara karşı hoşgörüsüz olanların farklı dinlere hoşgörü sergilemesi ne anlama gelebilir Hâlbuki dinde laubalilik olmaz/olamaz/olmamalıdır. Çünkü bir din anlayışında laubalilik görülmeye başlarsa o din özünden bir şeyler kaybetmeye, sulanmaya başlar, safiyetini kaybeder. Buna hiçbir gerekçe ile kimsenin hakkı yoktur/olmaması gerekir.

Hemen belirteyim ki, dinimden hiçbir kuşkum ve korkum yok. Karşıma kimler çıkarsa çıksın, inancıma yönelik bir tereddüt oluşturulması söz konusu olmaz. Ancak, birilerinin tüm dinleri belli bir noktaya çekmeye çalışmalarını diyalog olarak sunmalarını da kitleleri kandırma ve uyutma olarak değerlendiriyorum.

Dinler arası diyalog şimdilerde aynı bina içinde cami ile cem evinin bileştirilmesine geldi dayandı. Çünkü Alevilik ile Sünni Müslümanlığın aynı tarif içine çekmeye çalışılmasını da gerçekçi bulmuyorum. Birileri ille de Alevilik ile Sünni Müslümanlığı aynı çizgiye niçin çekmeye çalışır, aynı tarif içine sokmaya gayret ederler anlamakta güçlük çekiyorum.

Çünkü cem evlerine caminin dışında bir ibadethane anlamı yükleyen insanların karşısına çıkıp cami ile cem evi arasında bir fark yoktur demenin gerçeğe ters düştüğünü söylemeye bile gerek. Bu bakımdan din ve mezhepler konusunda bir takım dayatmalar sorunlara çözüm getirmez. Zorlama sonunda insanları olduklarından ve inandıklarından farklı görünmeye zorlar ki bu da inanç özgürlüğüne zarar verir.

Şahsen Alevi de, Sünni de kendini inandığı gibi tarif etmeli, buna dışarıdan hiçbir müdahale olmamalıdır. Gerek dinler gerek mezhepler arasında bir takım tepeden inme tarifler insanları kesinlikle değiştirmeyecektir.

Yıllar önce bir toplantı için Tahran’a davet edilmiştik. Türkiye’den çok sayıda gazeteci de vardı… Kaldığımız otel odasını İstanbul’dan bir meslektaşım ile paylaşıyorduk. Toplantıyı organize eden İranlı yetkililer bizi aynı odaya vermişlerdi. Bir hafta süren toplantı vesilesiyle o arkadaşımız ile özellikle geceleri başka gazeteci arkadaşlarımızın da katıldığı sohbet imkânımız olmuştu. Bir gece Türkiye’den bir gazeteci arkadaşım ile onun ilahiyatçı eşi ve İran’dan bize mihmandarlık yapan, üniversite tahsilini Türkiye’de tamamlamış bir İranlı da bulunuyordu. Söz döndü dolaştı Aleviliğin ne olup olmadığına geldi. Arkadaşımız Aleviliğin Müslümanlığın bir kolu olduğunu söyleyince ilahiyatçı arkadaş camiye ve namaza Türkiye’de pek çok alevinin uzak durduğunu hatırlatınca muhatabımız “Semah namazdır” karşılığını verdi. Anlayışı bu olabilir. O böyle diyor diye tüm Aleviler de öyle inanıyor anlamına gelmez. Bunların hepsi kabul. Bunun yanında yıllar önce İstanbul’da aynı gazetede çalıştığımız ve daha sonra milletvekili olan bir meslektaşım gazetedeki köşemde cem evelerini bir kültür merkezi olarak nitelendirdiğim yazıma gazetedeki köşesinden cevap vermiş ve meseleyi yanlış bilmekle suçlamıştı. Hemen belirteyim ki, eksik ve yanlış bilgim olabilir. Ancak, eğer cem evlerine tekke ve zaviyelerin ötesinde bir anlam yüklenecek olursa ortaya farklı bir ibadethane çıkar ki o zaman bütün İslami anlayışların aynı çatı altında toplanmaya çalışılması doğru olmaz. Diyalog adı altında dinde laubaliliğin yaygınlaştırılması çabaları ile karşı karşıyayız demektir. O zaman, bırakın herkes kendi inancını kendisi belirlesin ve tarif etsin, birileri tepeden inmeci bir takım yaklaşımlarla kendilerine göre tüm din ve inançları birbirine yaklaştırma çabasından vazgeçsinler.